KURS DELİSİ

KURS DELİSİ

 

Uzun zaman aradan sonra arkadaşıma sürpriz bir şekilde rastlayınca hasretle kucaklaştık. Nerede ise okulun bittiği liseden bu yana O’na hiç rastlamamıştım. Çünkü lise bittikten sonra bu şehirden ayrılmış, yıllar sonra iş nedeni ile doğup büyüdüğüm şehre dönmüştüm.

İstanbul’da sigorta üzerine çalıştığım özel firma, doğup büyüdüğüm şehirde büyümek istiyor ama yönetici olarak atadıklarından beklenen verimi alamıyorlardı. Genel Müdürümüz Ahmet Canatan beni karşısına alarak “Bak Mehmet Çokokur kardeşim, sana güveniyor ve seni seviyoruz.” diye başlayan ve buram buram yağ kokan methiyelerini sıralamaya başlayınca durumu anlamıştım. Memleketimi de özlemiştim ve memleketimde de mesleğimi anlatmak insanlara güvencenin ne kadar önemli olduğu konusunda bilinçlendirmek istiyordum. Bu yüzden görevi kabul ettim. Ailemi İstanbul’da bırakarak memleketime, geçici görev kabul ettiğim işime başlamak üzere gelmiştim. Annem ve babam da yaşlanmış, benim onların yanında olmamdan mutluluk duyacaklardı. Ömürlerinin son demlerinde biraz olsun onlarla olmak hem onlara hem bana moral olurdu. Hem de gelirime bakmadan hemen hemen her gün bir şey isteyen eşim ve çocuklarım da bu ayrılıkta değerimi anlayacaklardı.

İşte göreve başladığım ilk günlerde rastlamıştım Kerim’e. O da lise arkadaşını gördüğüne çok sevinmişe benziyordu. Ana caddede rastlayınca ben de işten çıkmış eve gidiyordum. Hemen ana caddenin arka sokağında bulunan yanından çay kanalı geçen güzel bir havuz kenarında bulunan çay evine geçtik.

Kerim’e neler yaptığını sorduğum zaman mahzun yüzü daha da mahzunlaştı. Esmer ve kareli yüzü biraz gerildi. Bana hüzünlü bakmaya başladı. O zaman anlamıştım işlerin yolunda gitmediğini. Zaten o de dertleşecek insan arıyormuş. Çay ocağına oturduğumuz anda o konuştu ben dinledim genelde.

Yarım saat boyunca onu izledim ve dinledim. Bana en az 10 kursa gittiğini söyledi. Hangi kurslar olduğunu sorduğumda birbiri ile ilgisi olmayan ondan fazla kurs saydı. Telsiz kullanım, hasta kayıt kabul, işaret dili kursu, okçuluk kursu, diksiyon kursu, ilk yardım kursu… Birkaç kurs daha saydı ama aklımda kalmadı.

Bir arkadaş bulmanın ve derdini anlatmanın sevinci ile anlattı. Her şeyden şikayet etse de bol bol şükretti. Onca sıkıntısına rağmen şükretmesini takdir ettim. Bu gelişime açık olduğunun ispatıydı.        Çay bahçesinde çayımızı içerken dikkat ettim. Nerede ise çay bahçesinde tanımadığı insan yoktu. Garsonlarla laubali konuşmalarına, yanına gelen gençler ile bol kahkahalı seviyesiz konuşmalarına şahit oldum. Benimle konuşurken sık sık cep telefonu ile oynuyor, yüzüme bakmıyordu. Ben ise sessizce çayımı içerken sigorta uzmanı olduğumdan onu izlemeye çalışıyordum. Zaten görevimiz de insanları sabırla dinlemek, gözlemlemek, onları izleyerek zaman zaman destek olmak zaman zaman da davranışlarından dersler çıkarmak değil miydi?

Ama Kerim benim dostumdu. Eski bir arkadaşımdı. Onca kursa gitmesine rağmen hayatta başarıyı yakalamamış olması kendi hatasındandı çoğu zaman.

Dikkat ettim diyalogları gereksizdi. Ama o farkına varmıyordu. Şimdi ona bunu söylesem hemen itiraz edecek “Ben ne zaman laubali oldum ki” diyecekti. Daha önce konuştuğum pek çok insan akşama kadar boş konuşup da “ben asla boş konuşmam” demişlerdi.

