FETÖ KULLANDI BİZ SÜRÜNDÜRMEYELİM!

Daha önce Türkiye'nin en nazik konusu olan FETÖ terör örgütünün meydana getirdiği mağduriyetler hakkında bir yazı kaleme almıştım. Bugün basından öğrendiğim kadarıyla iki ay önce gözaltına alınan Halime Gülsu öğretmen tutuklu iken vefat etmiş. Allah rahmet eylesin. Suçluluğu veya suçsuzluğunu bilemem ama orada ölmemeliydi. Bu nazik konuda bir yazı daha yazıp devletimizi FETÖ ve FETÖ’yü kullananlardan kurtarmak için bir denizyıldızı misali, bir Hz İbrahim’i Nemrutun ateşinden kurtarmak için yangınına su taşıyan karınca misali bir ıslık çalmak istedim. Niyetim halis, adalete yardımcı olmaktır.

                Sana mı düştü bu iş derseniz, evet derim. Sana da düştü, hepimize düştü. Hepimiz bu gemiyi alttan delenlere bana ne demeden, bu ülke için hayatını ortaya koyan, yıllardır uyku uyumayan sağlığından vazgeçen başımızdakilere, devlet büyüklerimize yardımcı olmak zorundayız. Millet düşmanlarının durmadığı yerde bana ne demek vatana, geleceğimize, çocuklarımıza, İslam âlemine bilerek veya bilmeyerek ihanet etmektir ki ikisinin de sonucu aynıdır.   

                Gülen efendi(!) Amerika’ya gittiği zaman bu gidişin hayra alamet olmadığını, Humeyni gibi geri geleceğini sohbetlerde arkadaşlara anlatırdım. O kadar okulun yurt dışında açılması bir tümden gelimin alt yapısı olacağını ve bu sayede iktidarı ele geçireceklerini söylerdim. Ne kadar takiyye yaparsan yap irileşen bir cemaatin devlete talip olmaması sosyolojiye aykırıdır. Bu minvalde, bu sözde cemaatin devletleşme fikrinin olacağı muhakkaktı. Bunun farkında olduğumu söylemem bir megolamanlık değil, çünkü benim gibi binlercesi de bunun farkındaydı. Niye yalan söyleyeyim! Türkçe olimpiyatları; milliyetçilik damarımız ve susamışlığımız nedeniyle hoşumuza giderdi ama arkasında gizli güç ve planlar olmadan yurt dışında okul açmalarına fırsat verilmeyeceği şerhini de düşerdim. Biz alt yapımızdaki sağlam bilgilerle bu analizleri yapıp ilerisini görebildik.

                Bizim tecrübemize sahip olmayan Anadolu’nun saf çocukları ilerisini göremedi ve tamamen halis duygularla bu cemaate intisap ettiler. Bunlardan bir kısmı yönetim kadrosuna yükseldi, “haşhaşi” oldu, “ihanet”e kalkıştı! Pişman olmazlar, bilerek suç işlediler, cezalarını çekmeleri lazım. Bunda zere kadar şüphe yoktur.

                Bir kademe geride olanlar yukarıdakilere (ihanet kademesine) her türlü lojistik destekte bulundular ve “ticari kesim” olarak nitelendirildiler. Bunlar bilerek, kasten ve maddi menfaatler temin etmek amacıyla bu gizemli teşkilatta vazife yürüttüler. Elbette bunlar da suçludur ve cezalarını çekecekler. Pişmanlıkları hafifletici sebep olur mu, bilemiyorum. Adalet bunu takdir edecektir.

Hiç yükselmeyeler, sadece gençleri yetiştirmek, inancını yaşamak, imkânsızlıktan dolayı kurumlarıyla ilişkide olanlar, kurumlarında çalışanlar, 17-25 Aralığı analiz edemeyip ya da cemaat taassubu nedeniyle gözleri kör olup da cemaatte kalanların durumu (yanlış da olsa iman mertebesindeki düşüncelerden vazgeçmek zordur) ne olacak? Ki bunlar "ibadet grubu”na giriyordu değil mi? Pek çoğu bugün bu cemaatin önünden bile geçmez. Hatta günümüzde pek çok cemaatte bunun gibi mürit ve taraftar yok mu? Bunların mazlum durumdalar. Hepsi mi? Zannetmiyorum. Ama çoğunluğu diyebilirim.

