YENMEKTE VAR YENİLMEKTE

YENMEKTE VAR YENİLMEKTE

                      Makam ve mevki hırsı, insan var olduğundan bu yana fertlerin ve toplumların başlarına musallat olan ihtirasların anasıdır.

                      Riya, yalan ve ihanet de bu ananın arazlarıdır. Güçlerini, kendilerine sunulan mevki ve makamları insanların ve toplumların yararına kullananlardan çok bu imkânları, riya, yalan ve ihanetle ele geçirenlerin neden oldukları felaketlerle doludur.

                      Tüm dinlerde de günah sayılmış, inananlar uyarılmıştı, hırs, riya, yalan ve ihanete karşı. Sadece bu yola sapmamaları için değil sapanlardan da sakınmaları, onlardan da uzak durmaları için…

                      Kişilik bozukluğumu deyin ne derseniz deyin, hırs, riya, yalan ve ihanet gibi kavramları sürekli kullananlar kendilerine göre karşı tarafta suçlu ararlar. Onun içinde hep yanlışa düşerler.

                      Şu cümleye bakarmısınız?

                      “Erdoğan’ı devir, Türkiye’yi durdur’ tezi bir saldırıdır. Bütün senaryoları çökecek.”

                      Bu adamlarda sahiden akıl tutulması var.

                      Bunu yazan gerçekten söylediklerine inanarak mı yazıyor, yoksa propaganda amacıylamı?

                      Bir hikâye: 

                      Azrail yaşlı adamın canını almaya gelir.

                      Yaşlı adam itiraz eder.

                      -İyi de hiç önceden bana geleceğini söylemedin. Haberim olsaydı hazırlanırdım diye mızmızlanır.

                      Azrail öfkeyle adama çıkışır:

                      -İyi de be adam, önce gözlerin zayıfladı, sonra dişlerin döküldü, kafandaki tüm saçlar beyazladı, iki merdiven bile çıkamadın. Bundan daha büyük işaret mi olur?

                      İşte bizim Türkiye’nin durumu da bu…     

                      Erdoğan’ı nereye gidiyor ki durduracağız?

                      Ahmet Gürsoy Yeniçağ’daki köşesinde “Yenilmeyi Öğrenmelisiniz” yazısın da:

                      “Tarım bitmiş, milli kaynaklar satılmış.

                      16 yıldır satılmadık milli kurum ve kuruluş kalmamış.

                      Madenlerin çoğu yabancılara devredilmiş.

                      İç borç, dış borç dengesi bozulmuş.

                      Eğitim dibe vurmuş.

                      Eğitilmiş iş gücü, diplomalı işsizler ordusu sokakları doldurmuş.       

                      Ülkedeki bankaların %70 i yabancıların eline geçmiş.

                      Yıllardır sıcak para ekonomisi ve faiz ile bu bankaların Türkiye’den götürdüğü döviz milyar dolarları bulmuş.

                      Ana akım medya iktidar tekeline alınmış. Hür basın, özgür medya tüketilmiş. Devlet radyo ve televizyonları dâhil muhalefetin burnunun ucunu dahi göstermiyor.”

                      İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, tehdit ediliyor, seçim stantları devriliyor, mitinglerine giden insanlar çöp kamyonları ile engellenmeye çalışılıyor.

                      Saadet Partisi adayı dövülüyor ve stantları parçalanıp seçmenleri hastanelik ediliyor.

                Bütün bunlar olmamış, bu ülkede her şey güllük gülistanlıkmış gibi adamın biri tutmuş “Erdoğan’ı devir, Türkiye’yi durdur’ tezi bir saldırıdır. Bütün senaryoları çökecek “diyor.

                Allah akıl fikir versin.

                Bu akıl tutulmasına göre Erdoğan demek Türkiye demek. Erdoğan’ı seçimle mağlup etmek ise dış operasyonlardan birini gerçekleştirmek demek. Dolayısıyla muhalefet demek Türkiye düşmanlığı demektir. Çünkü Erdoğan’ı bu adamların söylemiyle ‘düşürecek’ olan onlar.

                Bu söylem, demokrasi düşmanlarının ta kendisidir. Çünkü seçimin doğal sonuçlarını, seçmenin kararını düşmanların oyunu olarak tanımlıyor. Bunlara göre sittin sene Türkiye’yi AKP yönetmeli.

                Şunların hastalıklı dünyasına bakarmısınız? Bunları zihin haritası bu

                Adamı sorası geliyor: Aceleniz ve telaşınızın sebebi ne?

                Sanki iktidarda Erdoğan ve partisi değil de bir başkası varmış gibi atıp tutuyor. Türkiye’de yaşanan bütün olumsuzlukların sebebini ve gerekçesini o meşhur “dış güçler” tezine bağlıyor. Bunlara sorarsan ülkeyi 16 yıldır kesintisiz yönetenlerin asla kusuru yok. Başınıza her ne bela geldiyse hep bu dış güçlerden kaynaklanıyor.

                Soralım bakalım. Bu ülkede haberleşmenin kalbi TELEKOM’u Lübnan sermayesine dış güçler mi sattı?

                Tarımı dış güçler mi yok etti?

                Hayvancılığı yerle bir eden dış güçler mi?

                Mesela 16 Nisan referandumu öncesi, ‘Evet derseniz Euro düşecek, faizler düşecek, dolar düşecek’ dedirten dış güçler mi?

                Ege’de Akdeniz’de güzelim koyları eş dost yandaşın keyfine imara açtıran Erdoğan’ı devirme planı iç-dış operasyon timlerimiydi?

                Sor sor bitmez.

                Hangi görüş, ideoloji ve siyasi partiden olursa olsun, Türkiye’yi yöneten her devlet adamı millidir ve yerli olmak zorundadır. Aksi düşünülemez. Dolayısıyla seçime gidilen süreçte, iktidar partisini Türkiye’nin vazgeçilmez yegâne ve tek milli gücüymüş gibi sunmak, seçmeni demokrasi dışılığa zorlamaktır.

                Ayrıca siyasal sistemi ve demokrasiyi özümseyip hazmedememiş olanın bir göstergesidir. İktidar tapıcılığıdır.

                Zor ama yenilmeyi öğrenmelisiniz.

                Yenmekte var yenilmekte.