OSMAN KABLAN

OSMAN KABLAN

Durup dururken bir bilgisayar çıktısı çıkarır cebinden, bir de tükenmez kalem uzatır “Siz edebiyatçısınız. Hatalarımı düzeltin. Eve gidince temize çekerim. Yalnız dikkat edin sizin hatalarınızı da ben düzeltirim evde.”

Bir öğrenci kompozisyonu okur gibi didik didik ederiz yazıyı. Bitişik yazılmışsa soru eki –mi’yi, bağlaç olan –de’yi ayırır, hoşumuza gitmeyen sözcüğü çizer, yerine beğendiğimiz bir sözcük yazarız. Belki de cümlenin anlamına göre en uygun sözcük kendisininkiydi. Ama inceldiğimiz, ya da düzelttiğimiz nerden belli olacak? Böylece elimize tertemiz tutuşturulan kâğıt, it tepinmiş yonca tarlasına döner.

Kompozisyonun, resmin kesin bir cevap anahtarı yoktur. aynı resme, aynı kompozisyona değişik branş öğretmenlerinin hayli farklı notlar verdikleri görülmüştür. Okuyanın o andaki ruhsal durumu, kompozisyondaki kimi sözcük ve cümleler, olumlu ya da olumsuz yönden okuyanı etkiler.

Osman Kablan sabırlıdır, kolay kolay sinirlenmez. Osman Bey için bir arkadaşı, “Bir kağnı odun yaksanız Osman’ı kızdıramazsınız” demiş. Arkadaşına katılıyorum. Özene bezene hazırladığı yazısı bu kadar eleştiri alınca başkası olsa yazmaktan hemen vazgeçer. Osman, üç tane mükemmel kitap çıkardığına göre bizim yazılarımızdan karamsar bir duyguya kapılıp yazmaktan vazgeçeceğine belki de kamçılanıyor ve de bizimle eğleniyordu, için için kim bilir...

Hani çobanın biri namaz kıla kıla secdede alnını koyduğu taşı aşındırmış. Onun namazını seyreden bir ermiş, “Allah kabul etsin ama namazında bazı noksanların var deyip doğrularını anlatmış. Ermiş, çobanın yanından ayrılıp bir sudan geçerken suda bir kişilik yol açılıyormuş. Çoban, ermişin öğrettiklerini unutmuş. Bağırarak ermişin peşinden koşarken ermiş dönüp bakmış ki çoban için suda kocaman bir yol açılmış. Çobana seslenmiş: “Bildiğin gibi kıl. Seninki doğruymuş.” O hesap diyorum. Belki de Osman Bey’in yazdıkları doğruydu da bizler bir şey yaptığımızı mı sanıyorduk...

Osman Bey, “Beni bulaştırmayın” diye nazlanarak tavlaya oturur. Seyircisi çoktur. Alttan alışı, esprileri nedeniyle genellikle onu tutarlar. Attığı zara göre bir doğru vardır, oynanacak. Ama o, elini oraya buraya uzatır, biraz düşünür vazgeçer, sonunda taraftarının da beklediği ve çok önceden gördüğü doğruyu bulur. Bulmasıyla bu sürede yüreği su kesen taraftar, derin bir oh çeker, rahatlar. Aleyhine gelişen bir durumu taraftarı protesto ederken Osman Bey, “Yahu yenilirsem ben yeniliyorum. Size ne oluyor?” diye seyirciyi bir kez daha yatırır ters köşeye.

Yazıları da oyunu gibidir, sabırlı, serinkanlı ve acelesiz…

Geç tanıdım ama tanıdığıma memnun oldum. Böyle dostlar, dost başına…