SICAK GÜNDEM

Mustafa UÇURUM

 

            Gündemin sıcağı soğuğu olur mu bilmem ama haberlerde en sık karşılaştığımız sözlerden biridir bu. Sıcak gündem, son dakika, elimize yeni ulaşan haber vs. Memleket bir de bizim memleketse işte o zaman gündemin her an sıcak olmasını yadırgamamalı. Anlık değişen haberler, bir sözle ters yüz olan borsalar, ülkeyi sarsan görüşme trafiği ve daha niceleri.

            Gündemin ne olduğu da aslında kişiden kişiye göre değişen, kişinin dünyaya bakış açısına göre şekillenen ya da karşılık bulan bir yapıya sahip. Biri için çok önemli olan bir haberin başkasında karşılık bulmaması da bundandır. Mesela benim için en önemli gündem yeni çıkan bir kitap olabilir. Hele de bu yeni kitap satış rekorlarını kırarak yoluna devam ediyorsa bu benim için ilk gündem haline gelebilir.

            İskender Pala gündem meselesini artık kavramışa benziyor. Her şeyin olduğu gibi kitap çıkarmanın da mevsimi vardır. Bir de elinin altında hazırda bekleyen birçok yayınevi olanlar için her mevsim bahardır. (Bizim yayın işinde sürekli hazanı yaşamadığımıza bakma ey kâri.) İskender Pala, referandum çalışmalarının en yoğun olduğu bir dönemde çıkardığı “İki Darbe Arasında” adlı kitabıyla alt üst ettiği satış listelerini şimdi de “Şah İsmail” ile sallıyor. Kitabı bulmak nerdeyse imkânsız gibi. Baskısı tükendi sözü en revaçta olan söz.

            Gündemini kitaplar oluşturmayanlar için de bol acılı türban tartışmaları, provokasyon meraklıları için Adana ve Mersin yöresinden sıcak haberler iş görecek nitelikte görünüyor. Tv’lerin baş köşelerini tutanların bir kısmı bir telaş içinde bir telaş. Buldukları her programda aynı nakaratı tekrarlıyorlar. Hem de kendilerini açığa vererek. “Türban serbest olursa korkuyoruz ki başı açık olanlara karşı mahalle baskısı uygulanacak, onlar aşağılanacak, ikinci sınıf muameleye tabi olacaklar.” Bu sözden şu anlaşılıyor ki bu zihniyettekiler şu anda başı kapalı olanlara bunları reva görüyor. Bilinçaltında yatan gerçek bu.

            Emekli olduğu halde hâlâ orada burada görünmeye çalışanlara ne demeli. Emekliliğin tadını çıkarmak yerine ezberledikleri cümleleri aksatmadan sarf edenler konuşacak yer bulduklarında en sevecen tavırlarını takınıp konuşuyorlar. “Ben türbana karşı değilim ki. Karşı olsam evime gelen üç-dört hizmetçi var. Hepsinin de başı kapalı. Onlara izin vermem.” Bir garabet örneği de burada yatıyor. Onların görmek istediği türbanlı kişiler ancak hizmetçi olabilir, tarlada çalışabilir. Başı kapalının okumak da neyine!!

            Gündem sıcak. Havalarsa soğuk. Gündem ne olursa olsun insanların içini ısıtamayacak, bu belli oldu. Olsa olsa sinirden, bu hazımsızlıktan kafaların sıcaklığı artacak, kafalardan duman çıkacak o kadar. Bazen öyle cümleler kuruluyor ki, insanın aklı almıyor. Bir kadın yazar, masum yüzünü çeviriyor kameralara ve diyor ki; “Laik bir ülkede türbandan bahsetmek olmaz. Türkiye çağdaş bir ülke. Bizler laikliğe rağmen hâlâ türbanı tartışıyoruz. Bizim herhangi bir dini benimsiyor olmamız düşünülemez. Bunu düşünmek bile laikliğe aykırıdır.” Yorum yok.

            Ben bütün bunları duyduğumda ardımı şehre dönüp sararan yaprakların arasında kaybolmak istediğimde “Bu firar nereye?” diyor dostlar. Durmak, bunları duymak insanın ruh sağlığını bozacak dereceye geldi bile. Gündem sıcak ama bazılarının zihin dünyaları, kalp gözleri buz tutmuş görünüyor.

            Ben gündemimi biraz olsun kendi kendime ısıtmaya çalışıyorum. Hagi’nin gelişinden bir mutluluk payı mı çıkarayım yoksa her şeyi akışına bırakıp bu seneki gidişatımızı makûs talihimiz mi sayayım bilmiyorum.  Devran döner mi onu da kestirmek güç. Umut işte. Bekleyelim bakalım. Belki bize bir bahar müjdesi sunar savrulan yapraklar.