NASIL BAŞARILI OLUNUR?

Başarılı olmak istiyorsan kendini beğenme, hatta nefret et! Kendini küçük gör, fiziki görünümünü öncelik haline getir, ruhsal yapını hiç dikkate alma! Arkadaşlarının senden güzel veya yakışıklı olduğunu düşün, kendini aşağıla ve Tanrıdan hesap sor! “Felsefe olarak önemli olan fiziksel yapıdır, toplumsal roller ona göre belirlenir! Ahlak, çalışkanlık, vatanseverlik benim neyime?” diye düşün!

                Sağlığına bakma! Özellikle ruh sağlığını hiç önemseme! Belirli yemek saatlerin olmasın! Kahvaltı da ne ki? Sabah kim uğraşacak onunla? Zaten annem babam da yapmıyor! Bir simit yerim yeter. Arkasından dişleri fırçalamasan da olur! Sağlıklı yemek de ne ki, damak tadı önemli! Geleneksel yemekleri beğenme, onları çağdışı say! Doğal yemek de ne oluyor? Teknolojinin girmediği yemekler yenir mi hiç? Amerikanvari yemekler ye. O zaman çağdaş olursun! Gazlı içecekleri iç, ayran mı, öhööö, banal! Pekmez mi, ne biçim bir tat? Süt içme, oluşan kemikleri kim taşıyacak?

                Aileni zenginlik yönünden başka ailelerle kıyasla! Çoğunlukla beğenmeyeceksin. Çünkü senin tüketim hızına yetişemiyorlar. Niçin daha zengin olmadınız, beni doyuramıyorsunuz, diye onları eleştir! Onları her gördüğünde soğuk davran.

                Marka tutkunu ol! Markadan başka bir şey giyme! Marka giyemiyorsan aşağılık duygusuna kapıl! Arkadaşlarını marka giyiyor sen giyemiyorsan bunun suçlusunu ara, bulursan yok et! Gerekirse de evden hiç çıkma.

                Cep telefonun en son modelini al! O senin her şeyin olsun. Diğer arkadaşlarında daha üstünü olmasın. Onunla yat, onunla kalk! En yakın arkadaşın olsun. Yolda, okulda, sınıfta, evde, kısaca her yerde onunla oyna, her şeyin o olsun! Üstünlüklerini arkadaşlarına anlat, onunla gurur duy. Telefonun asli görevinin alo demek olduğunu da kim söylemiş? Ürettiğimiz aracın kölesi olmuşuz da haberimiz yokmuş! Millet kafayı mı yemiş ne! Bağımlı olmuşuz, kitapların kölesi olmaktan daha önemlidir telefon bağımlısı olmak! Üstelik bunu üretenlerin bizim satın almamıza ihtiyaçları var. Hem nasıl olsa para onlarda kalmıyor ki. İnsani yardım kuruluşlarına(!) aktarıyorlar?

                Çevrendekileri, onların koyduğu kuralları beğenme! Özgürlüklerini kısıtladıkları için onlara is-yan et! Hatta memleketinizi beğenme, bir an önce kaçmayı düşün! Sınırsız özgürlükten yana ol, onu bulamayınca da isyan et! Hiçbir şey yapma. Değer yargıları mı, Atatürk’ün senden istedikleri mi? Neymiş bunlar? Bırakın, biz gençler istediğimiz gibi yaşayalım mantığı en doğru mantık olsun senin için! Zaten dememişler mi “bizden sonrası tufan” diye.

                Hedef mi? Boş versene. Hedefin olacak da ne olacak? O da ne ki, sürekli kendinizi sıkmaya değer mi? Otuzundan sonra elbet bir hedef belirleriz.

                Hayat espridir, şakadır! Her şeye espri gözüyle bak. Değerler mi? Aman. Hepsiyle alay et. Sürekli sağındaki, solundaki, önündeki ve arkandakilerle espri yap, şakalaş. İçi dolu cümleleri kurmak için kendini zorlamaya, kelime dağarcığını genişletmeye ne gerek var? Üç beş kelimeyle ömrünüzü tamamlayabilirsin. Hamal mısın ki fazla kelimeleri ömür boyu yük olarak taşıyacaksın. Yoksa mezara götüreceğini mi sanıyorsun? Üç beş şarkıcının şarkı sözleriyle sana sorulan sorulara cevap ver. Üstelik anne babanla da dedenle de aynı cümlelerle sohbet edebilirsin! Pardon, sohbet mi dedim? Yanlış dedim. Sohbet banal bir kelimedir. Sen en iyisi mi diyaloğa gir.

