SAMANA MUHTAÇ ÜLKE OLDUK

SAMANA MUHTAÇ ÜLKE OLDUK

                Rahmetli Atatürk’ün 90 yıl önce söylediği bir sözü var: “Ekonomisi zayıf bir millet, fakirlik ve yoksulluktan kurtulamaz; toplumsal ve siyasi felaketlerden yakasını kurtaramaz.

                Ekonomisi zayıf bir ülke yatırım yapamaz, insanını besleyemez, insanına iyi bir eğitimde veremez. Halkı tembel ve üretken hiç olamaz. Hep ithal eder ve dışarıya el açar, bir dilim ekmeğe muhtaç hale gelir.

                Fakirliği kaderim zanneder.

                Bundan 10 yıl önce tarımda kendi kendine yeten yedi ülkeden birisiydik. Şimdi ise iğneden ipliğe varıncaya kadar her şeyi dışarıdan alan ülke haline getirildik.

                Tarım ülkesiyiz bir dilim ekmeğe ve samana muhtaç olduk.

                Neden?

                Mehmet Faraç’ın dediği gibi “Uğruna halen küresel savaşların sürdüğü Dicle ve Fırat…  Urfa’dan Mardin’in ötesindeki kentlere kadar uzanan tarihin ‘Bereketli Hilâl’ denilen diye tanımladığı ve ‘insan eksen filiz verir’ denilen Mezopotamya …

                Milyonlarca hektar arazi suya kavuşsun, ‘yılda dört ürün alınsın diye 26 kilometre uzaklıktaki Fırat nehrinin sularını bağrına akıttığımız o muhteşem Harran Ovası

                Urfa, Mardin, Ceylanpınar ovaları cennet olsun diye devletin 1983 yılından bu yana en az 40 milyar dolar harcadığı Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) tüm dünyayı kıskandıran devasalığı…

                Bağrından incirin balı, zeytinin yağı akan, İzmir’den Denizli’ye, Aydın’dan Muğla’ya kadar dünyayı kıskandıran renk dünyası Ege ovaları

                Devletleri doyuracak kapasitede verimli arazileriyle uçsuz bucaksız Konya Ovası ve diğerleri…

                Her santimetre karesinde bereket fışkıran Trakya Ovaları…

                Ve Iğdır, Erzincan, daha el değmemiş Muş Ovası, Antep’ten Hatay’a; Mersin’den Amik Ovasına kadar uzanan, her basamağından ‘beyaz altın’ savrulan Çukurova’nın sarsıcı görkemi…”

                Uludağ’ın eteğinde yeşilim Bursa Ovası, elması ve kirazı ile meşhur Amasya, Tokat ve yaprağı ile dillere destan Niksar ve Erbaa ovaları

                Allah’ın tüm haşmetiyle Anadolu’ya bahşettiği bu ovalar Türkiye’nin tüm dünyaya asırlar boyu diklenmesinin, ekonomik ambargolar karşısında gururla direnmesinin sarsılmaz kaleleri gibiydi… En az 20 yıl önce…

                Yedi ülkeden biriydik. Tarıma dayalı ekonomimizle gururlanırdık.

                O kırmızı Mercimeği Kanada’dan değil de Antep’ten,Harran Ovası’ndan aldığımız bereketli topraklar nerede….

                Dünya ülkelerine 10 milyon ton buğday ihraç ederken şimdi Rusya ve Ukrayna’dan ithal ediyoruz. Yedi düvele sattığımız pamuğu Yunanistan ve Kazakistan’dan ithal ediyoruz.

                Nohut, Fasulye, sarmısak, Arpa, Mısır, Pirinç, Şeker ithal ediyoruz.

                İneği ithal ediyoruz, “saman’ı” da ithal ediyoruz.

                Eti Sırbistan, Bosna Hersek, Afrika ve uzak doğu ülkelerinden ithal ediyoruz. Gemilerle gelen hastalıklı hayvanları halka yediriyoruz. Basının yazdığına göre Polonya’dan ithal edilen ve Deli-Dana hastalığı olduğu tespit edilen hayvanlar nereye gitti bilen var mı?

                Hollanda, Konya ovası kadar yok.185 milyar dolar tarım ürünleri ihracatı yaparken biz bu güzelim ovalardan ancak 10 milyar dolar tarım ürünleri ihracatı yapıyoruz.

                Hollanda’nın ileri teknoloji tarım aletleri ihracatından aldığı paralar buna dâhil değil         Keza küçük İsrail Ortadoğu’nun tarım ambarı…

                Salatalık, domates… Gibi sebze tohumlarını İsrail’den ithal ediyoruz.

