Yazar Çetin Oranlı, Umutcan Umut’a konuştu

GAZETECİ YAZAR ÇETİN ORANLI: “Gazetecilikle günlük, anlık yaşanırken kitap dünyasında aylara, yıllara yayılan bir süreç ve titiz bir işçilik gerekiyor”

SORU- Yazmaya başlama hikâyenizi anlatır mısınız?

ÇETİN ORANLI- - Yazmaya başlama hikâyem, ortaokul ve lise yıllarına kadar uzanır. O yıllarda ilk önce şiir türüne yoğunlaşmış, beraberinde de gazeteciliğe merak sarmıştım. Allah nasip etti; ilerleyen yıllarda da gazetecilik sevgisi ve bu alandaki çalışmalarım hayatımı şekillendirdi. Bilindiği gibi basılı gazetecilik fotoğraf ve yazının birleştiği bir alandır. Memleketim Ordu’nun Kumru ilçesinde lise öğrenimini görürken, ilçemizde mütevazi şartlarda yayımlanan gazetede ‘fahri muhabir’ olarak ilk haberlerime imza atmıştım. Gazetenin adı da Kumru’ydu ve tabloid boyda haftalık olarak yayımlanıyordu. O yıllarda elimde amatör, küçük bir fotoğraf makinası ile doğa fotoğrafları veya akraba ile arkadaşlarımın fotoğraflarını çekiyordum. Yazım ve fotoğraf alanına ilgimi gören gazetenin sahibi Ali Duran Demircioğlu, ‘arada bir bizim için özel haber yap’ demişti. Hiç unutmam; ilk haberim Kumru ilçesinin ortasından geçen Elekçi Irmağı’nda balık katliamının önlenmesine ilişkin bir çevre haberiydi. O yıllarda yaygın bir şekilde dinamitle ve kireçle balık avlanıyor, bu durum yavru balıkların da telef olmasına sebep oluyor, Elekçi Deresi’ni kirletiyordu. Çocukluğum dedemin değirmenin bulunduğu dere kenarında geçtiği için bu mesele bizde hassasiyet uyandırmış olmalı. Önce haber için gerekçeyi hazırlamıştık. Birkaç arkadaşımla birlikte Kumru Belediyesi’nin bu konuya el atılması için imza kampanyası başlattık; balık katliamına yol açan dinamitle ve kireçle avlanmasının önlenmesini istedik. Aslında bu, uygulanması gereken bir yasaktı. O dönemin Belediye Başkanı Rahmetli Cemal Zorlu duyarlılık göstererek, yasağın duyurusunu yaptırdı ve Elekçi Irmağı’nı ve buraya dökülen bütün derelerde kontroller başlattı. Ben de bunu memnuniyetle haberleştirdim, bir nevi gazetecilik hayatımın fitilini bu olay ateşlemiş oldu. Bir yandan aynı dönem içerisinde şiirler de yazıyordum. Lise yıllarından başlayıp üniversite yıllarına kadar ve sonrasında da arada bir yazdığım şiirlerden oluşan, defterlerim halen güzel bir hatıra olarak kitaplarımın arasında durmaktadır. Ancak bu şiirlerden birkaç tanesi hariç basılmaya, yayımlamaya dönük değildi. 
Yazmaya ilgim, üniversite tercihimi de biçimlendirdi. İletişim, edebiyat gibi yazım alanına yönelik olarak kendimi hazırlıyordum. Ancak bununla birlikte sosyoloji gibi, iletişim ve edebiyatın beslendiği alanlara da ilgi duyuyordum. Bunun neticesinde ilk girdiğim sınavda Fırat Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü kazandım. Nedense gitmedik, gidemedik; sonraki girdiğim sınavda da istek ve hedeflerime daha uygun olan Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nü kazandım. Böylece bana Konya yolu gözüktü. Kader öyle nasip etti; Konya ve gazetecilik mesleği hayatımın hep kilit noktası ve biçimlendirici unsuru oldu. 
