Bugün Düşündüklerim!

Bugün Düşündüklerim!

Dolar, benzin uçtu gidiyor. Millet geleceğinden umutsuz. Ekonominin hali hiç de iyi değil.

Milletin %50’si iktidara oy verdiği için sesini çıkarmıyor. Muhalefet ise sizlere ömür. Bir kısmı koltuğu kapma/kaptırmama peşinde, bir kısmı annesini arama peşinde(!) bir kısmı ise can derdinde.

İnşaata dayalı ekonomi, döviz ve altın dalgalanmalarından, faiz üzerinden servet biriktiren bir memleketin ekonomisi aç kurtlara teslim olmuş bir ekonomidir. Devlet ekonomiyi sağlam kazığa bağlamadığı sürece her türlü fırtına milli servetimizi alıp götürecek, her gün korkularla yaşamak zorunda kalacağız.

Hükümet ne yapmalı?

Kısa ve uzun vadeli tedbirler almak zorundadır. İktidar dönemine yetecek tedbirleri ala ala bu hale geldik. Artık uzun vadeli tedbirler alınmalı.

Öncelikle tasarrufu yaygınlaştırmalı. Devlet ve vatandaş fark etmeden herkes ve her kurum tasarrufu bir milli dava olarak görmeli fuzuli harcamalar kısılmalıdır. Lüks tüketime yönelik ithalat önlenmeli, zorlaştırılmalı. Tasarruflar, ihraç malı üretebilecek, ithalatı azaltacak ürünler üretebilecek işletmelerin kurulmasında kullanılmalı. Yani tüketim ekonomisi yerine üretim ekonomisi öncelenmeli.

Uzun vadeli tedbirler her gün korkulu rüya görmekten bizi kurtaracaktır. Onun için milli bir hükümet uzun vadeli tedbirler almak zorundadır. Bunun için;

-Milli, yerel bir ekonomi politikası geliştirmek zorundayız.

-Kendi paramız dışında bir parayı biriktirmenin bu millete hainlik yapmayla eşdeğer olduğunu artık bu millete öğretmek gerekiyor.

-Birikimler mutlaka katma değeri yüksek yatırıma dönüştürülmeli.

-Yabancı para biriktirenlerden yüksek oranda vergi alınmalı.

-Ziynet eşyası dışında (ölçü konulabilir) altın biriktirenlerden yüksek oranda vergi alınmalı.

-İnşaat ekonomisinden ihracata yönelik mal üreten bir ekonomiye geçmeliyiz. İnşaat işini yurt dışına kanalize etmeli, inşaat fakültesi sayısını azaltmalıyız.

-Tarımı acilen bir düzene sokmalı, tarım teşvik edilmeli, şehirden köye göçü cazip hale getirmeliyiz. Eğlence, hazırı tüketme, işsizlik gibi üretim dışı istihdam haline gelen şehir yığınlarına çare bulmak zorundayız.

-Eğitim sistemimizi acilen düzeltmek zorundayız. Üniversitelerin bir kısmını dünya standardında, sanayi ve tarıma ara eleman yetiştiren meslek yüksekokuluna dönüştürmek zorundayız. Mezun olur olmaz kalifiye eleman olabilecek seviyede eğitimin verildiği, laboratuvarlarla donatılmış kurumlar haline getirmeliyiz. İhtiyaçtan fazla mezun veren bölümler kapatılmalı, devam edenlerde de son derece kaliteli eğitim verilmeli.

Öğretmenlik mesleği yeniden ele alınmalı; istekli, vatansever ve dilini çok iyi kullanabilen gençler öğretmen olabilmeli. Bu sayede gençlik daha güzel eğitilmeli; vatansever, çalışkan insanlar yetiştirilmeli.

İlk ve orta öğretimde yeteneğe dayalı bir seçim yapılmalı. Sınavla ve teorik derslerden alınan notlara göre gençlerimizin geleceğini belirlemek son derece yetersiz bir değerlendirmedir. Milli kaynaklarımızın başında gelen insan kaynağını baştan heba ettiğimiz sürece ekonomimiz de düzelmez, aile kurumu da düzelmez, siyaset de düzelmez. İşi baştan çözmek zorundayız.

 

Çekirdek Çitlemeyi Beceremiyoruz.

 

Çevresinde adamlarıyla sohbet eden padişah, konuşmalar sırasında keçiboynuzu diye bir şeyden söz edildiğini duyunca meraklanır:

“Nedir o?” diye sorar.

Adamları bir cevap vermeye hazırlanırken dalkavuğu hemen ortaya atılır ve keçiboynuzunu övmeye başlar. “Kara kurudur ama çok güzeldir sultanım.

“Isırır ısırmaz ağzınız tatlanır sultanım…” “Bal ağacıdır sultanım, bal…!”

Merakı daha da artar Sultanın.

“Getirin bakayım, nasıl bir şeymiş şu, der. Koşarlar hemen, bulup buluşturup padişahın önüne bir tepsi keçiboynuzu koyarlar.

Bir tane keçiboynuzunu eline alıp sağına soluna bakan padişah, yavaşça bir ısırık atar, sonra bir ısırık daha!

Elindeki keçiboynuzunu yiyip bitirir padişah ama önündeki tepsiyi bir hışımla iteleyerek:

“Kaldırın şu tepsiyi önümden der.” “Bir dirhem bal için, bir çeki odun yenmez!” der.

