GÖÇ

GÖÇ

Ta Orta Asya’dan bu yana göç Allah için göç… Önce Erzurum Oltu’ya oradan Erzincan’a… Ya şimdi nereye gidecekti? Gidenin arkasından gidilmezse, giden nasıl bulunurdu? Kurda kuşa kaptırmak doğru olur muydu? Hayır, asla olmazdı. Olmamalıydı. Fakat daha nereye kadar, ne zamana kadar bu göç, bu kovalamaca sürecekti?

Gerçi hayat bir göç, bir kovalamacadan ibaret değil miydi?

Bir kapıdan giriyorsun bir kapıdan çıkıyorsun…

Yani iki kapılı han…

Vazgeçti, göçe “Göç İlleti” demekten. Mecnun göç etmese, Leyla’sını bulur muydu?

Kerem Aslı’ya kavuşur muydu?

Yunus, Tapduk Emre’yi nasıl bulabilirdi ki?

Öyleyse göç her dem ihtiyaçtı.

“Tebdili mekânda ferahlık vardır” sözü niye söylenmişti? Sılaya gitmek de bir nevi göç değil miydi?

“Sılayı ziyarette; rahmet ve bereket vardır” gibi güzel sözlerinin icabını yerine getirmek; kim bilir hangi güzel insanlara ne gibi güzellik getirirdi? Göç konusunda söylenilen hiçbir söz boş değildi.

“Hicret” de bir göç değil miydi? Hem de göçlerin en güzeli. Müslümanları “DEVLET” gibi bir nimete kavuşturan, ebedi fetih yolculuğunu başlatan göç…

Tarih boyunca sürecek zaferler silsilesinin başlangıcı olan göç…

Aslında kısa göç: Masivadan maneviyata uzanan bir uhrevi yolculuktan başka nedir?

Selam ve saygılarımla hayırlı cumalar