ESKİDEN HER ŞEY GÜZELDİ…

ESKİDEN HER ŞEY GÜZELDİ…

Eskiden her şey ne kadar güzeldi değil mi?

Sapanlarımız vardı, çelik çomak oynardık her zaman… Ocak başında peri masalları dinlerdik ninelerimizden… Çıra kullanırdık yayla akşamlarında, tilkiler tavuklarımızı kapar, kurtlar kuzlara saldırırdı… Kangal köpeklerimiz onları kovalardı sıradağlar boyu... Seyrederdik heyecanla şimdiki macera filmlerine denk…

Çağlıklarda çimerdik… Çok soğuk olunca ocak başında leğenlerde yıkardı annelerimiz bizi… Kille başımızı ovalardı, gözlerimiz yanardı, biz kokardık sasuh sasuh… Babalarımız bizi oyalardı…

Kar yağardı, adam boyu… Bacalar sıyırırdık sıyırgularla… Dağ gibi, yığılırdı kar öbekleri; ev önlerinde, ahır önlerinde… Helkelerle su getirmek için çığır açardık yabalarla… Kızak kayardık, o dağdan o dağa… Kartopu oynamak da neymiş, zaten biz olurduk kardan birer adam… Burnumuz dönerdi havuca, elimizde her zaman çalıdan bir süpürge...

Kapı önü süpürürdük, yaz kış komşu hakkı geçmesin diye… Ocakta pişen ayruksu bir yemeği komşuyla paylaşırdık burnuna tütmüştür diye… Şimdi komşular mı kaldı, kapılar çelikten duvar… Aramıza koydular soğuktan öte buz gibi duvar…

Kış ortasında bazen odun biterdi. Baltamız elimizde, uzun belimizde dağlara koşardık… Kestiğimizi keser, kesmediğimizi kayhıya kor, bir de üstüne binip rüzgâr gibi eve gelirdik. Ellerimiz donardı zaten de, zor olan ayakların çözülmesi olurdu… Ocak başından çözülen ayağımız değil gözyaşı sağanağımız olurdu… Ne acılar duyardık, istemeden “acıyor, acıyor anne!” ağlar; anamızı ille de ablamızı çok yorardık…

Kireç tozuyla balık tutardık, derelerde… Elle ele, gönül gönüle verirdik her yerde... Ağıtlarımız bir, sevinçlerimiz bir olurdu…  Bayramlarda en çok sevinen çocuklar olurdu...

Tava katmerleri, tatlılar, börekler, erişteler, mantılar mahalleden mahalleye taşınırdı… Bir büyüğün etrafında toplanır; Rahman ve Rahim olanın adıyla yemeğe başlanırdı.

Merkepler, kadillâkımız; kağnılar spor arabamız olurdu. Her çocuk mahallenin büyüğünden sorulurdu. Okula gönderilen çocuk;  “ Eti senin, kemiği benim” diye öğretmene teslim olurdu.

Her şey sıcak, çok sıcaktı. En soğuk mevsimde bile sokaklar sıcak, caddeler, kahveler sımsıcaktı…

Ne oldu şimdi bilmiyorum, önce elimizden masallarımızı, destanlarımızı aldılar… Kaf Dağının yerine, kof dağları koydular.

Köroğlu’nun, Dadaloğlu’nun, Genç Osman’ın yerine kartondan Pokemonları, Hiymenleri koydular.

Ey güzel çocuklar!

Gelin, dönün bizim çocukluğumuza… İnanın orada siz de mutlu olacaksınız…

Ebedi vuslat diyarında, bir gün siz de sultan olacaksınız…

                                                                               Mehmet Emin ULU