GEZİ DÖNÜŞÜ

                Başlarında çobanlarıyla keçi sürülü Toroslar'ı aşmış olmalıyız ki göz alabildiğince geniş bir yaylada seyrediyoruz. Yağ gibi asfaltın iki yanı zümrüt bir çayırlık. Yer yer buğdaylar görünse de çimlerin boyunu geçmiyor.

                Sol yanda ta uzaklarda birbirini izleyen tepeler ve üstünde çift sıra halinde yerleştirilmiş, rüzgâr enerjisi pervaneleri fırıl fırıl dönüyorlar. Akşam güneşi eşliğindeki yeşil çevre, sanki cennetten bir köşe gibi...

                Oyun havaları, türkü ve şarkılara doyduk. Biraz da fıkra ve anılara kulak verelim. İlk fıkra, sempatik kaptanımızdan. Daha önce Gülten Latifoğlu’ndan dinlediğim fıkrayı anlattı. Yalnız Gülten, yaşlı kadını Bursa’da uyandırmıştı, kaptan, Çorum’da uyandırdı. Bir arkadaş, geziyle ilgili duygularını yansın şiirini okudu. Sıra anılara geldi.

                1-“Müfettiş tahtaya yazdığı cümleyi öğrencilerden kimin okuyacağını sordu: herkes parmak kaldırdı. O, en sümsüğüne söz verdi. Tahtaya gelen çocuk:

                -Ben okumayacağım. Öğretmenimi bir şey söyleyeceğim.

                -Söyle kızım.

                -Öğretmenim, Cihangir kalemin gotünü burnuna sokuyo.

Müfettiş, gülmemek için sınıfı terk etti.”

                2- “Derste sıkışan, izin isteyip tuvalete gidiyor. Birisi giderse koyun gibi herkes peşine düşüyor. Tabii çoğu kaytarıyor. Birisini çevirdim:

                -Sen tahtaya git dedim. Baktım kıvranıyor. Bu sahtekâr değil diye düşündüm.

                -Hadi sen de git!

                -Aktııı… Ben sana demedim mi?

Hemen evine gönderdim”

                3-“Hastaneden taburcu olan valimize geçmiş olsuna gideceğiz. Çocuklara tembih ettim.

                -Yarın en güzel kıyafetinizi giyin.

                -Briyantinimiz bitti öğretmenim, saçıma limon sürebilir miyim?

                -Ne sürersen sür oğlum, yarın güzel gelin.

                Orhan geldi ki, bolca sürdüğü limon saçlarını kazık gibi etmiş tarağın izi besbelli oluyor.

                 Vali bey’in serbest bıraktığı kuş geldi benim başıma kondu. Bunu gören Orhan huylandı:

                Tutun şu …a koduğumun kuşunu, gelip başımıza sıçacak!”

                Bu minval üzre on dört saatlik yolu nasıl geldiğimizi bilemedik. Öğleden sonra hatırı sayılır bir kalabalık tarafından peşimizden su dökerek uğurlanmıştık. Sabaha karşı dört buçuk sularında sağ salim, Tokat terminalindeydik… Darısı önümüzdeki yıllara inşallah!