MÜSLÜM'LER KARIŞIRSA

Mustafa UÇURUM

 

            Arkadaşlar arayıp da “Çabuk televizyonu aç, Müslüm televizyonda.” deyince içimde saklı duran delikanlı sevdamla hemen kumandaya sarıldım ama bir hüsranla sonuçlandı bu heyecanım. Çünkü karşımdaki Müslüm ne yazık ki bildiğimiz Müslüm Baba değil de unutmaya başladığımız Müslüm’dü. Hani şu meşhur şubatta baskına uğrayıp da don paça televizyonlara, magazinlere malzeme olan aczimendi Müslüm’ü idi. Bu hüsranı ancak Müslüm Baba yatıştırır deyip “Karanlık çökünce sokağınıza, köşede ben varım unutamazsın.” şarkısını dönüp dönüp dinledim.

            Şaşkınlığımın ilk sebebi şu idi; Televizyon yapımcılarının, habercilerin bu kadar sığlaşacağını düşünememiştim. Her dara düştüklerinde eski defterleri karıştıracaklarını biliyordum ama bu kadarına da “pes” dedim.  Türban tartışmalarının hararetlendiği bu dönemde adamların aklına gelen ilk isme bakın. 28 Şubat gibi kurmaca bir senaryonun aktörünü televizyonlara çıkararak o günlere ait olanları sanki hiç bilmiyorlarmış gibi ağızları bir karış açık dinliyorlar. Habercilik bu kadar ucuz olmamalı. “Sen köşede dur Müslüm.” deyip her sıkıştıklarında oraya koşmaları artık ancak kara mizahla ifade edilebilir. Müslüm Gündüz de hâlâ bu medyaya malzeme olma bahtsızlığını gösteriyor ya aklın üstünün örtülmesi ancak bu kadar olur. Fadime Şahin’le ilgili sorulara sinirleniyor Müslüm Gündüz. Be adam bilmiyor musun ki o programa seni çıkaranlar elbette bunu sana soracaklar. Bu öfke ne diye?

            Şükür ki telaşa gerek yok.  Artık şubatın soğuğu bu memleketi dondurmaz. Darbenin ne sanalı, ne postmoderni pirim yapamaz. Birilerinin anlaması gereken gerçek şu ki; böyle ofsayt pozisyonları bizi onlarca yıl geriye götürmekten başka bir işe yaramaz.

            “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” diyor bir büyüğümüz.  Hayatı güzel görmeden güzel yaşamak imkânsızdır. “Güzel olan ne var ki.” demek ancak kalbi karaların işidir. İnsan çevresine şöyle bir baksa umut denen tomurcuk patlayacaktır.

            Yıllardır bitmeyen yollar artık çift yol haline geldi. Şehirlerarası ulaşımda neredeyse sıkıntılı olan yer kalmadı. Biri çıkıp da; “Yollar çift yol oldu, kazalar arttı.” demesi kadar gülünç bir cümle olamaz. Çift yol yapanlar gaza sonuna kadar basmayı da mecbur mu koşuyorlar sanki. Ya da kaza yapan araçtan etrafa saçılan içki şişelerini de o yolu yapanlar mı zorla içtiriyor.

            Mesela Tokat’ta bölgenin en büyük hastanelerinden biri yapıldı. Diğer hastaneler kapatılıp tek yere toplandı. Her oda iki kişilik. Hastane beş yüz kişilik. Yani iki yüz elli odası var. Her odanın ayrı banyosu, tuvaleti, kliması, televizyonu var. Hastanenin önünde, içinde yüzlerce araçlık ücretsiz oto park var. Gelin ki kulp bulmakta hünerliler devreye girip diyorlar ki; “Eski hastane yerlerini kendi adamlarına peşkeş çekecekler falan filan.” Eski hastanelerin yerleri düşünülünce; girmek de çıkmak da çileydi. Arabasına yer aramaktan hastaneye sağlam giden hasta olup geliyordu. Öyle bir şey olmayacak ama keşke bundan öncekiler de kendi adamlarına peşkeş çekselerdi de memlekete bir çivi çaksalardı. Onlar peşkeş noktasında ellerinden geleni yaptılar ama çivi işine yetişemediler.

            Okullarımızın haline gelecek olursak; neredeyse bilgisayar sınıfı olmayan okul kalmadı. Ülkenin dört bir yanı bilgisayar ağı ile donatıldı. Her türlü imkân sınırsız kullanılıyor. Geriye sadece öğrencilerin ders çalışması kalıyor.

            Artık memleketimiz şükür ki Müslüm Gündüz’lerin güdümünde değil. Böyle tipleri ancak komedi diye seyrediyoruz. İllâ bir Müslüm izleme sancısı çekenler varsa onlara ben Müslüm Gürses’ten “Sevmek Ne Güzel” şarkısını armağan ediyorum. Bu günlerde dinlemek iyi gelir.