BAKIŞ AÇISI

“Kitap değerlendirme toplantısı”nda öğrenciler hocalarının okuttuğu bir kitabı değerlendiriyorlardı. Yaklaşık sınıftaki 20 kişi de kitabı okumuş ve sıra ile değerlendireceklerdi. Aslında sıra ile değil, isteyenler sıra ile konuşacaktı. Sonra Edebiyat Öğretmeni Sami Kamanlı bey de değerlendirmesini yapacaktı.

Sami Kamanlı Hoca, derse girdikten sonra konuyu kısaca izah etmişti. Bu hafif esmer, ince bıyıklı, güler yüzlü hocaya Edebiyatı çok sevmesinden dolayı öğrenciler “Edebiyat Delisi” lakabını takmışlar, hoca da bunu duyunca “Doğru söze ne denir, Bir meslek erbabı mesleğinin delisi olmadan velisi (uzmanı) olur mu? demişti.

Sami Hoca’nın bakışları çocuklara “Hadi söze başlayın” diyordu sanki. Bunu bilen sınıfın en çalışkanı Esma elini kaldırarak söz istedi. Kitap okumayı çok seven Esra belli ki Sami Hoca’nın verdiği kitabı sindire sindire okumuştu daha önceki kitapları okuduğu gibi. Sami Hoca Esma’ya söz verince Esma konuşmaya başladı:

“Hocam, kitapta klasik roman anlatımının dışında sohbet havasında roman anlatıcısı ile sohbet ettiği engelli öğrenci, işletme yönetimi, engelli hakları konusunda çok eğitici sohbetler yapıyorlar. Burada ana fikir engelli isterse çabalarsa her engeli aşar. İnsan işini severse rakip firmaları bile eğiterek onlara destek olur. Yapılan iyilikler mutlaka insana geri döner. Yaşlanınca bile insan başkalarına faydalı olabilir ve huzur duyar. Ama kitapta en hoşuma giden ise bugün hemen hemen hiç rastlamadığımız bir şey var. Her buluşmada kahraman engelli öğrenciye gelişmesi için kitap hediye ediyor. Keşke bize de hocalarımız kitap hediye etse” derken, göz ucu ile Sami Hoca’ya bakıyordu.

Sami Hoca Esra’nın bu manalı sözü karşısında:

“Her şey imkan dahilinde Esra Kızım, biz de elimizden geldiği kadar öğrencilere kitap hediye ediyoruz. Ama kitap faydalı olacak, öğrenci okuyarak hayatına uygulayacaksa hediye edilir. Eğer öğrenci okumayacaksa kitap hediye etmenin anlamı olmaz. Bu yüzden kitap hakikaten okuyup faydalanacak kişiye hediye edilir. Kitapta da romanın Kahramanı Orhan bey, engelli Hüseyin’e hakikaten okuyacağına inandığından kitap hediye ediyor. O da gerçekten kitabı okuyup anlayarak, arkadaşlarının da o kitaplardan faydalanmasını sağlıyor. Yani faydalı bir hediye verme oluyor. Bu da Engelli Hüseyin’in gelişimine sebep oluyor” dedi.

Sami hoca sözünü bitirmişti ki, obezliği, pardon şişmanlığı ile tanınan ve arkadaşlarının “kantin kuşu” adını taktığı Osman söz istedi. Sami Hoca başını sallayarak söz verince:

“Hocam, kitabı gerçekten baştan sona okudum. Kendini okutan ve sürükleyici bir roman. Ömer efendi Kurabiyeleri eşliğinde sohbete doyum olmuyor. Hani Ömer Efendi Kurabiyelerinden olsa da yesek” deyince sınıfta bir kahkaha patladı.

Bu sözler karşısında ciddiyeti ile tanınan Sami Hoca bile gülmeden edemedi. Öğrencileri Sami Kamanlı’nın çok az güldüğünü görmüşlerdi. O gülüyorsa güldüğü şey çok hoşuna gitmiş demekti. Osman’ın değerlendirmesi de tam kendine has bir değerlendirmeydi.

Sami Hoca, gülüşmeler bitince:

“Herkes ilgi alanını görüyor. Evet çay ve kurabiyeler eşliğinde bilgi paylaşımı var. Ama daha çok topluma verilen mesajlarda var” dedi.

