ŞİMDİ OKULLU OLDULAR

Sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan hanımefendinin destekleri, Millî Eğitim Bakanlığımızın koordinasyonu, televizyon programı sunucusu Müge Anlı’nın öncülüğünde gerçekleştirilen “Okuma-Yazma Seferberliğinde; Fatih İlköğretim Okulu’nda iki buçuk ay içinde 80 saat diliminde 16 öğrenciye okumayı – yazmayı öğretmek nasip oldu. 19 yaş ile 70 yaş arası 16 bayan hemşehrimizin ilk öğretmenleri oldum.  Kursiyerlerin hayat öykülerini kaleme aldım.

BİZİ HİCE SAYDILAR

(Sevda Kasman – 1981)

Tokat - Turhal Koruluk köyünde Necati ile Sündüz Genç’ten 1981 yılında doğdum. Adıma Sevda demişler. Sevgiyi hatırlamaları için olsa gerek ki Sevda koymuşlar adımı. Aklım sarmıyordu ama emsallerimin arasında oldukça akıllı, zeki kız diyorlardı bana.

Okulun ilk açıldığı gündü. Öğretmen bizleri okula kaydetmişti. Köyün çocuklarıyla nasıl bir heyecan içindeydik. Okumayı, yazmayı öğrenecek arkadaşlarımızla bol bol oynayacaktık. Anlatamadığımız duygularımızı, o mutluluğu gözümüze bakan görüyordu. Öğretmenimizin adı aklımda kaldığınca Turan’dı. Okulun ilk günü okulumuzu gezdirdi. Sonra da bizlere “hadi çocuklar çevremizi temiz tutalım, hep beraber okulun bahçesinde ne kadar çöp varsa toplayalım.” dedi. Her bir çocuk okulun bahçesindeki ne kadar çöp varsa topladık. Toplam 20 çocuktuk. Ben arkadaşlarıma göre hem zayıftım hem de boyum oldukça kısaydı. Yoksul bir ailenin çocuğuyduk, iyi beslenemiyor, iyi giyinemiyordum. O gün akşam olup eve sevinçle geldim. Babam Necati “kızım yarın okula giymeyeceksin. Evdeki işlere, tarladaki işlere yetişemiyorum sen bana yardımcı olacaksın, bu sebepten okula gitmeyeceksin.” dedi. Nasıl üzülmüştüm, ağlamıştım. Üzüldüğümü benden başka duyan olmadı. İkinci günü babam okula gidip “benim kızım hastalıklı, okuyamaz, başka çocuklara da hastalığı seper.” demiş.

Okuyamadım. Aradan yıllar geçti, babamın benim için söylediği sözleri yirmi yaşındayken anlattı. Bu laf üzerine dünyam yıkıldı. Ne yazık ki arkadaşlarım okumuştu. 24 yaşında benim gibi okuma yazma bilmeyen çobanlık yapan Rahmi ile evlendim. Eşimin babası İsmail Yazıtepe köyünde yaşarlarmış. Oğlu Rahmi’yi yıllığına başka köylere çobanlığa verirmiş.  Parasını da peşin alıp yermiş. Eşim Rahmi ilkokul üçüncü sınıfa kadar okumuş ama okuma yazma öğrenememişti. Anası da olmadığından sürekli itilmiş horlanmıştı. Evlendikten sonra Tokat’a taşındık. Eşimin babası İsmail’in tarlaları baraj altında kaldığından devlet para vermektedir. İsmail’in eşi öldüğünden iki oğlu ile kızına da para vermeleri gerekir. Noterde okuma yazma bilmediğimden parmak bastırıp çocuklarımın hakkını da kaynatam İsmail almaya kalkınca, ben karşı geldim, adım kötü geline çıktı.

Okuma yazma bilmediğimizden kötü insanlar ne kadar haklarımızı yediler bir bilsen?

Benim büyük oğlum Emirhan birinci sınıfa gidiyordu. Çocuğum gelip bana bir şeyler soruyordu, ben yardımcı olamıyordum. “Anne sen niye okula gidip okuma yazma öğrenmedin, okuman yazman olsaydı bana yardım ederdin.” deyince kendimin nasıl bir aşağılanıp, küçüldüğünü gördüm. Kendi kendime okumaya çalıştım, beceremedim. Bizler yoksul olduğumuzdan zengin bir vatandaş çocuklara para yardımı yapılması için bankaya gittim. 70 kişiye sırasıyla para verilecekti. Sabah 8’de gittim 12:00 oldu sıra bana gelmedi, öğleden sonra gittim akşam 4:30’da sıra bana geldi. Önüme bir kağıt verdiler, oku, imzala dediler. “Okumam yazmam yok” dedim. Öyleyse yarın gel deyince kalp krizinden gidecektim. Okuma - yazmanın ezikliğini bir daha yaşamıştım.

Yıllar sonra okuma-yazma seferberliği başlatıldığını duydum. Severek, isteyerek okuma seferberliğine katıldım. Karşımıza senin gibi bir öğretmen de çıkınca çok memnun olduk SÜLEYMAN HOCAM. Üç hafta geçti nerdeyse okumayı öğrettin bize.

(23.03.2018 FATİH İLKÖĞRETİM OKULUNUN BAHÇESİ SAAT: 17:20)

 

DEVAM EDECEK (YARIN): ARİFE  UYSAL: “KİRAZ TOPLAYALIM.”