OY İÇİN HERŞEY

 

                Dünyanın her yerinde milletler kendilerine hizmet etsin ve görev yapsın diye iktidarları iş başına getirir. Onlarda kendi imkânlarını kullanarak halka hizmet etmeyi amaç edinirler.

                Bazen iktidarlar kendi imkânlarını kullanırken bir yandan da devletin bütün olanaklarını kendi çıkarları için kullanır ve aşırı büyür, güçlenir ve ulaşılmayan bir noktaya gelirler. Bu nedenle millet tedbir olsun ve güç zehirlenmesiyle yanlış yapmasın diye dört yılda bir seçime gider ve oyunu kullanır. Bu demokrasinin bir gereğidir.

                İktidarlar aşırı büyür ve güçlenirken halkın tasvip etmediği yollara başvururlar. Şiddet, baskı, tehdit gibi…

                Bunların en iyi bildikleri şey, suçlama, iftira, hakaret ve öfkeli sözlerden ibaret ağır cümleler.

                Çünkü iktidarı elinde bulunduranlara göre, iktidar onların hakkı. Ebediyen de öyle olmasını isterler.

                Ellerinden gelse elde ettikleri imkânları bir daha bırakmamak için seçim sistemini de ortadan kaldıracaklar. Hatta sonsuza kadar kendilerine hizmet edecek sistemi inşa edecekler.

                Ülkeyi batırsalar da çıkarsalar da daima onların hakkı olarak düşünürler. Bu da onlara aşırı güç verir. Yanlış yapmaya devam ederler. İktidar da kalmak içinde her çareye başvururlar.

                Ahmet Gürsoy’un Yeniçağ Gazetesindeki ”Bu zihniyet Gitmeli” başlıklı tespitleri şöyle:

                “16 yıl boyunca bütün devlet kurumlarını(pek çoğunun yabancılara)sattıkları halde yeniden refah toplumu yaratsalar da gene onlar haklı.

                İşsizlik onların döneminde milyonları bulsa, üniversite mezunları toptan aç kalsa da yine onlar haklı.

                Din, iman ne derse desin, Kur’ân kitap ne söylerse söylesin, devlet malı “Yağma Hasanın böreği” misali darmadağın edilse de vallahi sadece onlar haklı.”

                Burada güç’ün verdiği sözleri hatırlatalım:

                *AKP’den iki defa milletvekili adayı olan ve Davutoğlu’nun iki dönem danışmanlığını yapan biri eline bir çizelge almış bir TV kanalında halkın gözüne sokar gibi çizdiği çan eğrisini göstererek RTE için şöyle diyor:

                *Allah öyle bir adayı yaratmadı!”haşa.!Dindar bir Müslüman bunu diyebilir mi?

                *Peygamber bile kibre kapıldı biz kapılmadık’ tan kayınvalide ve baldız fetvalarına,

                *Bir kereden bir şey olmaz’dan memurun ve …punun bahşişini peşin ver’e,

                *Cumhuriyet parantezini kapattık’tan 90 yıllık reklâm arası’na,.

                *Allah’ın bütün vasıflarını taşıyor’dan cennet tapularına,

                *Türk diye bir ırk yoktur’dan AKP sayesinde Türk olmaktan kurtulduk’a,

                *Dolar bu dolar da boşalır da’dan Cudi’de mangal ateşleri yanıyor’a,

                *Kobani’deki kardeşlerime selam olsun’dan bana serok Ahmet derler’e,

                *PKK ile görüşen şerefsizdir’den, görüşen biz değiliz devlet’e,

                *Parsel parsel sattılar’dan özledik artık bitsin bu çile bu hasret’e,

                *Fettullah Gülen yüz yılın yetiştirdiği bir âlim’den, keşke Yunan galip gelseydi’ye.

                Ahmet Gürsoy :

                 “İktidardan gitmemek için de ne gerekiyorsa yapıyorlar.

                Bunun için de ellerinden ne geliyorsa yapmaktan çekinmiyorlar. İftira ise iftira, suçlama ise suçlama. Mesela yandaş gazete nasıl haber veriyor: ‘CHP, İYİ Parti, SP ve DP milletvekili seçimleri için ittifak kararı aldı.’Şer ittifakı’ Meclis’te bulunan 600 sandalyeden en az 301’ini almak için yarışacak.’

                İşte zihniyet bu.

                Olağan seçim yarışının adını ‘Şer ittifakı’ olarak tanımlıyor.

                Öncelikle bu zihniyet, okuyucusuna saygı duymuyor. Onları sürü yerine koyuyor. Akıllarının olmadığını düşünüyor.

                İşte bu sebeple Türkiye bu hastalıklı zihniyetten bir an evvel kurtarılmalıdır.

                AKP’den Milletvekili gösterilmeyen İmam-Hatip kökenli Metin Külünk, siyasi muhaliflerine olağan eleştiri yapmak yerine karalamacı bir dil kullanarak şunları söylüyor:

                “15 Temmuz silahlı kanadının başaramadığını, dördünü bir araya getirerek ittifak üzerinden Türkiye’yi Erdoğansızlaştırmak, Erdoğan’sız siyaset, Erdoğan’sız Türkiye hedefine ulaşmak için 15 Temmuz’un devamı olan bir modeldir.”

                Yağcılık yaptı sıraya bile giremedi.

                Hâlbuki Millet İttifakı kurulmazdan evvel bunlar SP’si liderini Cumhur ittifakıyla bir olmaya ikna etmek istemiyor muydu?

    

                İstiyorlardı.

                Peki, aradan bir ay geçmeden ne değişti de Saadet Partisi birden “15 Temmuz’un devamı” haline geldi?

                Nasıl “şer ittifakının” parçası FETÖ’nün siyasi ayağı oldu?

                Bu zihniyetin eski dostlarına bile saygısı yok. İftirada sınır tanımıyor.”Benimle değilsen düşmansın” mantığından hareket ediyor. Ülkeyi bölebildiği kadar bölüyor. Ve sonrada seçmene vaatte bulunuyor.

                Her şey bir oy için mi?

                Daha çok demokrasi, daha çok adalet getireceğiz…”

                Biz de diyoruz ki ne zaman?