                Vatandaşa zarar vermeyen ve de pişmanlık duyan herkesin affedilmesinin hayırlı olacağını düşünüyorum. Çünkü Allah bu durumdan razı olmaz kanaatimce. Zaten yaklaşık iki yıldır cezalandırıldılar ve varsa suçları beklide cezalarını çekmişlerdir. Varsa diyorum çünkü hiç suçu olmayanlar da içerde olabilir. Yanlış istihbarat, şahsi kinlerinden dolayı gammazlananlar, ideolojik olarak rakip görmelerinden dolayı devlete yanlış bilgi verenlerin olduğu toplumda dillendirilen, sohbetlerimizde bu konudan şikâyet edenleri biliyoruz. Yani kurunun yanına yaşın da karıştığını, o ateşte yandığını sağır sultan biliyor. Devlet vatandaşını kazanmak zorundadır. 3,5 milyon Suriyeli için, Filistinliler için hassaslık gösteren devlet ve millet (sonsuna kadar haklı ve doğrudur, destekledik, destekliyoruz) bu durumun masumlarına da hassaslık göstermek zorundadır. İlahi ve beşeri adalet bunu ister.

                Bunların içindeki mağdurlardan her birinin en az beş tane de yakını mağdur durumda. Eğer karı koca birlikte sorunlu bu durumda ise on kişi eder. En zor olanı da çocuklarının mağduriyeti. Onlar bunu anlayamaz ve ileride devlet düşmanı olacağı gibi deist ve ateist olmaları da muhtemeldir. Çünkü bu mağduriyetleri manevi ve psikolojiktir. O halde devlet bu arkadaşların masum olanlarına ve ağır sucu olmayıp da pişman olanlarına hafifletici sebepleri göz önüne alması gerekir. Hiç suçu olmayan, o teşkilatla hiçbir bağlantısı olmayıp kazayla veya birilerinin ihanetiyle mağdur olanlara da iade-i itibarları geri verilmeli. “Devleti soyup soğana çevirenler, hırsızlık yapıp arka kapıdan çıkanlar daha mı az suçlu,” diye düşünen çok insan vardır.

                Devlet alimlerini alıp, televizyonlardan Diyanet aracılığıyla FETÖ’cülük, sapık tarikatlar, hurafeler gibi konuları adam gibi işlemeli ki, onlar da kafalarındaki şüpheleri izale etsinler; arkasından da inancımızın da belirlediği çerçevede bir af ölçüsü getirmeli. Pişmanlık müessesesi oluşturup, gerçekten büyük suç işlemeyip adam gibi pişman olan vatandaşını affetmeli. (Vatandaşa karşı bir sorun oluşturanlar için elbette vatandaşın rızası olmalı) Arkasından devlet her türlü takibini yapar, tekrar suç işleyen varsa bir daha affetmez. Bu sosyal yara, bu psikolojik bunalıma giren vatandaşların sorunu acilen çözülmeli, devletin sırtındaki bu kamburdan hem devlet hem de vatandaşlar kurtulmalı.

Heee. Birileri şunu diyebilir. “Akılları yok muydu, o teşkilata girmeselerdi, destek vermeselerdi” diye. O zaman diğerleri de demez mi; "kaç tane siyasetçi, kaç tane bürokrat, kaç tane Diyanet işleri başkanı ve yardımcıları içerde!" "Üye olmadıkları halde veya kendisini gizlemeyi becerenler desteklemişler, yardımcı olmuşlar fakat içerde değiller" diye düşünen, kahreden, devletine küsen yok mu?               Mesela; "devletin başaramadığını Fetullah Gülen başardı, uzak coğrafyalarda şu şu şu hizmetleri yaptı, ileride insanlığa hizmet edecek has gençlik yetiştirdi. Benim o cemaatten olmamam onlara dua etmeye, yardım etmeye, destek olmaya engel değildir” (Ali Akın’dan alıntı) diyen Diyanet eski yönetici nerede? Bunun gibi yüzlerce örnek...

                Yanıldım deyip atfedilenlerin yanında affedilmeyenler ne olacak? Samimiyetinden şüphe etmek ve etmemek! Bütün mesele bu mu? Nerede “kalbini çıkarıp baktınız mı?” ilahi düsturu! Nerede adalet, nerede eşitlik. Onunki pişmanlık ta diğerininki nedir? İslamda çifte standartlık yoktur. Bir topluluk çok yanlışlar yapabilir, ona karşı nefret duyabilirsiniz. Ama bir topluluğa karşı kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmemeli.

                Adil devlet, hukuk devleti, vatandaşıyla barışık devlet, öteye savuran değil beriye çeken devlet olmak istiyorsak bu problemi çözmeliyiz. Fırat’ın oralarda koyunları kurt kapıyor! Mazluma zulmeden Allah’a zulmeder. Bu devleti ve bu devleti sevenleri seviyoruz. Allah devletimize, milletimize ve Müslümanlara zeval vermesin. Allah bu meseleyi çözme konumundakilere güç, kuvvet ve doğru bilgi akışı nasip etsin.

İsmet Yalçınkaya

 

30 Nisan 2018