ÇOK KONUŞAN HOCA

Dersten çıktıktan sonra Fakültedeki odamda, bir an zaman bularak okumakta olduğum Ahmet Ümit’in “Sultanı Öldürmek” kitabına dalmıştım ki, odamın kapısı yavaşça vuruldu. Ben daha “girin” demeden gülümseyerek İbrahim Hakkı adındaki öğrencim küçük, kömür kara gözlerinde sinsice ama sevgi dolu bakışlarla gülümseyerek odama girdi. Hafifçe gülümsemesine rağmen gamzesi esmer yüzüne renk katıyordu. Yuvarlak yüzü daha sevimli oluyordu.

İbrahim Hakkı adlı öğrencimi severdim. Özgüvenli, bireysel takılmayı, öğrenmeyi severdi. Bende bu yüzden O’nu severdim. Okumayı, öğrenmeyi ve bireysel takılarak gelişmeyi önemseyen insanı sevmek gerekir diye düşünürdüm her zaman.

İbrahim Hakkı odaya girince ben kitabın 17. Bölümü olan “Medeniyet, yıkılmış imparatorlukların üzerinde yükselir” başlıklı 159. Sayfasının arasına kitap ayracımı koyarak kitabı kapattım. Bir Tarih profesörü olarak tarih profesörleri arasında geçen bu romanı severek daha önce okumuş, aradan bir süre geçtikten sonra da, yeniden okumak gerektiğini hissetmiştim. İyi bir tarihçinin çok okuması gerektiğine ve boş konuşmaları terk etmesi gerektiğine inanıyordum. Çok arkadaş odalarında muhabbet ederken ben okumayı tercih ederdim dersler arasında. Öğrenciler odama gelirse kız erkek ayırımı yapmadan konuşur, bildiklerimi anlatır ama asla öğrencilerin benimle boş konuşmalar yapmalarına, geyik muhabbeti etmelerine özel hayatımla alakalı sorular sormasına da müsaade etmezdim. Öğrencilerimle çok gerekmedikçe yemeğe de çıkmazdım. Dedikodulardan korktuğumdan değil  “Hüseyin Arapkirlioğlu” adının “boş konuşmak”, “malayani sözler” ile anılmamasını istemememdendi.

İbrahim Hakkı, bana güvenir ve bir hoca gibi değil, arkadaş gibi davranırdı. Bana nasihat edecek kadar sevgisi ve saygısı vardı. Boş konuştuğu zaman uyardığım zaman hemen öteki öğrenciler gibi küsmez. “Hocam siz bizim iyiliğimiz için çabalıyorsunuz haklı olarak bize kızıyorsunuz ama bu gelişmemiz için” diyerek öğrencilerime verdiğim değeri ve vermek istediklerimi çok iyi özetlerdi.

İbrahim Hakkı’nın bugün bir garip hali vardı.

Söylemek isteyen ama “beni yanlış anlar mı?” diye çekinen halini anlamıştım. Belli ki, bir şey söyleyecek ama anlatamıyordu. O’nun o kendine güvenen ve bana da güven veren halini kabullenmiş bir Hoca olarak, O ne derse kızmayacağımı kabullenerek O’na bunu anlattım. O da bu tavrımdan cesaret alarak bana söylemekten çekindiğini anlattı:

-Hocam sizin hakkınızda “Hoca çok konuşuyor” diye dedikodu çıkarıyorlar. Öğrencilere çok ödev veriyormuşsunuz. Bu benim çok zoruma gidiyor. Öğrencilerle konuşurken çok konuşmasanız iyi olmaz mı? Dedi.

Koltuğuma yaslanarak hiç de gülecek halim yokken gülmeye başladım. İbrahim Hakkı, neşelendiğimi anlayınca, o da sıkıntılı halinden kurtularak, o da rahatladı. Ben espri yaparak:

“İbrahim Hakkı kardeşim, bunu biliyorum. Sizin söylemenize gerek yok. Bir büyüğümüz der ki, “İşi olmayanın işini şeytan verir”  Bunlarınki o hesap. Madem ben çok konuşuyorum o zaman az konuşan bir Hoca bulmaları için Dekanlığa imza versinler.” Hüseyin Arapkirlioğlu az konuşsun” diye eylem yapsınlar.

