Kuran’a Saygı ve Birkaç Söz

                Kurana saygısızlık, Müslümanların bilerek veya bilmeyerek yaptıkları en büyük hatadır ve kendileri için de en büyük talihsizliktir. Tarih boyunca bu hata sürekli işlenmektedir. Bazen lakaytlık, bazen ayetlerin manaları bilinmediği için yapılan yanlışlıklar, yanlış yorumlar ve Kur'an’a karıştırılmaya çalışılan şirk, geleneklerin Kuran’ın önüne çıkarılması… Bunların hepsi günahtır ve Allah’ın gücüne gider. Onun için yüce Allah Kuran’ı kerimde Nisa süresi 136. Ayette "Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr eden kimse iyice sapıtmıştır.” buyurmaktadır. Allah iman edenleri uyarıyor ve imanınızı kontrol edin ve bunu tazeleyin diyor. İmanın aslı samimiyettir, şuurdur, akıldır. Bunların dışındaki iman pamuk ipliğine bağlıdır!

                Cenazeyi ebedî âleme uğurlama merasimleri uzun süre görüşemeyen insanların bir araya gelmelerine vesile olur. Yakın bir tarihte bir abimizin cenaze törenine katıldım. Mevtayı defnederken doğal olarak hocalar da Kuran’dan ayetler okuyor. (Bütün cenaze törenlerinde olduğu gibi)

                O da ne? Sanki bir sanatçı (dinleyenleri tenzih ederim) şarkı söylüyor! Konuşmalar, fısıldamalar, hal hatır sormalar, sosyal medyayı takip edenler... Bu durum tüm cenaze törenlerinde, açık alanda düzenlenen mevlitlerde, açılış törenlerinde hep aynı. Dinleyicilerin hepsi de Müslüman, pek çoğu beş vakit abdestli namazlı!

                Yine, bir yakınımın kayınvalidesinin cenazesine katıldım. Cenaze evinin bahçesinde belediye taziye çadırı kurmuş, bir emekli hoca efendi kurandan kısa kısa ayetler okuyor ve her ayet bittikten sonra el Fatiha diyor. Bir grup başsağlığına gelip bir süre sonra kalkınca o yörenin geleneği olarak, grup giderken hoca efendi birkaç ayet okuyor. Cenaze yakınları, komşu ve akrabalar ve bir kısım vatandaş çadırın dışında oturuyor. Hoca megafonla okuduğu için çadırın içi dışı ses bakımından fark etmiyor. Gördüğüm manzara şu: Hiç kimse kuran okunurken istifini bozmuyor, saygı duymuyor, sigarasını tüttürmeye, çay içmeye devam ediyor. Sadece el Fatiha dedikten 10-15 saniye sonra elini yüzüne sürüyor. Fatiha okuyor mu okumuyor mu belli değil. 50-60 yaşlarında bir vatandaş yanımda bir sandalyede oturuyor. İçerde kuran okunurken adamın pozisyonu şöyle: Ayak ayaküstüne atmış, bir elinde çay, ağzında sigara milletin sohbetine kulak kabartmış bir pozisyon. Çaktırmadan fotoğrafını çektim, bilgi bankamda duruyor. (Afişe etmeyeceğim)

                Şimdi bu durumdan hoca efendinin haberinin olmaması mümkün mü? İnsanların lakaytlığından dolayı okunan Kuran’ın hiçbir anlamı olmadığını, hatta Kuran’a saygısızlığın kanıksanmasına vesile olduğunun farkında değilse bu nasıl hoca. O kadar Kur’an okuyacağına birkaç kez de Kur’an nasıl dinlenir, kurana saygı nasıl olur diye ayet ve hadis eşliğinde kısa sohbetler yapsa daha iyi olmaz mı? Bu hocalar toplumun önderi olmayacak mı, kendilerine vatandaşın saygı duymasını nasıl becerecekler?

                Peki, niye bu saygısızlık? Allah bunu yine Kur’an’ın birinci ayetinde işaret ediyor. “Yaratan Rabbinin adıyla oku!”

                Okuyor muyuz, okutuyor muyuz? Parayla Kur’an okutmak da nedir, böyle saçmalık mı olur? Böyle olunca da elbette saygı da duyulmaz. Okuyup akletsek bu saygısızlığı yapar mıyız?

