VAKİT BİRLİK VAKTİ

VAKİT BİRLİK VAKTİ

 

Sensin merhem sürecek yaramıza Yâ Rabbi

 

Tefrika, nefret sokma aramıza Yâ Rabbi!

 

Yine muhtaçtır İslâm ebâbil kuşlarına,

 

Af buyur, yüzde karamıza Yâ Rabb!...

 

                Şu günlerde ülkenin içinde fitne ve fesat tohumları aldı yürüdü. Kim ne söylüyor, kim ne dinliyor, kim ne anlıyor? Belli değil... Hiç kimse hiçbir şeyi mizan terazisinde tartıp ondan sonra toplumun önüne çıkmamakta adeta birbiriyle yarış ediyor.

 

Bu durum kalplerin kırılmasına, gönüllerin daralmasına, toplumun büyük bir kısmının birbirine küsmesine kadar götürecek gibi… Allah korusun, böyle bir sonucu düşünmek bile istemiyorum.

                Düşmanlarımız yedi başlı canavarlara dönüşmüşken, herkes ülkemizin diz üstü çöküp teslim olmasını sinsi sinsi beklerken, hatta daha ötesi ülkenin dört bir tarafına maddeten ve manen saldırarak ekonomimizi, birlik ve beraberliğimizi yıkmaya azami derece çalışırken; üstte topluma birlik ve beraberlik ruhunu vermesi gerekenlerin bir kısmının bu ihanet şebekeleriyle işbirliği edercesine yarış ediyor olması bizi gerçekten çok üzüyor...

                Hele içinde bulunduğumuz şu güzel günlerde böylesine garaip ve acayip davranışların, konuşmaların, dedikoduların dolaşması son derce yanlıştır.

                Bu ülke, bin yıldır vatan toprağı olarak ruhumuzu yıkamış, bizi ummanların ötesine götüren sevdanın peşinde koşturmuştur. Bizi Viyana’ya Orta Asya içlerine, ta Fizan’a, Yemen’e götüren duygunun, sevdanın, aşkın peşine düşmeden; o aşka, kul köle olmadan vatan-millet ve bayrak duygusunun zirvede olduğunu düşünmek mümkün değildir.

                Dün Sultan Alpaslan’ın Malazgirt Savaşından önce Cuma namazını kefeniyle kılarken hutbede Müslümanlara:

                "Kumandanlarım, askerlerim! Biz ne kadar az olursak olalım, onlar ne kadar çok olursa olsunlar, daha fazla bekleyemeyiz. Bütün Müslümanların minberlerde bizim için dua ettiği şu saatlerde kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım, ya şehit olur cennete girerim...

                Askerlerim! İşte atımın kuyruğunu bağladım. Bir er gibi savaşa gireceğim. Üzerimde sultanlık belirtisi hiçbir şey yoktur. Şehit olursam, üzerimdeki şu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır...

                Ya Rabbi! Seni kendime vekil ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve Senin uğrunda savaşıyorum. ALLAH’IM, niyetim halistir, bana yardım et. Sözlerimde yalan varsa beni kahret!...”  diye hitap etmesindeki sırrın özü, tek cümlede saklıdır. 

                “Ya Rabbi! Seni kendime vekil ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve Senin uğrunda savaşıyorum!”

                Evet, eğer bu topraklar, bin yıldır vatan olmuşsa, bu millet Allah davasından başka bir dava gütmediğindendir. Liderlerimizin, bizi yönetmeye talip olanların da öncelikle ve öncelikle Allah Davasından başka bir dava gütmemeleri icap eder.

                Vatanın, milletin, devletin ve hatta ümmetin menfaatlerinden öte bir şey düşünmemeleri icap eder. Ümmet diyorum zira Rabbimiz bizi bu ümmete hizmet için görevlendirmiştir. Bu şuuru bilmeyenlerin milletin önünde ne işi var? Kime niçin hitap ediyorlar? Arakan’dan, Filistin’e; Almanya’dan Doğu Türkistan’a varıncaya kadar ağlayıp sızlayan, işkence gören bütün Müslümanların hatta yeryüzündeki bütün insanlığın gözü de, ümidi de bizde...

                Öyleyse Mehmet Akif’in ifadesiyle:

 

"Girmeden tefrika bir millete düşman giremez.

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez."  anlayışıyla birlik ve beraberlikten asla taviz veremeyiz. Bu sayede ufkumuzda yeni güneşler doğacak, Allah’ın izniyle yeni gönüller fethedeceğiz…

                Haydi, zafere doğru bir koşu daha… Ha gayret… Niyeti halis olanlara zafer yakındır…  

                Selam ve saygılarımla…

Mehmet Emin ULU