Şiirin Ruh Dünyasında

Edebiyatın can damarı, ruh dünyamızı okşayıp serinleten, bizi bilinmez âlemlerde gizemli duyguların peşinde biteviye koşturan, hiç şüphesiz mısraların içinde saklı olan duygu selidir. 

                Bu duygu selinin mahiyetini anlamanın yolu; aslında şiir denizin içine girip orada, kâh ılgıt ılgıt esen saba rüzgarıyla, kâh lodosla, kâh fırtınalarla, tayfunlarla yelkensiz bir geminin mecnunvari kaptanı olabilmektir.

                İster Eski Edebiyattan, ister Divan Edebiyatından, ister Tanzimat Edebiyatından, ister Yeni Türk Edebiyatından hangi şairin, şiirinin sedasını dinlersek dinleyelim; o mısralarda mutlaka bizden bir parça vardır. O parçanın ruhuna girebilmek, iki bin yılı geçkin edebiyatımızın ufkunda bin bir güzelliği tespit etmekten geçer.  

                 “Daha deniz, daha nehir/ Güneş tuğ olsun gök çadır” diyen destanlarımızdan başlayarak ruh dünyamıza yön veren her şeyi benimsemek, bende etmek; ufuk yenilemek değil de nedir?

                “Güneş tuğ olsun, gök çadır”  sonraki yıllarda “Vatan ne Türkiye’dir Türklere Türkistan/ Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” anlayışına;  oradan “İla-Kelimetullah” sevdasına, en sonunda da “Medeniyet ufkunda şahikalar keşfetmek” anlayışına uzayan ruh dünyamıza yol gösteren şiirimizin ruh dünyası değil de nedir?.

                Şiir; bir milleti, hedeflerine taşıyan ruh dünyasındaki ezel-ebed sevdasını en güzel dile getiren ifade tarzıdır. 

                Bu sevda, kimi yerde gençlik aşkı olmuş, kimi yerde kıskançlığa hatta deliliğe varan duygu olmuş, kimi yerde saza dökülmüş Karacaoğlan misali, kimi yerde dağlarda selam olmuş, kelam olmuştur, Köroğlu misali…

                İstanbul’da “Fetih Marşı” olmuş, Bağdat’ta Genç Osman için destan olmuş, gönül kalelerinde burcu burcu çiçek olmuş,  yıldızları fethe çıkan küheylanlar misali…

                Bazen Hamid’le “Makber” olmuş, bazen İkbal’le “Hürriyet olmuş” dost ülkelerde; kırgın bir gönlün sevdası olmuş “Aşiyan” da; Namık Kemal’le “ Vatan” olmuş; Yahya Kemal’le “Cedlerin ihtirası“ olmuş, Akif’le önce destanlaşmış “Bedr’in aslanları” olmuş Çanakkale sırtlarında... Sonra Dumlupınar’da, Sakarya’da; bayrak bayrak “İstiklâl ve İstikbal” olmuş burçlarımızda…

                Hepsine şiirin ruh dünyası, yön vermiş, hür ufuklarımızda…

                Bu yazıyı, uzatmak mümkündür… Fakat ben uzatmayacağım…

                Yürümesini bilene, şirin ruh dünyası; sonsuz bir yolculuktur…

                O’nu tanımayı bilmeyene; çöllerde bitmeyen bir susuzluktur…

Mehmet Emin ULU