Bunu söylerken de kendi gülmelerimi tutamadım. “Malayani” burada da beni bulmuştu. Benim hakkımda çok konuşuyor diyen öğrenciler eminim dindar ve milliyetçi geçinen öğrencilerdi. Aslında öğrencilerimin hakkımda ne konuştuğu umurumda değildi ama genç öğrencim İbrahim Hakkı olunca, O’nun samimiyeti olunca ben kızamıyordum işte. Aslında kızılacak bir şey de yoktu. Hoca derste konuşmayacak da kim konuşacaktı ki? Odacılar temizlikten sonra derse mi girecekti? Dersi öğrenci mi anlatacaktı? Madem derste çok konuşmamız onları rahatsız ediyordu o zaman Üniversiteye de gelmesin.

İbrahim Hakkı’ya baktım. Bu düşüncelerimi O’na anlatmadım ama o anladı. Ama şunu anlatmadan edemedim:

“İbrahim Hakkı Kardeşim sen bir evliyanın adını taşıyorsun. İnsanlar üniversiteye bir eskiden olduğu gibi bir medreseye gider gibi ilim öğrenme amacı ile değil de hocalarının dedikodusunu yapmak, onlardan ilim öğrenmek yerine eleştirmek, onları yargılamak amacı ile giderse ne aldığı diplomadan hayır çıkar ne bir şey öğrenir ne de hayatta mutlu olur. Bir öğrenci ki sadece okulda hocalarından değil o ildeki bilge insanlarla tanışarak, onlardan faydalanmıyor ve faydalanmayı da düşünemiyorsa o zaman aldığı diploma neye yarar? Anne ve babanız sizi buraya hocalarınıza saygılı olun, onların ilimlerinden faydalanın, ağızlarından çıkan her kelimeyi iyi anlayın, diye yolluyorlar. Öğrenciler de tam tersini yapıyorlar. Bu seviyesizliğin en üst noktası değil mi?”

Baktım İbrahim Hakkı beni anlıyor. Daha önceki sıkıntısı gitmiş. Özgüveni gelmiş bana bakıyor. Ben de anlatmaya devam ettim. Tabii bu arada çay da ısmarladım O’na. İbrahim ki çayı çok severdi. Anlatmaya devam ettim:

“Verdiğim kitapları okumayan, dergilere bakmayan, gelişimi hedef almayan, utanmadan hocasından para isteyen, eve davet edip de hocasını kapıda koyan ve sonra da hiçbir şey olmamış gibi “Hocam kusura bakma kız arkadaşım vardı” diyen öğrencinin benim hakkımda “çok konuşuyor” demesi aslında benim için bir iltifattır.”

İbrahim Hakkı endişe ile bana bakarak:

“Hocam bunu da mı yaptılar size...” diyebildi.

“Bana bunların aynısını yaptılar diyemem, yapmadılar da diyemem ama benzerini çok hoca yaşamıştır. Hocaya saygısı olmayan insan ne tarih öğrenir ne de insanlık İbrahim Hakkı Kardeşim”

Tam bu sırada çaylar geldi sustuk. Çaycı çayları masaya koyup gidince İbrahim Hakkı bana bakarak “Hocam Hüseyin Arapkirlioğlu sizi dinliyorum” moduna geçerek bana bakmaya başladı. Çok konuşan bir Hocayız ya, gerçekler de acıdır. Gerçekler çok acı konuşma olur. İşte bunu düşünerek konuşmaya devam ettim.

“Konuşmak insanın özelliği ve ben öğrencilerimi benim hakkımda “çok konuşuyor” diye konuşsalar da severim. Aslında onlar bir bilgi birikimini yani, aileden, okuldan, akraba ve komşudan aldıkları kültürü yaşıyorlar. Çok kitap okumayınca da çevreyi gözlemeyince bu kültür onlara siniyor. İnsan kendini geliştiremeyince de sonunda işsiz kalıyor. Sınavlarda başarılı olmak için çalışmak yerine dedikodu edince de sınavda düşük puan alıp işsiz kalıyor.”

“Hocam bu kadar kızacağınızı bilsem anlatmazdım.”

Gülümsedim.

“Kızmadım da çok konuşan hoca”yız ya biraz gerçekleri anlatalım dedim.

Espriyi anlamıştı. Gülümsedim. Saate baktım Öğle vakti olmuştu.

“Kalk İbrahim Hakkı, Yemekhanede Halil İbrahim Hakkı sofrası kurulmuştur, çok konuşan hoca ile çok yiyen öğrencisini görsün bizim alem.” dedim.

Esprimi anlamıştı. Beraber kalktık. Gülümseyerek çok yemeyen gidiyorduk.