İşlerinin düzelmesi için önce insan ilişkilerine yani iletişime önem vermeliydi. Sonrasında da gerisi gelecekti.

İlerleyen zamanlarda Kerim’e, aldığı kursların belgesi ile İş Kur’a başvurup başvurmadığını sorduğumda “Ne gerek var olacak iş ayağıma gelir” demesin mi? Şaştım kaldım. “Su akar yolunu bulur” diyenlere de çok rastlamıştım. Yani hataları görmemekte ısrar etmek, sorunu hep karşımızda ve kendimiz dışında aramak işsizliğin temel taşıydı herhalde.

Kerim’i lisede iken kardeş kadar severdim. Benim kariyer yaparak gelişmeme rağmen O’nun böyle yaşamasına içim razı olmadı. Birkaç gün bunun üzerine düşündüm. Kerim’e bir dost olarak yardım edecektim ve O’nun hayata daha sıkı sarılmasına sebep olacaktım.

Sonunda aldığı kursların belgesinin, o belge ile başta İş Kur olmak üzere başvurmadan bir işe yaramayacağı konusunda O’nu ikna ettim. Bu da iletişim konusunda sanırım tecrübemiz ile olmuştu. Olumlu ve doğru iletişim her kapıyı açan altın anahtardı. Atalarımız bile “tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” diye boşuna dememişlerdi. Ben de Kerim ile tatlı dil ile konuşmuş, yaşadıkları üzerine düşünmesi ve olumlu düşünmesini sağlamıştım.

Zamanla ben sigorta şirketinin o ilde başarısı için yoğun bir iletişime geçerek insanlarla haşır neşir olduğumdan çok zaman anne ve babam ile İstanbul’da kalan aileme bile zaman ayıramıyordum. Bu tempo birkaç ay devam etti.

Bir gün iş görüşmesinden dönerken aniden Kerim ile çay içtiğimiz çay bahçesinde stres atma ve bir çay içme düşüncesi oluştu ve hemen çay evine yöneldim.

Kanalın hemen yanında sakin bir köşe bularak oturup çayımı yudumlarken, bir anda masama birinin oturduğunun farkına vardım, başımı gömdüğüm “genç gelişim” dergisinden kaldırınca… Bu Kerim’di ama başka Kerim olmuştu galiba.

Kerim’i aylar sonra görmekten büyük memnunluk duymuştum. İşin doğrusu insanlarla uğraşmak yerine işime odaklanınca sigorta şirketinin ilimizde gelişimine büyük ivme katmıştık. Genel Müdürümüz bu çalışmadan memnun kalarak maaşıma zam yapmış ve gayretle devam ettiğimde tekrar zam yapacağını söylemişti. Ben de daha gayretli çalışarak maddi durumumu daha düzgün hale getirme gayretindeydim.

Kerim karşıma oturunca daha önceki karamsarlığı gitmiş ve bana gülerek kendine özgüveni olan bir insan bakışı ile bakıyordu. Ondaki güler yüz bana da yansıdı ve ben de güler yüzle ona bakmaya başlamıştım ki, Kerim konuşmaya başladı:

“Mehmet Çokokur Kardeşim soyadın gibi var ol sen. Geçtiğimiz aylarda bana verdiğin kitabı alınca sana söz vermiştim. “Öylesine okumayacağım, anlayarak okuyacağım” diye. Gerçekten de anlayarak okudum ve bu kitap ve dergiler bana özgüven verdi. Günlerce kendimi sorguladım. Baktım ki yanlış diyaloglar kuruyorum. Doğrusu verdiğiniz kitabımda vardı. O diyalogları önce evde uyguladım. Sonrasında gayret ederek İş Kur’a başvurdum. Bu özgüvenle hemen beni işe yerleştirdi. Ben de gayretle çalışmaya başladım ve bu gayretim bir ay sonra kendini gösterdi ve başlangıç güzel olunca, gayrette devamlı olunca sonunda patronum benim hem maaşımı hem konumumu değiştirdi. Kursların ilk defa bu bakış açımı değiştirince faydasını gördüm. Sen güzel dostsun ve Mehmet Çokokur, çok okuyarak gerçekten insan gelişiyormuş. Ama tek şartla okuyup, uygulayarak ve düşünerek…

Söyleyecek söz bulamadım Kurs Delisine…