BUNLAR KİME YARAR?

Makamının 24 Haziran seçimlerinde kalkacağını bilen Başbakan Binali Yıldırım bir mitinginde halka “Alçakları yeneceğiz.”diye sesleniyor. Kim bu alçaklar oy alacağı muhalefet partileri ve onun seçmenleri…

                Herkesin bunu sorgulaması gerekir.

                Onun peşinden gidenlerin de;

                16 yıllık iktidarları döneminde yaptıkları yanlışlıkları sıralarsak neden ağır dil kullandıklarını daha iyi anlarız.

                İşte onlardan bazı satır başları:

                Bir patlama sonucunda katledilen 52 yurttaşın arkasından “Reyhanlı’da 52 sünni öldü.”diyerek vatandaşların Alevi olduklarına dikkat çekmeleri.

                Yargıtay’daki hâkimin “Alevi” olduğuna vurgu dikkat çekerek her şeye mezhep temelli bakmaları.

                AKP iktidarı “evde tutmakta zorlandığımız yüzde elli ile dışarıda olan yüzde elli” olarak toplumu karpuz gibi ikiye ayıran bir kutuplaşma yaratmaları.

                Gerekli gereksiz, zamanlı zamansız her yerde “Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Gürcü, Roman v.b” kavramlarını kullanarak toplumu etnisitelere göre ayırmaları.

                FETÖ’ye “ne istedilerse verdik.”itirafları ve” mezarlardakileri” hep birlikte kaldırıp referandum da “evet oyu” kullandırmaları. 

                FETÖ’ yü devletin kılcal damarlarına kadar sızdıran ve devlet içinde devlet haline getirmeleri.

                FETÖ, zamanında Deniz Baykal ve MHP Milletvekillerine kaset operasyonları yapınca “ne özeli bunlar geneldir genel.”diye açıklama yapmaları.

                FETÖ ile mücadele edeceklerini söylediler. Fakat yüz binlerce insanları mağdur ettiler.

                AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın “FETÖ’ cülerden parayı bastıranlar serbest kalıyor” mealindeki açıklamaları.

                Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanıp cezaevine atılması.

                Askeri okullar, polis okulları, polis akademileri, askeri akademiler, askeri hastaneler kapatılarak binlerce askeri ve polis okulu öğrencileri açığa alındı ve mağdur edildi.

                Yolsuzluk yaptıkları ve sonradan yüce divanda yargılanıp iktidarın gücü sonucu mahkemelerde aklanıp bakanlıktan istifa ettirilmeleri.

                Yine iktidarın bir bakanının Kur’ân-ın ayetleriyle “bakara-makara” ifadelerini kullanıp halkın inançlarıyla alay etmesi.

                PKK’yı muhatap alıp terör örgütüyle görüşüp ona devlet muamelesi yapması.

                Çözüm süreci başlatıp PKK terör örgütü ile;

                Oslo’da devleti ayağa düşürmeleri,

                Habur’da yargıyı rezil etmeleri,

                Dolmabahçe’de eli kanlı terör elebaşından akıl almaları.

                Askerin elini kolunu bağlayıp, Vali ve Kaymakamlara emir verip terör olaylarına müdahale etmemelerini, PKK’nın hendek kazmalarına, haraç toplamalarına, polis gücü kurup talim yapmalarına, çadır mahkemesi kurmalarına ses çıkarmamaları.

                PKK,PYD/YPG militanlarını davul-zurna eşliğinde askerlerin korumasında ve yemek masrafları devlet tarafından karşılanıp Gaziantep ve Kilis üzerinden 29 Ekim’de Kobani’ye geçirmeleri.

                Suriye’deki YPG/PYD’lilere “Kobani’ye selam” göndermeleri.

                Ne kadar toplumun sevmediği Marksist-Leninist ve aklı tartışılan adam varsa “Akil Adam” sanıp  “Çözüm süreci” konusunda halkı ikna etmeleri için Güneydoğu ve Anadolu’ya salıvermeleri.

                Cumhurbaşkanı eşiyle birlikte İbrahim Tatlıses ve PKK’nın Avrupa’da yaşayan Kürt asıllı sanatçı olan Şivan Perver ve bakanları Barzan’iyle Diyarbakır’da “Megri Megri” şarkıları söyleyip gözyaşları dökmeleri.

                Ermenistan’la “yüz yıllık tarihi sorun tarih oldu” diyerek Zürih protokollerini imzalamaları.

                “Emevi Camii’nde Cuma namazı kılmak” iddiasıyla yola çıkıp, Süleyman Şah türbesini sırtlanarak sınıra yakın bir yere taşımaları.

                Kıbrıs’a 40 yıllık çözülemeyen sorun diye bakarak “Çözümsüzlük çözüm değildir” diyerek Annan Planı’nı kabul etmeleri.

                Annan Planı görüşmeleri sırasında Rauf Denktaş’ı Türkiye’de “istenmeyen adam” ilan etmeleri.