                Kur’an ölüler için değil diriler içindir. İtirazı olan varsa Kur’an’ın birinci ayetine baksın veya Mehmet Akif Ersoy'a sorsun!

                İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

                Ne teze mezara okunmak, ne fal bakmak için

                Kur'an o mezarlıktaki veya çadırdaki dirilere okunuyor, iyi düşünülürse... O halde Kuran’a ölüler mi saygı duymalı, diriler mi!? Ben olsam hocanın yerinde; okumaya ara verir, cemaati gönderir öyle devam ederdim. Kuran'dan bu kadar bihaber, nasıl dinleneceğini bilmeyen Müslümanlar! Yazık!

                                                                              Bilmek

                Bilmeyenler bilenlere tabi olur. Tıpkı eşyanın ismini ve özelliklerini bilen Hz Âdem’e “biz bilmeyiz” diyen meleklerin secde etmesi gibi. Müslümanlar niye kâfirlerin kölesi gibi yaşadıklarını anlayabiliyor muyuz? Kâinat sünnetullah kanunlarına göre çalışır. Bu kanunlar “canlı, cansız, Müslüman, kâfir…” tümüne aynı davranır. Dolayısıyla bilenler bilmeyenleri kullanması kadar doğal bir şey olamaz. Biz bilmemeye ya da birilerinin bizim yerimize bilmesini beklemeye devam edelim! Zaten FETÖ’yü böyle başımıza bela etmedik mi?

                Bazıları “İnsanlar kendi başlarına aklını kullanarak Allah’ı bilseler ve itaat etselerdi o zaman Peygamberlere ve kitaplara da ihtiyaç kalmazdı. Sahabe Peygamber'i taklit etti kendi kafalarına göre Kuran'ı yorumlamaya kalkmadı” diyor.

                Elbette insanlar kendi başlarına her şeyi bilemezler. Onun için insanlara vahiy geldi ve peygamberler bunun canlı laboratuarı(!) oldular, sonsuza kadar devam edecek olan pek çok şey kayıt altına alındı. Dinin değişmeyecek emir ve yasakları kayıt altındadır ve herkes bunlara ulaşır. Ancak çağın gereklerine göre değişmesi gereken teknik, fenni şeyler bunun dışındadır ve her çağda farklılık gösterir. Temel prensiplere aykırı olmamak koşuluyla insanların mutlu yaşamaları için sosyal ve teknik şeyler çağa uydurulur; uydurulmazsa Müslümanları birileri köleleştirir! Bugün olduğu gibi!

                “Allah insanoğluna akıl verdi, yetmez diye (yetmezse değil) kitap verdi(*). Aklı olmayanların da sorumlu olmayacağını bildirdi. “Andolsun ki biz Musa'ya hidayeti verdik ve İsrailoğullarına, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olan Kitab'ı miras bıraktık.(Mümin-54)” O halde ne akıl kitapsız ne de kitap akılsız olamaz. Kitap haktır akıl da kitabın emrindedir. Sadece aklı ilahlaştırarak Hz İsa’yı “ete kemiğe büründürüp” şirke düşenler Batı dünyasının hastalıklı inancıdır. Aklı kullanmayıp da kitabı şeyhlerine havale edenler; Mehdi ve Mesih bekleyen, kendilerini kurtaracak kurtarıcı bekleyen, sayıların tılsımıyla uğraşan, Amerika’ya şeyhinin emriyle bir mermi bile atmayan zavallı Iraklılar gibi Müslümanlardır. Mümin olamayan, “ey Müslümanlar iman edin” ayetine muhatap olan Müslümanlar ortalığı kaplamış. Bu tür Müslümanlar Kuran’dan mı öğreniyorlar bu sapıklıkları yoksa gavslarının saçmalıklarından mı? Kuran’ı okusalardı, birinci kaynaktan öğrenselerdi Müslümanlar; koyun gibi, iki ayaklı şeytanların peşinden mi giderdi yoksa Allah’ın ipine mi sımsıkı sarılırlardı. Elbette Kuran’ı tam olarak anlamak herkesin harcı değil. Ancak bir Müslüman lazım olacak kadarını Kur’an ve sünnetten anlar, çünkü Kuran’da aracı yoktur, “ikra” ile başlar. Oku ve öğren diyor. Ben anlamam diyen ya Allah’ı suçluyor ya da beyinsizdir. Çünkü “Allah anlayasınız diye apaçık gönderdim” diyor. Kim ki Kuran’a anlaşılmaz diyorsa farkında veya farkında olmadan Allah’a iftira etmiş olur. Hem ayete muhalefettir; hem de Allah anlaşılmaz kitabı niye göndersin? Anlaşılmayacak kitaptan bizi niye sorumlu tutsun? Üstelik Kuran’ın yaşam şeklini de Sevgili Peygamberimiz bize gösterdiği halde.