Daha İletişim Fakültesi’nde öğrenci iken kendi yapıma uygun gazetelerde çalışmak için araştırma yapmaya koyuldum. 1995 yılının sonuna doğru, önce bir arkadaşımla birlikte Milli Gazete’nin Konya Bölge Müdürlüğü’nde part-time olarak çalışmaya başladık. Okuldan çıkıp gazeteye gidiyor, bir yandan gazete için reklam alıyor, bir yandan da ‘fahri muhabir’ olarak gazeteye haber gönderiyorduk. Bazen özel röportajlar yapıyordum, bunlar tam sayfa veya arka kapaktan yarım sayfa yayımlanınca biz gazetecilik mesleğinin o eşsiz mutluluğunu duyuyorduk. Ben üniversite yıllarımda hiç boş durmadım, aynı zaman dilimi içerisinde yabancı dil kurslarına giderek İngilizcemi geliştirdim. Yabancı dili de mesleki amaçlı kullanıyor, Mevlâna Müzesi’ne gelen ilginç turistlerle röportajlar yapıyordum. 
Kısa süren Milli Gazete macerasından sonra da Merhaba Gazetesi’nde stajyer muhabir olarak görev yapmaya başladım. O dönemde Konya Büyükşehir Belediyesi, iletişim sektörüne nitelikli aynı zamanda milli konularda hassasiyeti olan gençleri kazandırmak için bir proje yürütüyordu, biz de -layık görülerek- bu projeye dahil edilmiştik. Bu vesileyle 1996 yılının Ekim ayında Merhaba Gazetesi’nde, Genel Yayın Yönetmenimiz Mustafa Arslan’ın ustalığından yararlanarak büyük tempo ile göreve başladık. Bir yandan röportajlar, yazı dizileri, özel haberler hazırlıyor, bir yandan da gazeteciliğin yorum alanı olan köşe yazarlığına uzanıyordum. Yorum alanına ilgim hızla gelişmeye başlayıp, bu okurlardan da büyük ilgi görünce, gazetenin küçük bir köşesinde başlayan köşem çeyrek sayfaya kadar büyütülmüştü. Malum olduğu üzere 28 Şubat Süreci yaşanıyor, bu süreçte halkın iradesini hedef alan tahakkümcü, zorba anlayışın unsurlarına ve yerel yansımalarına karşı sert yazılar kaleme alıyordum. Elbette bu yazılar ve yaptığım bazı röportajlar zaman zaman başımı ağrıttı. Örneğin rahmetli Hasan Celal Güzel ile 1998 yılının Nisan ayında yaptığımız röportaj, ağır cezalık olmuştu…
İlerleyen yıllarda da gazetecilik mesleğini azimle, yeni bir şeyler üretmeye çalışarak sürdürdüm. Askerliği tamamlayıp döndükten sonra Merhaba Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürlüğü görevine getirildim. 2012 yılının Mart ayına kadar, 10 yıla yakın bir süre Yazı İşleri Müdürlüğü görevini yürüttüm. Bir yandan gazetenin rutin koşuşturması içerisinde akışı yürütüyor, bir yandan da özel haberler, röportajlar ve yazı dizileri hazırlıyordum. Bunlar arasında en önemlilerinden bir; 60 bölümden oluşan ‘Başarı Öyküleri’ isimli Konya sanayinin gelişim sürecini, köklü firmalar bazında öykü söyleşilerle ortaya koyan yazı dizisiydi. Yaklaşık 4 aylık yoğun bir çalışmanın ürünü olan bu yazı dizisi sebebiyle, biri Türkiye genelinden olmak üzere, iki ödül almıştım. 
Tüm bu çalışmaların yanı sıra bir yandan da haftada üç gün ‘Şehir ve Gündem’ adı altında köşe yazıyor, Konya’nın meselelerini gündeme getirip çözüm üretmeye çabalıyordum. Aynı zamanda Konya Televizyonu’nda haftanın bir günü Konya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sefa Özdemir ve gazeteci arkadaşım Oğuz Akçakoca ile birlikte aktüel tartışma programı yapıyor, şehrin sorunlarını tartışıyorduk. 
Basın İlan Kurumu’nda görev alıncaya kadar, gazetecilik ve yazım faaliyetlerim bu şekilde devam etti. Kurum’a geçip Ordu’ya geldiğimizde yazım çalışmalarım, farklı bir mecraya, kitaplara doğru evrildi. 