                Atatürk ve İsmet İnönü’ye “iki ayyaş” ifadelerini kullanmaları.

                “12 Eylül,28 Şubat,2001 krizi,FETÖ…”gibi sonu gelmeyen,gençlerin yaşının bile yetmediği olaylarla,sürekli olarak “korkutma” üzerine kurulu sözleri.

                Ellerini Suriye’nin içine sokup 4 milyon Suriyeli göçmenin Türkiye’ye gelmelerine sebep olmaları ve 50 milyar dolar vergimizi bunlara harcamaları.

                ABD Başkanı Bush, Kuzey Irak’a girdiklerinde “Haçlı Seferini başlattım” demişti. Bu büyük Ortadoğu Projesinin başlangıcıydı.

                Kuzey Afrika ve Ortadoğu’yu içine alan ve 22 ülkenin sınırlarını değiştirmeye çalışan Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlığını üslenip; Mısır, Tunus, Libya, Irak ve Suriye gibi ülkelerin yıkılmasına ve milyonlarca Müslüman’ın katline ve ülkelerinden sürülmesine ve bu haçlı-siyon projesinin uygulanmasına sebep olmaları.

                BOP’a eş başkanı ve Türkiye’nin cari açığının %15’nin karşılayan ve ABD’de yargılanan Zarraf’a yoldaş oldular.

                AKP ile Türk olmaktan kurtulduklarını”,Cumhuriyeti “90 yıllık reklâm arası” Abdülhamit Han ile Tayip Erdoğan arasını ise “duraklama dönemi” olarak ilan etmeleri.

                Milliyetçiliği ayaklar altına alıp, Soma’da işçileri tekmeleyen kişiyi milletvekili adayı yapmaları ve Adana’da bir çiftçiye “Ananı da al git” ifadesini kullanmaları.

                Birilerine Allah’ın bütün sıfatlarını yakıştırmaları.

                Birilerinin eteğinden tutmanın ibadet sayılacağı.

                Yazılanların çoğunu terbiyem gereği ahlak dışı bulduğum için yazmadım.

                MHP İstanbul Milletvekili Atilla Kaya’nın “Ülkücüler cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy vermez. milletvekilliğinde kendi partisine oy verir.”mealinde açıklama yapması.

                Devlet Bahçeli’nin R.T. Erdoğan’ı koruma altına alıp onun sözcülüğünü yapması.

                Siyasi ağırlığı ve tarih, coğrafya bilgisi hiç olmayan ve başbakanlığı döneminde gaflarıyla meşhur olan eski Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Tansu Çiller’i İstanbul mitingine çıkarması ve ondan yardım istemesi.

                Milli Eğitimde sınavların ve tarihlerinin sık sık değişmesi. ve okulların “nitelikli ve niteliksiz” diye ikiye bölünmesi.

                Yalnızca vergi toplayan ve harcayan bir devlet anlayışının yerleşmesi.

                Yol, su, liman, köprü ve şehir hastanelerinin ihalelerinde yapılan suiistimaller ve ihale yasasının 187 defa değiştirilmesi.

                Derelere yapılan HES’lere karşı halkın tepkileri.

                Türkiye’de 90 yılda kurulan Şeker Fabrikaları’nın bir çırpıda toplu satışları , işçi çıkarmaları ve binlerce pancar üreticisini etkilemesi.

                Beştepe’deki 1500 odalı sarayın masrafları.

                Okluk Koyunda 300 odalı yazlık sarayın yapılması.

                Kamu’daki savurganlık ve araç ve binalarına verilen kira giderleri.

                Bütün bu olumsuz açıklama ve hareketler AKP’nin artık sorgulandığını göstermektedir.

                Bunlardan bıkan vatandaş…

                “Yeter artık, bize huzurlu Türkiye verin!” diyen gençler; artık seslerini daha gür çıkarmaya başladı.

                İktidara yakın Hürriyet Yazarı Aldulkadir Selvi’de Adaletin bir an önce gerçekleştirilmesini söylüyor. Selvi “AKP seçimlerde snerji yaratamadı.diyor.

                Prof Dr. Mustafa Şentop’ta, Meclis çoğunluğu sağlanamadığı taktirde erken seçimin ufukta olduğunu söylüyor. Şentop’un söylediklerinin satır aralarında “vahim” bir neticeyi okuyabiliyoruz.

                Cumhur ittifakı yara almaya başladı.

                Cumhur ittifakı’na ne oldu? Buharlaştı mı, yandı bitti kül mü oldu, uçtu mu? Diyesi geliyor.

                Aşık Mahsuni Şerif’nin şu satırları aklıma geliyor:

                “Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana

                Bilmem söylesem mi söylemesem mi”

                Her çıkışın bir inişi vardır.

                Seçimin Türk Milletine hayırlar getirmesini dilerim.

 

…………………………………………………………………………………………