                Biz şimdi bu İslamı, birbiriyle kavga eden, birbirini kâfirlikle itham eden şarlatanlardan mı öğreneceğiz? Allah’ı “ete kemiğe büründürenlerden”, müritlerine “cennet garantisi” verenlerden, kendisine “şefaat verildiğini iddia edenlerden” mi öğreneceğiz bu kitabı, yoksa birinci kaynaktan mı? Öğrenemiyorsan ya okumuyorsun ya da Kuran’a alternatif kitapları okuyorsun. Allah gönderdiği dini dinleyip anlama şeklinde değil (Peygamberimiz hariç) okuyup anlama şeklinde bize tavsiye ediyor. Elbette âlimleri dinleyeceğiz ama “ölünün kendisini gassala teslim etmesi ” gibi değil. Bunu da akıl ve okumayla yapacağız.(*):Hamdi KALYONCU

                                                               İyi İnsanın Vasıflarından 10 Tanesi

                1. Yalan söylememek

                2.Dürüstlük

                3. Adalet

                4. Emanete riayet

                5. İnsana saygı

                6.Çalışkanlık

                7.Yardımseverlik

                8. Kul hakkı ve haram yememek

                9. Namus ve iffetini korur

                10. Her türlü sömürüye karşı olmak

                Kuran’ın da insanlardan istediği bunlar olsa gerek!

                Müslümanların yüzde kaçında bu özellikler var? Yoksa ecnebilerde bu özellikler Müslümanlardan daha mı ilerde?

                                                               Almak ve Vermek! Hangisi Şükür?

                -Çoğu anne-baba“almaktan” yana olduğu gibi çocuklarına da “al” diyor, bu düşünceyle yetiştiriyorlar çocuklarını.

                -Sokak “almayı” telkin ediyor.

                -Eğitim sistemi “al” diyor.

                -Televizyon “almayı” ince ince işliyor beyinlere.

                -Sosyal media “al” diyor insanlara.

                -Nefis “almak’tan” yana.

                -Şeytanlarımız “al” diyor bize!

                -Karun, Nemrut “almaktan” yanaydı.

                Allah iki şey söylüyor:

                -Helalinden kazan. “Ben rızkınızı helalinden yetecek kadar yarattım” diyor yüce Allah. “Şüphesiz bu, bizim verdiğimiz rızıktır. Ona bitmek ve tükenmek yoktur.” (Sad süresi-54)

                -“Benim rızam için ver diyor.” Kasas suresi 54. Ayette Allah; “İşte onlara, sabretmelerinden ötürü, mükâfatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar” buyuruyor.

                -Çok şükür yarabbi bana vermişsin.

                -Onların yok bizim var; çok şükür yarabbi

                -Yedik, doyduk; çok şükür yarabbi

                Şükür bu olmasa gerek. Bunu diğer canlılar da yapıyor!

                Bu şükürler bizi Mümin yapmaz!

                Aksine bu şükürler bizi Müslümanlıktan uzaklaştırır!

                Bu şükürler bizim Müslümanlıktan ne kadar uzak olduğumuzun göstergesidir

                Şimdi sıkıntılarımızın sebebi anlaşılıyor mu? İslam âlemi niye sürünüyor, dilenciliğin kaynağının sebebini anlayabildik mi?

                Şükür, Allah’ın vermediklerine razı olup (ki bunda mutlaka bir hikmet vardır) verdiklerini de ona ide etmektir. Yani Allah için harcamak, ona öbür dünya için borç(!) vermektir!

                İsmet YALÇINKAYA

                05/05/2018