SORU-Yazmaya başladıktan seneler sende kitap yapma düşünceniz nasıl oluştu?


ÇETİN ORANLI- Kitap yazma düşüncem, yazmaya başladığım tarihten bu yana var. Aslında lise yıllarında iken ilk hayalim şiirlerimi kitaplaştırmaktı. Ancak şimdi bu düşünceden uzağım. Gazetecilik yıllarımda ise, ilk olarak; 2007 yılında yukarıda bahsettiğim ‘Başarı Öyküleri’ni kitaplaştırmayı düşündüm. Ama bazı engeller nedeniyle, zamana yayınca işin tadı kaçtı bir türlü olmadı. Başarı Öyküleri’ ni o dönemde kitaplaştırmamak, halen benim içimde kalan bir ukdedir…
O dönemde tamamen gazeteciliğe yoğunlaşırken, bir yandan da Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yapmıştım. Hem lisans, hem de yüksek lisans dönemimde gazetecilik alanında farklı kaynaklardan yararlandığımda gördüm ki, bu alanda mesleki kaynaklar daha çok teorik çalışmalardan oluşuyor. Yani gazetecilik alanında teori ile pratiği buluşturan mesleki kitap sayısı az ve böyle bir ihtiyaç var. Çünkü gazetecilik sahada yapılır. Bu nedenle gazetecilik kitapları, mesleki deneyim ve tecrübelerle takviye edilirse, öğrenciler için son derece faydalı ve yol gösterici olur. Bu düşünceyle 2015 yılının ikinci yarısından itibaren ‘Olaylar ve Kişisel Tecrübe Işığında Gazetecilik’ kitabını kaleme almaya başladım. Aslında bu çalışmanın aldığım notlar ve çeşitli alanlarda yazdığım mesleki yazılar nedeniyle bir temeli vardı. Teorik bilgileri çoğu başımdan geçen veya tanık olduğum somut olaylarla destekleyerek verdim bu kitapta. Neticede uzun uğraşların sonucunda kitabı tamamladık ve hem akademisyen arkadaşlarım, hem gazeteci meslektaşlarımla tartışmaya açarak olgunlaştırdık. Değerli dostum Doç. Dr. Ayhan Uludağ, kitabın adının ‘Teoriden Pratiğe Gazetecilik’ olmasını önermişti. Aslında teori ile pratiği buluşturan yönleri olmakla birlikte, kitabı tam olarak kapsamıyordu bu isim. Bazı arkadaşlarım, ‘Gazetecinin El Kitabı’ ismini teklif etti. Ancak 314 sayfadan oluşan kitabın hacmi, el kitaplarının hacimlerini epey aştığı için bunu da benimsemedik. Neticede değerli dostum Doç. Dr. Besim Yıldırım’ın da, katkısıyla kitabın adı ‘Olaylar ve Kişisel Tecrübe Işığında Gazetecilik’ olarak belirledik. 2016 yılının Mart ayında Kardelen Yayınları’ndan yayımlandı. Ordu Büyükşehir Belediyesi Sanat Galerisi’nde, Konya Gazeteciler Cemiyeti ile Konya Camlıköşk’te imza günleri düzenleyerek kitabımızı, meslektaşlarımız başta olmak üzere ilgililerle buluşturduk. Daha sonra da Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Ordu Üniversitesi Ulubey Meslek Yüksekokulu’nda gazetecilik öğrencileri ile bir araya geldik. Çok şükür ki; ‘Olaylar ve Kişisel Tecrübe Işığında Gazetecilik’ yararlı bir gazetecilik kaynağı oldu. 
İkinci kitabımız Sözün Ardı-İz Bırakan Söyleşiler, bilindiği gibi tayin vesilesiyle geldiğimiz Tokat’ta okurlarla buluştu. Üçüncü kitabımız ‘Demir Kepenkli Ev-Anadolu Hikâyeleri’ ise, ilk iki tematik kitabımızın aksine, bir hikâye kitabı. 11 kısa hikâyeden oluşan bu kitapta, Anadolu insanının mücadelesi, mayasında bulunan merhamet, sevgi gibi hususları konu ediniyor. Dostlarımızdan ve okurlarımızdan aldığımız güzel yansımalar, bize yeni kitaplar için şevk veriyor. 

