ŞİMDİ OKULLU OLDULARŞİMDİ OKULLU OLDULAR

Sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan hanımefendinin destekleri, Millî Eğitim Bakanlığımızın koordinasyonu, televizyon programı sunucusu Müge Anlı’nın öncülüğünde gerçekleştirilen “Okuma-Yazma Seferberliğinde; Fatih İlköğretim Okulu’nda iki buçuk ay içinde 80 saat diliminde 16 öğrenciye okumayı – yazmayı öğretmek nasip oldu. 19 yaş ile 70 yaş arası 16 bayan hemşehrimizin ilk öğretmenleri oldum.  Kursiyerlerin hayat öykülerini kaleme aldım.

ÇOCUK FELCİ

 

(-Hocam sana ne anlatacağım, bari sen sor ben sana söyleyeyim. Saniye Adıyaman bunları derken heyecanını kelimelerden, umudunu gözlerinin parlamasından görebiliyordum. / Süleyman Erkan-)

 

Biz Dört kardeşiz. Sulu Sokak Kışla Mahallesinde çocukluğum geçti. Annem Perihan, babam Bekir LİMONCU. Büyük ablam Dürdane, ben Saniye, Ali ve Gülden üç kardeşim okudu. Kardeşim Ali Limoncu öğretmen oldu. Yıllardır okul müdürlüğü yaptı. Sarı saçlı, deniz gözlü, beyaz tenli güzel bir kızmışım. Altı yaşında çocuk felci geçirdim. Yedi yaşına kadar yürüyemedim. O yaşıma kadar kimliğim bile yokmuş. “Bu kız yaşamaz, ölür” diye nüfus cüzdanı bile çıkarmamışlar bana. Öldürmeyen Allah öldürmezmiş, ben de ölmedim. Annem beni çok seviyordu, “tek kızım yaşasın da okumazsa okumasın” diye beni okula göndermemiş. “Zaten büyüyünce evlendiririz” düşüncesi hakimdi. Babam Bekir Limoncu Tokat’ta Ali Sabri sinemasında bilet kesiyordu. Evimizin söz keseni amcam Ahmet Limoncu‘ydu, söz ondan kesilirdi. Amcamın sözü ile babam ve annem benim okumamı istemediler. İçlerinde bana karşı besledikleri sevgiden olsa gerek okumama karşı büyük bir tepkileri vardı. “Bu güzel kızımız okula gidince okur, sonra da kaçırırlar.” diye, bu duygu ile diğer kardeşlerime uygulanan okuma özgürlüğü bana karşı kin ve nefrete dönüşmüştü. Tek sebebim güzel oluşum.

Dayım Kaya Sivas’ta oturuyordu. Onun da kızları vardı. Beni Sivas’a gezmeye gönderdiler. Dayım Kaya ve yengem beni çok seviyorlardı. Dayım, annem Perihan’a “Bacım, Saniye’nin nüfus cüzdanını bana gönder. Ben burada benim kızlarımla okutacağım.” demişti. Tokat’ta amcam, babam, anneme bir telaş bastı. “Bu kızı okutacak, ordada satacak!” Babaannemin hastalığını bahane edip, beni Tokat’a getirdiler. Sonra yılların nasıl geçtiğini anlayamadım. Çocukluğumla gençliğim birbirine karıştı. Evlendim, çocuklarım oldu. Çocuklarımı okuturken ben de okumak istedim, beceremedim. Okuma - yazma kursları açıldı, gidemedim, içimde bir kor ateş yanıyordu sanki. Kayın validemden ve eşimden korkuma “ben okumak istiyorum” diyemedim. Çocuklarımı büyütüp, okuttum. Ne yazık ki bende 65 yaşıma geldim. Hastalıklar dört bir yanımı sardı. Gözümde gözlük eksik olmuyor. Bir gün mahalle muhtarı bize “okuma seferberliği başladı, seni kaydediyorum.” dedi. İçimdeki okuma kıvılcımı yeniden ateşlendi. “Gideceğim, okumayı yazmayı öğreneceğim.” dedim. Sizin gibi güzel bir öğretmenle tanıştık. Sağ olasın SÜLEYMAN HOCAM.

Okuma yazma bilemediğimden çarşıya pazara gidemez, alışveriş yapamazdım. Bir yerden bir yere giderken otobüslerin üstündeki yazıları okuyamazdım. Nasıl ki evlendim, evde açık ceza evinde yaşar gibi yaşadım. Ailem bu yaşta beni okula gönderseler neye yarar ki? Babaannem Arife Zengin’di. Ben evlendikten sonra yumurtayı para ile satardı, sebebi kız çocuğu el yanında diye. Beyim Ahmet Adıyaman’ın okuma yazması olduğundan devlet hastanesinde personel olarak çalışıp emekli oldu.

(26.03.2018)

 

DEVAM EDECEK (YARIN: SURİYE KÖK: “DOKUZ YAŞINDA ÇOCUK OLMAZ”