AHLAKİ ÇÖKÜŞ

 

                Millet olmanın en büyük ölçüsü hiç şüphesiz “Kültürdür”. Kültürü genel olarak bir milleti millet yapan (Örf, adet gelenek, görenek, vatan, millet…) gibi değerlerin bütünü, diye tarif etsek de; hiç şüphesiz en büyük yapı taşlarından biri de ahlaktır.

                Ahlaksız bir milletin geleceği olması asla düşünülemez.

                Son günlerde “Cinsel Taciz” olaylarının giderek artması, toplumun bu konudaki duyarlılığı yadırganmayacak bir ölçüde artmıştır. Millet büyük bir galeyan içindedir. Yarın hangi yavrumuzun;  nerede, hangi gözü dönmüş bir sapık tarafından heder edilmeyeceğini kim garanti edebilir? Evlerde, sokaklarda, çarşıda, pazarda, sosyal medyada, televizyonlarda, bu ve buna benzer haberler tartışılıp duruyor.

                Hele bütün bunların ötesinde şehrimizde de geçen hafta benzeri bir olayın patlak vermesi, bardağı taşıran son damla olmuştur.

                Toplumu tahrik etmek istemiyoruz. Fakat bu sorunun temeline inilmezse korkarım ki, yakın gelecekte çok büyük olaylar meydana gelebilir. Buna hazırlıklı olmamız icap eder. Gerek siyaseten, gerek kanunlar açısından, gerekse ruh sağlığı açsından böylesine bir yaranın en kısa zamanda tedavi edilmesi için her türlü tedbirin zaman geçmeden alınması icap eder.

                Elbette bu işin temelinde eğitim vardır. Yıllardır Türk Eğitim sistemi üzerinde yapılan oynamalar yüzünden gençlerimizin birçoğu;  başıboş, umutsuz, hayattan zevk almayan, mutluluğu çok basit ve sıradan değerler üzerinde arayan hasta ruhlu bir kitle olarak yetişmiştir.

                Elbette bütün gençliği böylesine aşağılayıcı bir güruhun içine sokmak son derece yanlıştır. Fakat şurası da bir gerçektir ki, kadın cinayetleri, tecavüzler, gayri ahlaki olaylar; son yıllarca istenmeyecek derecede artmıştır. Yıllık işlenen kadın cinayetlerinin sayısı yüzlerle ifade edilmektedir. 

                Yalnız 2017 yılında öldürülen kadın sayısı 409; cinsel istismara uğrayanların sayısı: 387’dir.

                Bu sayılar korkunçtur.

                %99 Müslüman olan ülkede böylesine bir cinayet ve ahlaki çöküntünün olması akıllara zarar verecek durumdur. Bundan sonrası “Allah Korusun!” toplumun patlamasıdır.

                Hiç kimse “Bu sorun bana ait değildir,” diyemez. Hiç kimse “Bana ne!” diyemez. Bu ahlaki çöküntünün sebebi hepimize aittir. Bütün toplumundur. Yanlış öğretilen ahlaki değerler, sosyal medya, özenti, çocuklarımıza sunduğumuz değerler silsilesinin örselenmiş olması, eğitimdeki aksaklıklar, örnek olarak toplumun karşısına çıkarılan; özellikle dizi film ve televizyonlardaki timsallerin, son derece ahlaki değerlerden yoksun olması, gençlerimizi bitirmiştir.

                “Lüküs Hayat!” teraneleriyle pompalanan bir toplumda bundan başka ne beklenebilir? Zinanın suç olmadığı bir ülkede, siz başka ne bekleyebilirsiniz?

                Ahlaki değerleri çocuklarımıza öğretmede yanlış yoldayız.

                İşin garibi Tokat gibi Anadolu’nun en muhafazakâr şehrinden birinde bile buna benzer olayların olması son derece esef vericidir. Kaldı ki şehrimizin bu konudaki geçmişi, hiç de iç açıcı değildir. Neredeyse tescillidir. Daha birkaç yıl önce benzer olaylardan dolayı genç kızlarımız heder edilmiş, toplumun önde gelen insanları bu süfli hareketin baş mimarları olmuştur. Geçen haftaki olayları yaşatanların, halk arasında dile gelişi bu işin vahametini daha da artırmaktadır.

                Dün Avrupa’ya ahlaki konuda ders veren hatta bugünkü ifadeyle nota veren bir milletin, bu hale gelmesi gerçekten çok acıdır. Bilindiği gibi Sultan Süleyman’ın Fransa Kıralı Fransuva’ya verdiği nota aynen şöyledir. “Ey Fransa Kralı Fransuva! Ben ki, kırk sekiz krallığın hakanı Kanuni Sultan Süleyman Han'ım. Sefirimden aldığım rapora göre, memleketinizde dans adı altında kadın erkek birbirine sarılmak suretiyle insanlar arasında oyun oynanmakta olduğunu işitmiş bulunmaktayım. Hem hudut olmaklığımız dolayısıyla, iş bu rezaletin memleketime de sirayeti ihtimali muvacehesinde Name-i Hümayunum elinize ulaştığından itibaren derhal son verilmediği takdirde, bizzat Orduyu Hümayunumla gelip men'e muktedirim!..”

                Bu mektupla dans, Avrupa’da tam yüz yıl yasaklanmıştır. Peki, bugünkü halimiz içler acısı değil midir?

                Kimsenin yediğine, içtiğine, giydiğine, oyununa, düğününe karışamayız.

                Fakat görünen köy kılavuz istemez. Bu da böyle biline...

                Eroin kullanımının 11 yaşına kadar indiği, okulların önünde yüzlerce uyuşturucu satıcısının dolandığı,  şehirlerde “aşk evlerinin” kurulduğu bir ülkede “Ahlaki Çöküşten” başka gelecekte ne beklenebilir?

                Allah korusun! Dışımızdaki düşman, süngüsüyle, silahıyla, topuyla, tüfeğiyle, uçağıyla bizi yıkamazken, ahlaken bizi bitirirse hiç şaşmayalım…

                Öyleyse; tez elden bu belayı def etmenin çaresini bulmalıyız.

                İnşallah gelecek hafta bu çareyi anlatacağım…

MEHMET EMİN ULU