ŞİMDİ OKULLU OLDULAR

Sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan hanımefendinin destekleri, Millî Eğitim Bakanlığımızın koordinasyonu, televizyon programı sunucusu Müge Anlı’nın öncülüğünde gerçekleştirilen “Okuma-Yazma Seferberliğinde; Fatih İlköğretim Okulu’nda iki buçuk ay içinde 80 saat diliminde 16 öğrenciye okumayı – yazmayı öğretmek nasip oldu. 19 yaş ile 70 yaş arası 16 bayan hemşehrimizin ilk öğretmenleri oldum.  Kursiyerlerin hayat öykülerini kaleme aldım.

 

DOKUZ YAŞINDA ÇOCUK OKUMAZ

          Tokat ili Sulusaray ilçesi Elmalı köyünde doğdum. Annem Münire, babam Zekeriya. Babam Bayburt’tan gelip Elmalı köyüne yerleşmiş. Babamla annem birbirlerini sevmişler. Annemi, babama vermemişler. Ayrı bir sevda hikayeleri varmış. Sonunda zor da olsa babamla annem evlenmişler. Yıllar sonra biz olmuşuz. Elmalı köyümüzü bakımsız, sahipsiz, çaresiz bırakmışlar. Belki de bu köyü de köylüleri de gözden uzak gönülden ırak diye unutmuşlardı. O zamanlarda okuma yazmayı köyde birkaç kişiden başka bilen yoktu. Köyümüzde okul da yoktu.

Elmalı köyümüze okul yapıldı. Her evde, her gün bayram vardı. Öğretmenimiz gelecek, çocuklar okuyacak, başkalarının çocukları gibi memur olacak, her şeyi bilecek, kör olmayacak, cahil kalmayacaklardı. Nereye gidersek gidelim okuma yazmamız olduğundan başımızı çıkaracaktık. Köylülerimizde okul açılışında sihirli bir elle her şey düzelecek zihniyeti yaygındı.

Eylül ayı gelmiş okulumuz açılmıştı. Her şey pırıl pırıl tertemizdi. Sakine bacım 7 yaşında, ben de 9 yaşındaydım. Bir öğretmen bir de okul müdürü vardı. Sınıflar öğrencilerle dolup taşmıştı. Benim yaşım 9 olduğundan beni okula almadılar. Bacım okula gidiyor, ben evdeydim. Deli divane olmuştum. Benim okuma özgürlüğümü elimden almışlardı. Her gün evde üzülüp ağlıyor, hırçınlık, asilik yapıyordum. Babam benim üzüldüğümü gördükçe o da üzülüyordu. Okul müdürüne ve öğretmene defalarca rica etti, yalvardı ama “bu kızın yaşı büyük, okula alamayız” deyip durdular. Bacım okudu ben okuyamadım. Nasıl hayallerim, nasıl hedeflerim vardı. Felek bana yar olmadı. Günlerce okuyamadım diye hasta olup yatakta yattığımı biliyorum. Aylarca insanlara küstüm, okula giden çocukları gördükçe nefes alamazdım. Gözlerim dolar, bazen bağıra bağıra ağlardım. Dışlanmış, ötelenmiş, aşağılanmış sanırdım kendimi. Aradan bir kaç yıl geçti, babam Bursa’da işe girmişti bizi de götürdüler. Orada da okuyamadım. Okula gitmek istedim, babamlar; “kızım sen artık büyüdün, burada seni kurda kuşa yem ederiz, aman kendine dikkat et.” dedi.

Beni Elbey ile nişanladılar. Eşimin bacısını da benim kardeşime verdiler. Kısaca değişiklik yaptılar. (-Değiş-Tokuş yani…) Okumadığım için kendimi suçluyor, öfkeleniyordum. Körle benim bir farkım yoktu. Ben okuyamadığım için bir yanım hep eksikti. Çocuklarımı ne pahasına olursa olsun okutacaktım. Bunun için yeminler, antlar içmiştim. Büyük oğlum Ahmet KÖK öğretmen, küçük oğlum Osman KÖK İngiltere’de müteahhitlik yapıyor, iki kızımdan biri Tuğba liseyi bitirdi, Nurcan’a ilkokul’u bitirttim.

Yıllar sonra halk eğitiminde okuma yazma kursuna buradaki gibi başladım. Sınıfta bize harfleri öğretiyorlardı, her öğrenciye sırayla harf yazdırıyorlardı. Tahtaya çıkma sırası bana gelmişti. Hocanın söylediği harfi yazmaya başladım. Solak olduğumdan yavaş yazıyordum. Öğretmen beni azarladı. “Hadi be herkes seni mi bekleyecek?” diye bana bağırdı. Arkadaşlarımın içinde çok incinmiştim. Öğrenme isteğim öyle bir kırıldı ki ağacın dalı kırılıp yere düşer gibi oldum. O günden sonra daha da kursa gitmedim. Okuma hayalim bir kez daha yıkılmıştı. Şimdi ise seninle karşılaştık. Seni bir öğretmen değil de bir kardeşimiz gibi görüyoruz. SÜLEYMAN ERKAN ismini ilk önce öğrenip yazacağım. ALLAH SENDEN RAZI OLSUN. (28.03.2018)

 

YARIN: NURCAN CAN: “BAKICI ÇOCUK”