MERAL AKŞENER KREDİ KARTI BORÇLARINI SİLMEDE NEDEN HAKLI?

MERAL AKŞENER

KREDİ KARTI BORÇLARINI SİLMEDE NEDEN HAKLI?

                Türkiye “kendi kendine yeten 7 ülkeden biri” iken neden her şeyini dışarıdan satın almaya başladı?

                Üretim ekonomisinin yerle bir edildiği bir ülke nasıl bu hale getirildi?

                Eski Devlet Bakanı Ali Babacan sürekli kendi mensubu olduğu hükümeti doğrudan olmasa da dolaylı yollarla “kızım sana söylüyorum gelinim sen işit” misali aralıklarla uyarıda bulunuyordu. Sonunda görevden el çektirildi.

                Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek mayıs ayında “çatı akıyor kısa zamanda onarılması gerekmektedir. Yoksa kötü sonuçlarla karşılaşabiliriz” mealinde açıklama ile hükümetini uyarmaya çalışmıştı. Şimdi ise bu sözlerin sahibi Mehmet Şimşek “Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde önceki yılın aynı dönemine göre TÜİK verilerine göre  %7,4 büyüme kaydetti.”diyor.

                Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi de sosyal medyada “Türk Ekonomisinin %7,4 büyüdüğünü” söylüyor..

                Burada bir çelişki yok mu sizce? Bakan Şimşek “Büyüme iç talep kaynaklı”diyor. Bir gerçeği itiraf ediyor. Halk kredi kartı ile alışveriş yapıp borçlanıyor. Bu üç aylık dönemde (Mart, Nisan, Mayıs), kredi kartı ile yapılan alışverişlerde bir patlama oluyor. Bu %7,4 büyümenin %6,7’si bu kredi kartı borçlanmasından geliyor. Bunu bakanlar büyüme zannediyor. Aslında bu bir yanılgı…

                Kişi başına milli gelirden aldığı pay yıllık olarak vatandaşın:

                2017’de 10.587 dolar, yüzde olarak % 3,87 dolar iken;

                2018’de 10.815 dolar, yüzde olarak %4,62 dolar. 

                Aradaki fark %0,75 dolar. Bu nasıl büyüme?

                Gene tüketerek büyüdük. Zincirleme hacim endeksine göre:

                İhracat % 0,50

                İthalat  % 15,6

                Buna bakarsak dış güçler zengin olmuş. Yerli yatırımcı ise fakirleşmiştir.

                Aslında bu üç aylık dönemde kim büyüyor?

                İş gücü ödemeleri % 18,7

                Patronların geliri  %22,8

                Demek ki patronlar büyümüş. Köylü, emekli, işçi ise fakirleşmiştir.

                Ülke sıcak paraya mahkûm edilmiş. Sıcak para Almanya, İngiltere, Körfez ülkeleri ve ABD’den geliyor. Onlar da gelmez oldu. Elin parasıyla elin malını alıyoruz, deftere yazdırıyoruz. Büyüdük diye de seviniyoruz. Ondan sonra da dış güçler bizi karıştırıyor diye bas bas bağırıyoruz.

                Biz düşük teknoloji malları sattığımız için ithalatta artış ve ihracatta düşme oluyor. Cari açık veriyoruz.

                Fabrikaları satıyoruz ve yerine göre de kapatıyoruz. Üretime değil de yatırımı betona ait çılgın projelere gömüyoruz. Üretime yatırımlar yapılsaydı dışarıdan mal alımı yapılmaz ve ithalat patlaması olmazdı.

                Gerçeklere gelince… Hiç mi büyümüyor ülke?

                Enflasyon %40 büyüdü, dolar büyüdü, Faizler büyüdü, Altın fiyatlarında artış büyüdü, Cari açık büyüdü, Bütçe açığı büyüdü, Vatandaşın kredi borcu büyüdü, Sefalet büyüdü.

                Sadece vatandaşın alım gücü büyümedi.

                Milyonlarca vatandaş kredi kartları borçları nedeniyle bankalarla başları derttedir. Kimi bankalarla icralık ve kimisinin evi ve iş yeri ipoteklidir. 

                Bu toplumun sosyal bir yarasıdır. Sosyal bir faciadır.