                Seçim meydanlarına çıkıp %7 büyümeden ve güçlü ekonomiden dem vuruyoruz. Kim inanır buna…

 

                KÖYLÜ NAMERDE MUHTAÇ HALE GETİRİLDİ

 

                “Emperyalizm, dış güçler, CİA, karanlık çevrelere” dört yanımızı saran ezeli düşmanlara hiç gerek yok.

                Dünya markası haline gelen Mudurnu ve Köy-Tur gibi Anadolu insanın geçim kaynağı olan tavuk şirketlerini hastalık bahanesiyle körletip yok ettiler. Anadolu insanının evinde ve bahçesinde “tavuk gribi var” diyerek çukurlara atıp toprağa gömdürdüler.

                Şeker fabrikaları tatlandırıcı yüzünden yabancı ortaklı şirketlere satılıyor. Sonra da bunlar bir bir kapatılacak. Bursa’da birinci sınıf tarım arazisinde faaliyet gösteren ABD şirketi Cargille yüzünden…Tarım arazisine yapımı engellenince Obama devriye girmiş ve Cumhurbaşkanı RTE ile görüşmüş ve yapımına izin verilmişti.

                Çünkü bir sinsi tuzak altın yumurtlayan tavuğu boğazlarcasına, toprağı kirletircesine el koydu ya ekmeğimize-soframıza, işte o zaman yabancı pençeler boğazımıza salıverdi.

                Nerde kaldı “yerli malı” halkın malı millet bunu kullanmalı sözcüğü… 

                Tarım arazileri ve meralar betonlaştırıldı. Bağ ve bahçeler yok edildi.

                Faraç’ın dediği gibi “Çünkü meyve ağaçları kahredici tarım politikaları nedeniyle yerle bir edildi, asırlık zeytin ağaçları yapılaşma uğruna hedefe konuldu, tarım alanları kaderine terk edildi, giderlerdeki fahiş zamlar nedeniyle üretemez hale getirilen köylüler ise dışa bağımlılığın kurbanı oluverdi.

                Memleketin toprağından suyuna, şekerinden ekmeğine kadar her şeyi bozuldu.

                Tükendi toprak, kirlendi hava, yıkıldı ağaçlar, katledildi doğa…

                HES’ler dereleri kuruttu. Hayvanlar beton duvarlar yüzünden dereye ulaşıp su içemez oldu. Koylar, ormanlar ve yaylalar turizm bahanesiyle iskâna açıldı ve betonlaştırıldı. Sular zehir saçıyor. Kirlilik nedeniyle şu bir hafta içinde binlercesi ölen balıklar dere ve ırmak kenarlarına vuruyor.

                Doğa ve tarım bozuldu. Sağlıklı ürünlerde üretemez olduk. Genetiği değiştirilmiş ürünlerle doldu ülke… Bu sağlıksız ürünler çocuklarımızı bile vuruyor.

                Köylü hazır gıdalarının ülkeye girmesiyle; mazot ve gübredeki fiyatların günlük zam yemesiyle ürettiğini satamaz hale geldi.

                Yanlış tarım politikaları nedeniyle köylü fakirleşti. Geçinemez ve ürettiğini değerlendiremez oldu. Bunun sonucunda köylü isyan etmeye başladı.

                *Antalya’da bir vatandaş satamadığı domatesleri kendini yırtarcasına kasalarla caddeye boşaltıverdi.

                *Ege’de bir vatandaş artan maliyetler nedeniyle süt’ü plastik kovalarla caddeye boşaltıverdi.

                *Bir köylü vatandaş traktörüyle getirdiği mahsulünü cadde ortasında borçlu olduğu banka önünde atıverdi. Trafikte vatandaşın traktörünü bağladı.

                Bu örnekleri çoğaltmak mümkün…

                Bunlar çiftçinin bittiğini gösteriyor.

                Amaç:

                Üretenler tükensin, başka üretenlerin bize ‘ihraç’ ettikleriyle ‘yandaş’lar zengin olsun yeter ki!

                16 yıldır tarımda gelinen nokta bu…

                Yanlış tarım politikasıyla samanı bile ithal eden ülke 24 Haziran’da geleceğine oy kullanacak. Kendi kendine yeten 7 ülkeden biri iken bu hale getirenleri de sorgulayacaktır.

                Türk köylüsünün kaderi bu olamaz. Bereketli toprakların kaderi bir değişirse İnşallah her şey değişecektir.