SAFİYE -10. Bölüm- Ben O’nu Seviyorum

SAFİYE -10. Bölüm-

Ben O’nu Seviyorum

 

Bir tarih kitabında okumuştu. Bu tarihi hamamda zamanında 1394-1406 yıllarında Çelebi Mehmet, 1398 yılında Yıldırım Beyazıt, 1473 yılında Uzun Hasan, 1473 yılında Şehzade Beyazıt (2. Beyazıt) 1473 Şehzade Mustafa, 1505 ve 1507 yıllarında Şah İsmail, 1635 yılında 4. Murad yıkanmışlar. Bunu okuyunca Hüseyin arkadaşlarına espri ile karışık “Bu tarihi hamamda yıkanınca kendimi şehzade gibi hissediyorum.” Demişti.

Sadece Hüseyin mi? Sünnet düğününde arkadaşları ile yıkananlar Şehzade, evlenme düşününde “damat hamamı” yapanlar Padişah gibi hissederlerdi kendilerini.

Kadınlar da “gelin hamamı”nda kendilerini kraliçe gibi hissetmiyorlar mıydı?

Kara kuru esmer Safiye, bu tarihi hamamda yıkanmasa da kendini deliler gibi sevdiğini bildiği Hüseyin’in sevgisi ile kendini zaten kraliçe gibi hisseder, özgüveni gelir ve kendine laf atmaya çalışan veya kendisini ezmeye, kullanmaya çalışanlara daha özgüvenle karşı koyardı.

Yaşça büyük olanların sözünün geçtiği, ne kadar okursalar okusunlar, ne kadar bilgili olursa olsunlar anne ve baba sağ ise babanın, o olmazsa en büyük ağabeyin sözü geçerdi. Yani bu durumda Hüseyin’in evinde Tahsin, Safiye’nin evinde ise Sadık’ın sözü geçerdi. Pazar’da geçerli olan kurallar Hüseyin ve Safiye’nin evinde de geçerliydi. Ne zaman ki küçük kardeşler yeni bir ev yaparak evden ayrılırlarsa o zaman kendi evinde sözü geçerdi.

Dul kalan İrebiç Hanım kocası Ahmet’in 39 yaşında genç yaşta ölümünden sonra evin hem erkeği hem de kadını olmuş ve güçlü olmaya gayret ediyordu. Oğullarının birbiri ile didişmemeleri ve birlik ve beraberlik içinde yaşamalarına özen gösteriyordu. Tahsin de annesine saygı duymasına rağmen kardeşleri üzerinde söz hakkı olan aile reisi olmak istiyor, bu yüzden bazen sertleşerek kardeşlerinin ve annesinin kalbini kırdığı da oluyordu. Bu tabii ki gelip geçen bir şeydi.

Pazar’da geçerli geleneklere göre Hüseyin ve Safiye Cuma günü davul zurna ile düğüne başladıklarını duyurdular. Davul zurna ile yiğitbaşı Hüseyin’in akrabalarını kapılarına giderek düğüne davet ettiler. Kocaman bir inek kesildi. Akşam Hüseyin’in arkadaşları Hüseyin ile beraber gece yarısına kadar oynadılar, davullar zurnalar çaldı. Yorulunca çaylar içildi. Gençler yorulunca evlerine çekildiler. Bu tatlı yorgunluk sabah ezanı ile namaz sonrası hamam da devam edecekti.

Hüseyin bir yandan evlenirken öte yandan ülke demokrasiye geçmiş ve halk 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimle beraber “Yeter Söz Milletindir” diyerek CHP iktidardan uzaklaştırılmış ve Hüseyin’in ölene kadar gönül vereceği demokratlar iktidara gelmişti ve sanki Hüseyin kendi düşünü ile beraber demokrasi düğünü de yapıyordu.

Sabah uyanan gençler camide kıldıkları sabah namazından sonra Pazar’ın tarihi hamamına doluştular. Padişahlar gibi, şehzadeler gibi, eğlendiler, birbirlerini yıkadılar, keselediler, aklandılar, paklandılar, şahlandılar. Davul zurna eşliğinde hamamın soyunmalık yerinde damadı güzel yeni takım elbiseler ile süslediler. Güle oynaya damadı hamamdan evine getirdiler. Yenen yemeklerden sonra damat ve arkadaşları dinlenmek için bir köşeye çekilirken yaşlılar gelerek düşün evinde yemek yeyip, düğün sahibi İrebiç Hanımı tebrik ettiler. Düğün hediyesi eşyaları kimi “töre” denen paraları bıraktılar yiyen yedi doya doya tıka basa. Pazar’ın çocukları da delileri de bayram ettiler yani. Düğün ettiler. Sadece Hüseyin’in düğününde değil her düğünde er düğünde böyleydi Pazar. Değmesin kimseye nazar.

Öğleden sonra güreşler yapıldı ve yapılan güreşleri tabii ki komşuları pehlivan Karimin Hasan’ın oğlu Kerim kazandı ve bir kuzu hediye ettiler ona. Düğünlerde güreş yapılması o zaman gelenekti ama sonradan unutuldu. Bozulan geleneklerimiz gibi güreş geleneği de düğünlerden kaldırıldı.

Akşam kız evinden alınan kına oğlan evinde Hüseyin’e yakıldı. Kına gecesi bir nevi ihale yapılarak en yüksek değerli hediyeyi veren damadı kına yakılması için oturtulur. Bu ev, araba arsa veya kesilecek hayvan falan olur. Bunu çevredeki toplanan gençler merakla takip eder.

Sabah oğlan evi kız evine atlarla giderek gelini getirdiler. Gelini görmeye çevreden bayanlar geldiler. Çehizine bakarak, Safiye’nin gergefle işlediği canlı gibi duran perdelere, masa örtülerine yatak örtülerine, göz nuru ile senelerce emek dökerek hazırladığı çehizine bakarak “maşallah Allah mutlu bahtiyar etsin” dediler.

DEVAM EDECEK