Sami Hoca’nın konuşması bitmişti ki bu sefer dindarlığı ile tanınan ve “Evliya Ahmet” olarak isim yapmış Ahmet:

“Hocam, kitapta dini konulara pek değinmemişler ama gıybetten, dedikodudan uzak sohbette, “her, insan bir engelli adayıdır” ve “Allah engellileri boşuna yaratmadı onlardan ders alın” anlamında konuşmalar var. Hediye edilen kitaplar içinde dini anlatan kitaplar olmasa da hayatta boş şeylerden uzak tutacak kitaplar hediye ediliyor. İlk emri “Oku” olan bu dinde bir hocanın öğrencisine kitaplar hediye etmesi güzel şey. Yazar biraz daha süslü anlatımı tercih edebilirdi” dedi.

Sınıfta öğrenciler “Evliya Ahmet” in bu değerlendirmesi karşısında cılız bir alkışla takdirlerini belirttiler.

“Edebiyat Delisi” gülümseyerek “Evliya Ahmet” e bakarken sınıf ne diyecek diye “Edebiyat Delisi”ne bakıyorlardı. Edebiyat Delisi Sami Hoca:

“Ahmetciğim burada yazarın edebiyat yapma kaygısı yok. Edebiyatın asıl amacı da süslü kelimeler kullanmak değil, anlaşılır kelimeler kullanarak okuyana mesaj vermek. Dünya ve Türk klasiklerine bakacak olursak okuyan hemen anlatılmak isteyen şeyleri anlar. Aşırı süslü metinler okuyanın kitabı anlamamasına sebep olur. O yüzden kitap bu açıdan mantıklı ve tutarlı bir anlatımla siz lise öğrencileri ile ilkokul mezunu olanların bile anlayacağı seviyede yazmış. Bu anlatım ve üslup da benim hoşuma gittiği için size tavsiye ettim” dedi.

Sınıfta bir süre sessizlik oldu. “Edebiyat Delisi” sınıfı gözlüklerinin altından şöyle bir süzdü.  Soru soran olmayınca “Edebiyat Delisi” yeniden konuşmaya başladı.

“Anlaşılamayan romanlar, sadece bir kesimin okuduğu romanlar olur. ”Edebiyat”, edepten gelir biliyorsunuz. Edepli olmak da sade olmak, sıradan gibi görünüp ama sıra dışı olmak anlamı taşır. Yani anlatımınız herkesin anlayacağı seviyede olacak. Herkes “beni anlatmış” diyecek. Bir kitapta herkes kendini görüyorsa o kitap başarıya ulaşmış demektir. Yazar, kitabı yazarken insanın temel ihtiyacı olan yeme içmeyi de, Allah’ın emri olan oku sözünü de kitap hediye ederek, hediyeleşmenin de, rakibimiz bile olsa bize danışan firmaların elamanına bile yardım edebileceğimiz, yaşlı insanların bile isterse insanlara maddi ve manevi faydası dokunacağı, insan isterse Evren’in yani Allah’ın onu torpili ile destekleyeceğini ama insanın bahane üretmeden her zaman çalışması gerektiğini anlatmış. Burada arkadaşlarımızın yorumlarına bakınca da herkes “bakış açısı”nı romanı okurken de yansıtmış. Yani Edebiyatın bir amacı da okuru kitabın içine katarak kendini hayatta hissettirmesi değil mi?”

Sınıf pür dikkat “Edebiyat Delisi”ni dinliyorlardı. O kadar güzel anlatıyordu ki, öğrenciler sanki yeniden kitabı okuyor gibiydiler. (Hikayeye konu olan Kitap, Turan Yalçın, Sen de Kafadan Engellisin, Az Kitap, İstanbul,2018)

Hoca öğrencilere göz atarak herkesin kendini dinlediğini görünce:

“Kitapta anlatılanı siz de uygulayın ve okuduğunuz o kitabı en az 5 kişiye okutun” dedi.

Hoca bunu anlattıktan sonra gülmeye başladı ve herkes hayretle “Bu hoca gülmezdi ama bugün bayağı güldü” diye düşündü.

Sami Hoca, derse girerken yanında getirdiği kocaman paketi masanın üstüne koyarken herkes hayretle kocaman pakete bakıyordu.

Hoca dedi ki:

“Kitabı okuyan bizim Hanım, “Sami efendi, ben de sana bir Sami Efendi Kurabiyesi yapayım da öğrencilerine ikram et dedi. Bu kurabiyeleri yaptı. Bana düşen de sizlere getirmek oldu.” dedi.

Hoca kurabiyeleri birer ikişer dağıtırken Kantin kuşunun sesi duyuldu:

 

“Hoca dediğin böyle olur, kitapta anlatılanları bize uygulamalı öğretiyor” deyince sınıfta yeni bir kahkaha koptu.