Çekirdek çıtlamak bir eğlence. Faydasından çok zararı olan bir eğlence türü olsa gerek. Bir başlayınca sonu getirilemeyen, nerede duracağımızı beceremediğimiz bir eylem türü.

Çekirdek, sağlıklı yağlar, lif, protein, E ve B vitaminleri bakımından zengin bir kuruyemiştir. Bu yüzden iyi bir enerji kaynağıdır. Diğer tüm yiyeceklerde olduğu gibi normalin üzerindeki tüketimi obezite, vücutta aşırı sodyum birikimi, vitamin fazlalığı gibi çeşitli yan etkilere, sağlık sorunlarına neden olabilecek bir gıda maddesidir. Bazı çekirdeklerdeki fosfor fazlalığı iskelet dokularında kireçlenme yapabilir, böbreklere zarar verebilir. Aynı şekilde çekirdeklerde bulunan selenyumun vücuttaki fazlalığı da saçlarda ve tırnaklarda kırılma, halsizlik, sinirlilik ve aşırı fazlalık ölüme bile sebebiyet verebilir.

Her gün 100 gram çekirdek yemek günlük kalori miktarınıza 560 gram daha ekleyerek, kısa sürede şişmanlamaya yol açar. Şişmanlık ise kalp ve damar hastalıklarının en önemli nedenidir.

Kuşlar, özellikle yağının verdiği enerjiden dolayı çekirdek ve bitki tohumlarını çok severler. Birkaç çekirdek onların kilometrelerce yol almalarına yetecek yakıtı sağlar. Özellikle ayçiçeği eken çiftçinin baş belasıdır kuşlar. Kuş kovucu tabancalar gibi çeşitli önlemler alınarak kuşların zararlarından korunmaya çalışır çiftçiler. Ancak bir yetkili “kuşların her yıl ayçiçeği tarlalarına kafaların tane yapmaya başlamasıyla birlikte zarar verdiğini fakat kuşların verdiği zararın rekolteyi etkilemediğini” söyledi. Bu da “Allah’ın tüm canlıların rızkını verdiğini ve bunun başkasının rızkına mani olmadığının” bir ispatı olsa gerek!

Şimdi gelelim asıl meseleye!

Çekirdeğin asıl zararı çevre kirliliği olsa gerek. Her şeyde olduğu gibi çekirdek yemeyi de beceremiyoruz. Biz zevk alırken, ardımızı temizlemek için onlarca temizlikçi istihdam etmesi gerekiyor belediyelerin. Her yerde olduğu gibi Tokat’ta da bu çekirdek olayı bir sorun olmaya devam ediyor. Belediye önündeki bankların etrafındaki mezbelelik, ırmak kenarındaki yol ve çimlerdeki çekirdek kabukları insanı tiksindiriyordu, bu yıl da değişen bir şey olmadı.

Tokat güzel bir kanala kavuştu. Yeşilırmak’ın bir kolu üzerinde yapılan kanal ve çevresindeki dinlenme alanı Tokatlılar için büyük bir nimet oldu. Dün akşam kanalı gezeyim dedim ve çocuklarla yürüyerek kanalın kenarına geldim. Güzel bir göl oluşmuş, ufak bir şelale ve Osmanlı kayıklarının tur attığı bir tesis yapılmış. “İğne atsan yere düşmez” misali vatandaşlar gelmişler, eğleniyor, dinleniyorlar. İyi bir imkân! Tokat için öncelikli olan bu muydu? diye soranlar olabilir. Ancak bu başka bir konu. Başka platformlarda tartışılır.

Ancak, aynı hastalığın bu tesiste de devam ettiğini görünce üzüldüm ve bir daha gitmem diye düşünüyorum. Birkaç istisna dışında herkes şuursuzca yedikleri çekirdek kabuklarını yerlere atıyor, saf saf ortalığı seyrediyor. Kuşlar bile ortalığı bu kadar pisletmiyor. Bu kadar vurdumduymaz, bu kadar empatiden yoksun, bu kadar eğitimsiz bir toplum olamaz. Sadece Tokat’ta mı böyle? Elbette hayır. Türkiye’nin her tarafı böyle. Anne baba, çoluk çocuk hiç fark etmiyor. Zaten dememişler mi? “Hoca …sa cemaat …ar” diye. Asıl mesele de bu değil mi? Eğitimsiz anne babadan yetişen çocuklar, o çocuklar anne baba olunca yetiştirdiği çocuklar… Bütün mesele bu! Anne babayı öncelikle eğitmekle işe başlamak en doğrusu olsa gerek. O zaman eğitim sisteminin %50’si düzeltilmiş olur diye düşünüyorum.

Bu eylemi yapanlara “Müslüman mısınız?” diye sorsanız sizi dövmeye kalkar. Peki, İslam’da temizliğin yeri nedir diye?” sorsanız, “farzdır” diye cevap verirler.  Peki, “yaptığınız eylem farza muhalefet değil mi?” diye sorsanız, “hiç düşünmedim” diye cevap verirler. O halde, bu akıl bize niye verilmiş ve “oku” emriyle başlayan kitap süs için mi indirilmiş? Yok böyle bir şey!

Temizlik imandandır, temizlik farzdır, temizlik ahlaktır, temizlik vicdandır. Güzel ahlaklı ve vicdanlı olmak zorundayız. Aksi takdirde medeni olduğumuzu iddia etmek kuru bir avuntu olmaktan ileri gidemez.

İsmet Yalçınkaya

09/08/2018