KARŞIDAKİ KOMŞULARIMIZ “TÜRKOSPOROSLAR” -5-

YUNANLILARIN PENCERESİNDEN

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

27 Kasım 1978 yılı UNESCO Genel Kurulu kararıyla Atatürk’ün doğumunun 100’üncü yılına hitaben alınan bu karar onur verici bir karardır. Dünyada birçok ünlü var, dahi var da neden Mustafa Kemal Atatürk yılı ilan edilmeliydi? İlk önce bu öneriye UNESCO genel kurulundan karşı çıkanlar oldu. “Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var, her birinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?” sözlerine Rus delegesi şu karşılığı vermiştir: “Genç delege arkadaşlarım hatırlatmak isterim. Atatürk öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir. Bırakın onu bir yıl anmayı, her ülke onu her problemimizde çare olarak aramalıyız.”

Oylama sonucunda UNESCO tarihinde, muhalif ve çekimser oyun yer olmadığı tek oylama gerçekleşir. 152 delegenin tamamının kabul oyuyla 1981 yılı “Atatürk yılı” olarak ilan edilir. Bu olaydan sonra İsveç delegesi kürsüye gelerek, tutumu için özür diler. Alınan bu karar sonucunda Atatürk UNESCO tarafından şöyle tanımlanmaktadır: “Uluslararası anlayışı barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirilmiş bir inkılapçı, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü. Bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk dil, din, ırk ayrımı göstermeyen, eşi olmayan devlet adamı Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusudur.”

Atatürk’e duyulan saygı ile görüyoruz ki dünyada nasıl bir saygınlık kazanmıştır. Dünya milletlerinde olduğu gibi Yunan milletince de Atatürk sevilen bir liderdir. Tüm imkanlardan yoksun, imkansız halde olan Türkiye’yi inşası için kendi öz kaynaklarının yaratılması, ülkeyi sağlam temeller üstüne oturtup, çok kısa sürede medeni camiada adını duyurması ve saygınlık uyandırma sebebiyle Atatürk idaresi, Yunanistan için de bir model teşkil etmiştir. Atatürk’ün uyguladığı milli antiemperyalist ve barışçı dış politika, Yunan halkının Atatürk’e olan sevgisini ve saygısını bir kat daha artmaktadır.

Melih Asaroğlu’nun karşıdaki komşularımız “Türkosporoslar” adlı kitabının 2. Bölümünde Yunanistan’a göç etmiş Türkiye’deki Rumların anılarına yer vermiş Melih beyin öyle ilginç anılarına okurken rastlarsınız ki hayranlıklar içinde kalırsınız. Dini inancı başka olmasına rağmen bizlerden biridir Giorgos; Kriakos ve daha nicelerdir. Melih beyin Çanakkale’de başlayan dostluğu “Giorgos Genitsiftsopoulos’’ Yunanistan’a gitmesi, daha sonra o dostlarını Türkiye’ye getirmesi Tokat’ta misafir etmesini geniş geniş anlatmaktadır.

Vasilis ile Yovana’nın evliliklerinden 1925 yılında kısaltılmış adıyla “Miços” derler, “Miços, adını Yunan Karşı Aris Velihyotis’in direniş ordusuna katılacak ve burada sözü geçen kahraman bir kumandan olarak dağlarda mücadelesini sürdürecek ve “Türk miçosu” lakabı ile anılacaktı. “Türk Miços geliyor” dendiği zaman düşmanların içini bir korku kaplayacaktı. Türk Miços 2. Dünya Savaşından sonra 1949’da kralcılarla giriştiği mücadelede kalleşçe kurulan pusuda öldürülecekti.

Yunanistan’daki arkadaşları Türk Miços’un intikamını daha sonra alırlar.

Kitabın başka bölümünde Debreli Hasan’ı anlatır. Debreli Hasan askerde komutanının kendisine küfretmesi sonucu komutanını vurarak dağa çıkmıştır. Zengin gayrimüslimleri, soyup, fakir Müslümanlara dağıtmış, aç doyurmuş, fakirleri evlendirmiştir. Debreli halkın gözünde kahraman olmuştur. O dönemlerde şu söz söylenir olmuştur. “Rumeli’de Debreli Hasan’la karşılaşmadan geçtiysen, Anadolu’dan Çakıcı Efe’den geçemezsin.”

Drama köprüsü Hasan dardır geçilmez.

Soğuktur suları Hasan bir tas içilmez.

At Mermini Debreli Hasan, dağlar inlesin.

Drama mahpusunda Hasan, kara kedi dinlesin…

“Bu İngiliz var ya bu İngiliz, bize neler etti! Bizi 900 senelik komşularımızla düşman etti, her şeyi mahvetti.’’ İngilizler Yunan askerlerini almış gelmiş Çanakkale’den, Biga’ya Türklere eziyet etmişler. Eziyet ki öyle böyle değil. Bir bakarlar ki İngilizler askeriyle birlikte kaybolmuşlar. Yunan askeri, Türklerle karşı karşıya kalırlar. Türkler birleşmiş, başlamışlar Yunan askerlerini vurmaya; tabi haklılar Türkler. İngilizlere güvenip buralara geldik sefil kaldık, dışlandık bunların bütün sebebi İngilizlerdir. İngilizler mert değil, büyük hesapları var. Bizleri kullanıp bir kenara attılar. Türklerden de gerekli cevabı aldık.” Kriakos amca gibi böyle düşünen binlerce Yunan halkı vardır.

Melih Asaroğlu Yunanistan, Selanik’te gittiği bir düğünü tüm ayrıntılarıyla ballandıra ballandıra anlatmış. Bir yerde Yunan, Bulgar, Türk’ün bir araya geldiği bir düğünden bahsediyor. Damatla, gelin yıllarca birlikte yaşamışlar, 4,5 yaşlarında bir çocukları var. Düğünlerini çocuğuyla birlikte yapar, kilisede de çocuğunu vaktis ettirmişler. Düğünde Karadeniz horonu, zeybek havası birbirine karışmıştı. Türk kültürünü kendilerince yaşatmaya çalışıyorlardı. Bu insanlar mücadele ile Anadolu’nun dört bir yanından kalkıp Yunanistan’a gidenlerdi.

“Devleti ile vatandaşı farklı düşünen bir ülke Yunanistan.” Devlet yönetenlerle, halk Türk milletini severken, yönetenler aynı duyarlılığı gösterememektedir.

Kitabı okurken tarihle bu günümüzdeki yaşantılar o kadar iç içe girmiş ki birbirinden ayırmak zor geliyor insana. Birkaç Yunanca ismin dışında akıcı bir konuşma diliyle selin önüne katılmış bir kütük gibi sizi alır götürür deryalara. Bilgi birikim sahibi olursunuz.

“Men Türkçeyi mamamdan, babamdan öğrenmişem.’’ Andreas  Avramidis. Türkiye’den geldikleri için Yunanistan’da oturanlar “Türkosporoslar” diye aşağılıyordu muhacirleri. Sizler Türk tohumlarısınız diyorlarmış. Cumhuriyet’in Tokat’ta gördüğü ilk Yunanistanlı Giorgos Genitsiftsopous’u da kitabında anlatırken Tokat’ın misafirperverliğini sınırlarımızın dışına taşımışlardı.

DEVAM EDECEK… YARIN: “BENİM EN GÜZEL SEYAHATİM”