                Ekonomist Remzi Özdemir, Türkiye’deki bankalar için şu açıklamayı yapıyor:

                “Türkiye’nin çalışma ortamı çok bozuk, daha da bozulma ihtimali var. Türkiye’de 17 bankanın notu düşük. Bankalar borç içinde… Güçlü değiller.”

                Bakan Zeybekçi: “Türk bankacılık sisteminin hem finans hem yönetim yapısı çok sağlamdır. MOODY’S gibi derecelendirme şirketlerinin raporları bizi bağlamaz.”diyor.

                Hangisi doğru? Onun için mi vatandaşı soyuyorlar?

                Remzi Özdemir:

                Bir varlık şirketinin tahsilâtçısı avukat, şehirdeki işsiz gençlerden oluşan bir çağrı merkezi kurar. Ellerine tahsilât listesini verip değişik yöntemlerle tahsil edilmesini ister. Borçlular gece dahi telefonla taciz edilir. Arka planda polis telsizi sesleri kullanılarak, ‘gece evden almakla’ tehdit ederler.Banka borçlu G.İ..,savcılığa giderek şikayette bulunur.Avukat olayı çalışanların üzerine atar.

                Daha yüzlerce değil binlerce kötü, dahası kâbus gibi örnekleri var.

                Bankaları sadece yüzde 5 ile sattığı alacaklar tam bir sosyal faciaya neden olmuş durumda.

                İlk kez bir siyasi parti, seçilmesi halinde bu kredi borçlarını sileceğini açıkladı.

                İYİ Parti’nin bu vaadi bana göre şu ana kadar tüm siyasi partilerin açıkladığı projeler arasında en iyisi. Yapılmayacak bir şey değil.

                Bu borçlar zaten bankaların bilânçosundan çıkmış. Türkiye’nin en büyük bankası 695 milyon liralık alacağını varlık şirketine 40 milyon liraya sattı. Bu parayı varlık şirketi değil de devlet verebilirdi.40 milyon çok büyük bir para değil ama onun için de on binlerce dram var. İşsiz kaldığı için borcunu ödemeyenler, hasta olduğu için çalışıp kredi kartını ödeyemeyenler ve daha yüzlerce acı ama gerçek yaşam öyküleri var.

                AKP politikası hane halkı borçlanmasını adeta patlattı.”

                Ekonomist Hakan Özyıldız, genel borç yükü yerine evlerde neler olup bittiğine, ailelerin borçlanma durumunun seyrine odaklanmayı tercih ettiği,5 Haziran tarihli yazısında, Merkez Bankası verilerine işaret ediyor. O verilere göre, 2013 yılı Eylül ayında 359 milyar olan hane halkı borcu bu yılın mart ayında 575 milyar liraya ulaşmış.

                Borçların tür bazında dağılımına bakarsak;

                %39’u ihtiyaç kredisi,

                %37’si konut kredisi. Bireysel kredi kartlarının toplam içindeki pay yüzdesi 17.

                Hane halkları en çok ihtiyaç için borçlanıyorlar. İhtiyaç kredileri ile kredi kartlarını beraber ele alınca toplamı %56’yı buluyor.

                Büyük alacaklının yüzde %86’lık oranla bankalar olduğunu gösteriyor. Yanı sıra varlık yönetim şirketlerine olan borçlardaki artış hızı da çok fazla.

                Bu rakamlara bakınca şunu söylemek mümkündür. Hane halkının borçlarının çoğunluğu, % 63’ü kısa vadeli. Uzun vadeli saydığımız konut kredilerinin vadesi ise 10 yıl.

                İktidara kim gelirse gelsin bu sosyal faciayı çözmeli. İYİ PARTİ’nin bu seçim vaadi gerçekten Türkiye’de çok ciddi bir sorun.”

                AKP, bu borç ödemesine sıcak bakmıyor. Bu borçlanma 16 yıllık süre içinde olmadı mı?

                İYİ PARTİ Genel Başkanı Meral Akşener’i bu sosyal faciayı gündeme getirdiği için kutlamak lazım.

                Türk Milletinin ve İslam Aleminin Ramazan Bayramını kutlarım.