SEÇİMLER NİYE ERKENE ALINMIŞ OLABİLİR?

16 yıldır aralıksız ve koalisyonsuz ülkeyi yöneten bir parti ve lideri özellikle seçimler için vaat ettiği ve de uyguladığı bir sistemden 16 yıl sonra neden vazgeçti? AKP, seçim tarihiyle oynamama ve seçim ekonomisi popülizmi yapmamakla övünen bir partidir. Seçim zamanı yaklaştıkça özellikle basın bu iki özelliği merak etmiş, parti de bunu propagandasında kullanmıştır. Seçim tarihindeki tutarlılığı için bir şey söylenemez ama seçim ekonomisi ile ilgili şerh düşecekler mutlaka vardır. Ancak bu durum yazının konusu dışında olduğu için üzerinde durmayacağım.

AKP, topu MHP’ye atarak (öyle gözüküyor) seçim tarihiyle ilgili perhizini yumuşak bir geçişle bozmuş oldu! AKP mi perhizi bozma konumuna geldi yoksa ülke gerçekleri mi perhizin bozulmasını mecbur hale getirdi? Bilemiyoruz. Ancak burada vatandaşın ne anladığı önemli ve sandığa da yansıyacak odur.

Siyasette söz çok önemlidir. Halka verilen sözden cayan bir lidere halk güvenmez ve sandıkta hesabını sorar. Sandıkların böyle bir kudreti vardır ve seçmenin tek sığınağı sandıktır! Nitekim bu konuda siyasi geçmişimiz örneklerle doludur. Çok yakın bir geçmişte %30 civarı oy alan bir siyasi partiyi ilk seçimde (%90 başarısız görerek) %3’lere mahkûm ettiğini hepimiz biliyoruz. Aynı şekilde tek başına iktidar olmuş bir partiyi bu tür hamleler en azından koalisyona mahkûm edebilir ve bütün iddialarını uygulayamaz hale getirebilir. Özellikle yeni sisteme göre, %5 civarı oy kaybının, iktidarı başkasına devretmek zorunda kalmasına neden olabilir. Ki, %3 civarında bir farkla anayasa değişikliğinin geçtiğini düşünürsek durumun nezaketi anlaşılır sanırım.

Bu tehlikeli hamleyi AKP yaptı ve risk aldı. Nitekim sosyal medya Kılıçdaroğlu ve Akşener’in son iki yılda pek çok çıkışlarının tersine iş yaptıklarıyla çalkalanırken, bu tutarsızlıklar eleştirilirken; AKP de benzer bir duruma düştüğünde eleştirilmekten azade olamaz. Yılların siyasetçisi bunu hesaplamış olması lazım diye düşünüyorum. Ancak bazen insanın duyguları, ileriyi hesaplayamama durumu yanlış kararlara da neden olabiliyor. (Tıpkı, futbola hissi ve taraftar gözlüğüyle bakması gibi!)

Erdoğan neden bu düşüncesinden vazgeçmiş, seçim tarihini 1,5 yıl önceye almış olabilir? Üstelik Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturma süresini 1,5 yıl kısaltma pahasına bu atraksiyonu yapmış, o koltuktan vazgeçme riskine girmiştir?

Bu konuyla ilgili yazılı, görsel basın ve sosyal medyada çok farklı değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu değerlendirmelerin isabet oranı nedir, bilemiyorum. Bir insan bir konuda onlarca tespit yapar teşhis koyarsa, yüzlerce konuşma yapar yazı yazarsa, bunlardan biri tutar ve adama; vaayyy beee, helal olsun denir! Aynen piyango çıkması (en azından amorti) için çok fazla bilet almak gibi. Biz de bu minvalde iki görüş ortaya koyalım ki en az biri tutsun dedik!

Birincisi, AKP, kalan bir buçuk yıllık sürede her türlü yıpranma, yüz eskimesi ve rakiplerin palazlanıp cepheyi genişletmesinden dolayı seçimi kaybetme tehlikesini sezmiş, bu korkuyla da seçimi erkene almış olabilir. Rakipler belirsizlik içerisinde yüzerken ani bir baskınla onları ters köşeye yatırma hamlesiyle saf dışı bırakmak için bu oyunu oynamış olabilir. Nitekim futbol bilgisi bunun için yeterlidir! (Ancak taraftarlığı pek de hayırlı işlere vesile olmuyor gibi!)

İkincisi, muhalefetin zıvanadan çıkmasını, aşırı özgüvenle pervasızca çıkışlar yapmasını, 15 Temmuz karşı darbe-sinden hoşnut olmayanların aynı idealler etrafında birleşme eğilimlerinin artmasının tehlikesini doğru okumuş, bu projenin arkasında millet düşmanlarının son darbe için tam destek verdikleri şeklinde bir okuma yapmış olabilir. 1,5 yıllık süre içinde bu düşmanca tavırların yeni gezi olaylarını tetiklemesinin onarılmaz yaralar açacağını, ekonomide büyük bir darbe ile karşılaşma olasılığını, düşmanın bin bir türlü hilelerle saldırabileceğini, ülke güvenliğinin zaafa uğrayabileceğini öngörmüş olabilir. Bu yüzden seçimi öne değil çok öne (Bahçeli 26 ağustos demişti) almış olabilir.

Bu iki okumada da daha önce de bahsettiğim gibi perhizin bozulması bakımından seçmen gözünde yalancılık okumasından dolayı muhtemel kayıplara yol açacağı kaçınılmazdır. Bu okumayı nötrleştirmek birinci bakış açısına göre mümkün değildir. Çünkü iktidarı şahsi makam için istemiş, MHP’nin de meclise girme garantisini elde etmek için seçim tarihiyle oynandığı kanaati halkta uyanır ve halk cezayı keser! Yani her iki liderin makyevalist kaygılar güttüğü izlenimi halktan gerekli cezayı görür.

İkinci durum ise seçimlerin öne alınmasına meşruluk kazandırır. “Konu vatansa gerisi teferruattır” söylemine bu ön alma durumu uygun düşer. Dolayısıyla bu durumun vatandaşa anlatılması hem kolaydır hem de sonuçları kazanç hanesine yazılacak durumdur.

Bana göre hangisi mi doğrudur? Onu ben de bilemiyorum! Çünkü bir başkasına göre belki de bambaşka bir sebebi vardır.

Peki, sizce hangisi doğrudur? Yoksa ikisinin de mi payı vardır? Ya da tamamen farklı bir boyutu mu var?

Anlamaya çalışacağız…

İsmet YALÇINKAYA

26/04/2018