                Ah öğretmenler! Sana zorla bir şeyler öğretmeye çalışan gestapo subayları! Senin bir şeyler öğrenmen için can atan öğretmenler! Onları sevme. Çünkü onlar idealisttir, Atatürk’ün istediği öğretmen tipidirler. Size bir şey anlatmayan, sizinle kafa yapan, zamanı oturarak, anılarını anlatarak geçiren öğretmeni en baba öğretmen ilan et, onun peşinden ayrılma. “Ödev yok, not çok” özdeyişine uyan öğretmenler dostunuz, diğerleri düşmanınız olsun!

                Evde, okulda, sınıfta prensip mi? O da ne ki? İnsan özgür bir canlıdır. Aklına ne eserse onu yapmalı! Bundan kime ne? Niye rahatsız oluyorlar? Onlar da istediklerini yapsınlar. Benim öz-gürlüğümün bittiği yerde onların özgürlüğü başlasın! Bana ne? Hoca ders anlatırken sen kafana göre takıl. İstediğin zaman sınıfa gir, istediğin zaman dersten çık. Eve istediğin zaman git, habersiz bir şekilde evden ayrıl. Okulun masalarını çiz, tuvalete istediğin yazıları yaz!

                Size haftalık ders çalışma programı gibi sıkıcı(!) bir görev veriyorlar. Ne ilgilendirir başkasını? Allah’ın bana verdiği bu haftada 156 saatlik zaman dilimini kullanma özgürlüğüme müdahale etmelerine fena sıkılıyorum. Benim aklım yok mu zamanı kullanma becerisini gerçekleştirmeye? Haftamı istediğim gibi planlarım. Derslerden şu kadar soru çözecekmişim. Hem her dersi sevmek zorunda değilsin ki. Sevmediğin dersleri çalışmaya seni zorlamaları hiç de demokratik yaklaşım değildir!

                Deneme sınav sonuçlarına ne diye karışıyorlar. Hem senin özelindir. Sen onların özellerine karışıyor musun? İkide bir okuluma/dershaneme uğrayıp senin sınav sonuçlarını incelemelerine gıcık kapın. Onlar senin dershane ücretini ödesinler, gerisine karışmasınlar. Karıştıklarında onlara küs, en az bir hafta onlarla konuşma.

                Yine size kıyamayacağım. Yukarıdaki ifadeler tamamen bir şaka. Ancak her şakanın altında da bir ciddiyet olduğunu unutma.

Sevgili gençler. Şimdi sadede gelelim!

                Allah seni sana özel olmak koşuluyla en güzel bir şekilde yarattı. Sen özelsin ve bu halinle kendini sev.

                Sağlık korunması gereken en güzel nimettir. Sağlığını koru. Yalnız kaldığında senin en yakın arkadaşın sağlığın olacaktır.

                Aileni olduğu gibi kabul et. Orada mutlu olmaya çalış.

                Fazla tüketici olma, tutumlu ol. Hayat sınavında seni yorar.

                Prensipsiz hayat olmaz. Sıkıcı olmamak koşuluyla prensipli ol.

                Kendine hedefler koy ki varlığının bir sebebi olsun.

                Öğretmenlerinizi size bir şeyler öğrettikleri için sevin. Unutmayın ki kültürümüzde “bir harf öğretene kırk yıl kölelik” vardır.

                (Allah bize çok şey öğretti, yalnız ona köle olursak sonsuz özgürlüğe kavuşuruz, unutma)

                Planlama yapın ki zamanı daha verimli kullanasınız.

                Bunlar size, yaşam maratonunuz üzerindeki dikenlerin yok edilmesinde yardımcı olur.

İsmet Yalçınkaya

Basında çıkmayan eski bir yazım