SORU-Kitaplarımı keşke daha önce çıkarsam dediğiniz oluyor mu?


ÇETİN ORANLI- Elbette oluyor. Bazen neden zamana yayıp geç kaldığım için kendime kızıyorum. Ama kitap yayımcılığının doğasında ağır bir tempo var. Farklı süzgeçlerden geçmesi, başka bir gözle bakılması, editoryal süreç, yayınevleri gibi… Gazetecilikle günlük, anlık yaşanırken kitap dünyasında aylara, yıllara yayılan bir süreç ve titiz bir işçilik gerekiyor. 

SORU-İmza günlerine önem veriyorsunuz, bunun ne faydaları oluyor yazara?


ÇETİN ORANLI- - İmza günlerinde okurlarımızla, dostlarımızla doğrudan temas kurma imkânı buluyoruz. Bu yönüyle imza günleri bir yazar için moral ve motivasyon kaynağıdır. İmza günlerindeki genel görünüm, yazara yeni çalışmalar için bir perspektif ortaya koyar. O nedenle her yazar imza günlerinde dostlarını yanında görmek ister. 

SORU- İletişim okudunuz, doktorasını yapıyor, bilginizi de paylaşıyor ve hayata uyguluyorsunuz. Bu, size ne gibi manevi hazlar veriyor?


ÇETİN ORANLI- Gazetecilik ve yazım hayatında bilginin sınırı yok. Bu nedenle insan her gün yeni bir şeyler öğrenme ve kendini geliştirme azminde olmalı. Hadis-i Şerif’te ne güzel ifade edilmiştir: ‘İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır.’ Bu düstur, benim için çok önemlidir. Yeni bir şeyler okuyup öğrendiğim ve bunları çevrem başta olmak üzere, insanlarla paylaştığım, netice olarak insanlara faydalı olduğum ölçüde mutluluk duyuyorum. 

 

SORU - Mesleki bilgisini hayata uygulamayan insanlar, kendine ve çevresine nasıl etki eder? Kaliteli bir iletişimci olarak tarif eder misiniz?

 

ÇETİN ORANLI -Bence bu durum faydasız ilimdir. Bilgi paylaşıldıkça artar ve anlam kazanır. Öğrendiklerini hayata uygulamayan bireyler, ilmin özünü kavramamıştır. Her şeyden önce insan olarak, kendimize, çevremize ve daha da genişletirsek milletimize karşı borçlu olduğumuzu unutmamalıyız. O nedenle bilgi paylaşımı konusunda kıskanç olmamak lazımdır. Bir Müslüman olarak da toplumsal sorumluluklarımız olduğunu unutmamalıyız. 

SORU- İletişim okuyan gençlere okuma yazma konusunda tavsiyeleriniz neler?


ÇETİN ORANLI-Hedef belirlemelerini ve zamanı iyi değerlendirmelerini tavsiye ederim. Okurken çalışmaya başlamak, mesleki çalışmalar başta olmak üzere bol bol kitap okumak, mutlaka çok iyi derecede yabancı dil öğrenmek gibi… İletişimci gençler kendilerine, ayakları yeri basan spesifik hedefler koyup bu doğrultuda çalışırlarsa doğru olur diye düşünüyorum. Bilginin, öğrenmenin sınırı olduğunu unutmamak gerek. Bu öğrenme süreci gazetecilik mesleği boyunca yeni boyutlarla devam etmeli… 

SORU-Yeni kitap çalışmalarınız hangileri?


ÇETİN ORANLI- Allah nasip ederse; Anadolu Hikayeleri serisini, yeni hikaye kitapları ile devam ettirmeyi düşünüyorum. Ayrıca gazetecilikle ilgili, 28 Şubat Süreci’nde yaşadıklarımızın da yer alacağı, bir hatırat kitabı tasarım var. Doktora süreciyle bağlantılı olarak da başka mesleki çalışmalar gelebilir.
Çok güzel bir söyleşi oldu Çetin bey, Okurlarımız adına çok teşekkür ederiz