ŞİMDİ OKULLU OLDULAR

Sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan hanımefendinin destekleri, Millî Eğitim Bakanlığımızın koordinasyonu, televizyon programı sunucusu Müge Anlı’nın öncülüğünde gerçekleştirilen “Okuma-Yazma Seferberliğinde; Fatih İlköğretim Okulu’nda iki buçuk ay içinde 80 saat diliminde 16 öğrenciye okumayı – yazmayı öğretmek nasip oldu. 19 yaş ile 70 yaş arası 16 bayan hemşehrimizin ilk öğretmenleri oldum.  Kursiyerlerin hayat öykülerini kaleme aldım.

 

NEDEN Mİ OKUYAMADIM?

FADİME BOZDEMİR (1955/…)

 

     Güyümlü köyü Tokat’ın bir mahallesi sayılır. Babam İzzet Bülbül, annem Şerife’dir. Babamın annemin en büyük çocuğu benim. Benimle beraber sekiz kardeşiz. 1955 yılında Güyümlü’de doğunca adıma Fadime dediler. Dört kız, dört erkeğiz. Kardeşlerimin içinde bir tek ben okuyamadım.

O yıllarda okul yoktu. Benim şanssızlığım okulun olmayışı diğeri de kız oluşumdu. Babam okumayı yazmayı askerlikte öğrenmişti. Babamın askerlik yaptığı zaman ikinci dünya savaşı varmış. Anadolu’nun dört bir yanından gelen askerlerin çoğu okuma yazma bilmiyormuş. Askere giden gençlere, askerlik okul olmuş. Yaşamını öğreten ana kucağıdır diye anlatırdı. Babam aydın ileriyi gören bir adamdı. Okumayı yazmayı çok severdi. “Ben İsmet İnönü’nün Askeriyim.” diye övünürdü. Kırk günlük devreler içinde okuma yazma öğretiyormuş askerde. Okumayı öğrenenler çocuklar gibi sevinir, kalemi defteri ellerinden bırakmıyorlarmış. Bence okuma yazma ibadet kadar önemlidir.

O zamanlar Güyümlü köyü Taşlıçiftlik köyüne yakındı. Erkek kardeşlerim Taşlıçiftlik köyüne yaya gidiş-geliş yaparak okudular. Ben kardeşlerimin büyüğü olduğumdan anamın eli ayağı gözüydüm. Fizik olarak da görkemliydim. Beni 13 yaşımda kocaya verdiler. Okumam yazmam yoktu ama becerikli yetenekliydim. Gördüğüm bir şeyi unutmuyor, hemen öğreniyordum. Beni yeni nişanlamışlardı. Annemin kız kardeşinin kızı Fevziye köyümüze gezmeye gelmişti. Anneme yalvardım “anne ben de Fevziye ile Tokat’a gideceğim izin verir misin?” diye, annem de izin verdi. Fevziye Tokat’ta okula gidiyordu. Ben de onunla birlikte okula gittim. Okumaya, okula gitmeye nasıl hevesliydim. Benim yaşıtım kızlar oynuyor, gülüyor, okuyordu. Ben nişanlıydım. Beni neden nişanladılar diye düşünür dururdum. Sebebini bir türlü bulamazdım. Okula gittiğim bir gün öğretmen; “Kızım Fadime sen bu sınıfa kayıtlı değilsin, git müdüre kayıt ol gel sen de arkadaşlarınla burada oku” dedi. Babama, anneme haber saldık. Onlar da kız çocuğu başkalarının kapısında kalamaz. Okula gidemez, dediler. Bir hafta kalmadan beni köye tekrar getirttiler. Cemal Bozdemir’le evlendim. Beyim lise mezunuydu maliyede bir bölümün müdürlüğünü yapıyordu.

Benim beş çocuğum oldu. “Mehmet, Turan, Kadriye, İzzet, Nurhan… Üç erkek, iki kız evladımı gözüm gibi bakıp büyüttüm. Beyime de, çocuklarıma da yedirdim, içirip giydirdim. Çocuklarımın hepsini okuttum. Ben okuyamadım ama okuttum. Çocuklarımın hepsini üniversite okuttum. Sadece bir kızım, Nurhan’ım İmam Hatip Okulu Mezunu. Oğlumun biri Öğretmen. Şimdi Okul Müdürü. Aslında onlar, okurken ben de okuyabilirdim. Ama ev işi, çocukların sorunu derken kafam hep dağılıyordu.

Sulusokak’taki Plevne okulunda okuma yazma kursu açılmıştı. Beyime ısrarla gitmek istediğimi söyledim. Ne yazık ki beni göndermedi. Sebebi çocuklarım küçüktü, bakan yoktu. Ev işi ile çocukların arasında okuyamazsın, dedi. Sokakta, hastanede, resmi dairede beni eşim ve çocuklarım hiç yalnız bırakmadıkları için okuma yazmada zorluk çekmedim. Okuma yazman olmayınca kendini bir başkasına bağımlı gibi hissediyorsun. Tavsiyem kız - erkek ayrımı yapmadan hangi şartlarda olursanız olun mutlaka okutun. Okumayan insan yaşayan ölüye benziyor.

DEVAM EDECEK YARIN… OYA ÇAM: “OKUMA BİLMEYEN ANA-BABA”