DARBELERİN İÇİNDEKİ ABD

                Türkiye Cumhuriyeti kurulalı 95 yıl geçti. Cumhuriyetin tapusu olan Lozan Antlaşmasında Lord Curzon antlaşma metinlerini imzalarken İnönü’ye “Bu verilenleri şu cebime koyuyorum, zamanı geldiğinde onları tek tek geri alacağız” mealinde sözler etmişti.

                Bu gün Lozan tartışılıyor. Onunla çizilen sınırlarımız kevgire döndü. Ülke olarak çok konularda tek başımıza karar veremez hale geldik. Güvenliğimizi dışarıdan alacağımız silahlara borçluyuz. Parası ödendiği halde verilmeyen uçaklarımız var.

                Güneyimizde bizim irademizin dışında yeni yeni kantonlar ve bunların birleştirilmesiyle yeni devletçikler kuruluyor.

                15 bin Kilometreden gelip Orta Doğuya yerleşen ABD; 1950’lerden 1960’lara,1980’lere ve bu günlere kadar bir elini ülkemizin içinden hiç çekmedi.

                2007’de okuduğum Mustafa Yıldırım’ın yazdığı “Sivil Örümceğin Ağında” adlı kitabında bakın ne diyor:

                “ABD ikinci Dünya Savaşı sonrası, bizim gibi korumaya aldığı ülkeleri, kendi ilkelerinden soyutlama politikasını bilinçle uygulamış olup ulusal iradeleri baskı altında tutmaktadır.

                Önce o ülkelerin askerlerini eğitmiş, onlara ülke yönetimini üslenecek politik yetenek kazandırmıştır. Bir ABD belgesi bunu şöyle anlatıyor:

                Birleşik Devletlerdeki ve yabancı ülkelerdeki askeri okullarımızda ve eğitim merkezlerimizde seçme subaylar ve önemli mevkilerde bulunacak uzmanları eğitmemiz askeri yardım yatırımlarımızdan sağlanan faydaların her halde en önemlisidir.

                Bu öğrenciler dönüşlerinde eğitici olmak üzere kendi ülkeleri tarafından özel olarak seçilmişlerdir. Bunlar gerekli bilgilerle teçhiz edilmişlerdi. Bu bilgileri kendi bilgilerine aktaracak olan geleceğin liderleridirler. Amerikalıların ne yapmak istediklerini gayet iyi bilen kimselerin, liderlik mevkilerinde bulunmalarının ne kadar önemli olduğunu belirtmeye gerek duymuyorum. Böyle kimselerden dostlar edinmenin değeri ölçülemeyecek kadar fazladır.”

                Kurmaylığı kazanan subaylarımız NATO üyesi olduğumuz için 2-3 yıllık kurmay eğitimlerini ABD’de yapıyorlardı. Bu gün devam ediyor mu bilmiyorum. 

                Hava Kuvvetleri Eski Komutanı Muhsin Batur “Silahlı Kuvvetler, ’27 Mayıs’a bağlı olanlar’ ve ‘Bu anayasayla ülke yönetilemez ’diyenler olarak iki kampa ayrılmış; gençlerin vuruşmalarının ülkede yarattığı kargaşayı önlemek ve 27 Mayıs harekâtının eksik bıraktığı reformları tamamlamak düşüncesiyle örgütlenmişti.”diyor.

                12 Mart 1971 muhtırası kime karşı yapıldı? Kim yaptı?

                “27 Mayısçılarda 5 kişi adına Ekrem Acuner, Org.Genarel Faruk Gürler ile özel bir görüşme ister. Haziran’ın sıcak bir gecesinde, evimde saat 10’da başlayan görüşme, saat ikiye dek sürdü. Paşa gittikten sonra, Ekrem Acuner öfkeliydi; “Adama bak yahu! Bana ‘Biz bu hareketi Süleyman Bey’e karşı mı yapacağız?’ diye sordu!” paşaya güvenilemeyeceğini anlatmaya çalıştı.

                12 Mart 1971’de ABD’nin hazırladığı rapor doğrultusunda Süleyman Demirel Hükümeti askerler tarafından yıkıldı. Onun yerine Ferit Melen hükümeti kuruldu.

                On yıl sonra oyuna gelmenin boyutunu ABD başkanının ağzından bir kez daha öğrenecektik.12 Eylül darbe gecesi bir opera gösterisini izlemekte olan Başkan Jimmy Carter’a ‘Bizimkiler idareyi ele aldılar’ haberi verilince, nasıl sevindiğini duyduğumuzda, Washington’un olayların neresinde yer aldığını daha iyi anlatacaktık. ABD’nin, müttefik ülkelerde, her hareketin, o ülkede çıkarlarına dokunacak her yapılanmanın içinde yer almaktaydı. 27 Mayıs’ta ABD vardır; 12 Mart ve 12 Eylül’de de vardır. Dünya’yı ele geçirmeyi ideal edinmiş bir devlet yönetiminin böyle yapması, kendi ‘ahlak’ anlayışına uymaktadır.

                27 Mayıs öncesinde, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinde bu yöntemin uygulandığı ve darbelerin CİA kokartlı olduğu açığa çıkmıştı. Sovyetlerin yıkılmasıyla, demokratik ideallerin öne çıkması, askerlerin devlet yönetimindeki etkinliğinin kırılması gerekiyordu. Ama Amerika da demokrasiyi de kendi amaçları için kullanmalıydı. Bu kez onu ‘açıklık’ örtüsü altında uygulayacaktı. Bizim gibi ülkelerde demokrasinin geliştirilmesi(!) için ABD yardımı gerekiyordu.

                12 Eylül darbesinin lideri, darbe sonrasının devlet başkanı Org. Kenan Evren, “Türkiye’yi tuzağa düşürdüler. ‘Türkiye’yi biraz daha sıkıntıya sokalım da Kürt, Kıbrıs, Ege meselelerinin halletmek için bize muhtaç olsunlar’ diyenlerin oyununa getirildik.” demiş.

                Mustafa Yıldırım kitabında gerçekleri göstermiş ve uyuyanları ise uyandırmaya çalışmış. Ülkemizin içine düştüğü tuzağı göstermek için çalışmış. Belki o zaman kendimizi sorgulamaya başlayabiliriz.

                “Azıcık milli onurumuz kalmışsa ve gerçekleri okumayı biliyorsak; ders almayı biliyorsak. Oltanın ucundan kurtaramadığımız balığın, bu kez bir ağda çırpınışını seyretmek isteyenlere ders vermenin gününü geciktirmemeliyiz.”

                Amerika Birleşik Devletlerinin dış ülkelerdeki açık eylemleri, örtülü (gizli) operasyonlarla desteklenmelidir.”Truman National Securty Directure NDS 10/2

                Bu gün ülkemizde oynanan oyunlar geçmişte nasıl oynanıyorsa bugün de aynı… Sadece yöntem farklılığı var.

                Bu oyunlar AB ve ABD’ye bağlı gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışındaki sivil toplum örgütleri kanalıyla yürütülmektedir.

                İktidarların da bu örgütlerle bağı var. Tek başına değil…