ÇÖRDÜK SUYU

ÇÖRDÜK SUYU

Yolumuz Mimar Fikret Sabancı’nın ofisinde kesişti. Fikret Sabancı yıllardır emek vermiş Tokat’ın imar işleriyle uğraşmış bir mimardır. Aslen Tokat’ın Çördük köyündendir. Babası Tokat Belediyesi’nde sucu olarak 1950’li yıllarda çalışmaya başlamış. Fikret, mesleğinin bir bölümünü İstanbul Beyoğlu’nda icra etmiş. Babasının ve annesinin yaşlılığı nedeniyle tekrar dönüp Tokat’a yerleşmiş. Dünya görüşü, inatçı kişiliği, şakacılığı, yöremize uygun akıcı dili ile güler yüzlü bir insan Sabancı. Kır saçlarının altındaki güler yüzüne elindeki sigara yakışmasa da “ ne yapalım yavrum buna bir kere başladım. Bir daha bırakamıyorum. Ciğerlerimden ameliyat olunca altı ay bıraktım. Ama sonra tekrar bu mereti içmeye başladım.” diyor.

Fikret Sabancı zamanının büyük bir dilimini gelene gidene yemek ve çay ısmarlamakla geçiriyor. Gözlemlediğim diğer bir yanı ise işine karşı olan titiz tutumuydu. Çocuk gönüllü herkesin önüne düşer yapılacak dairenin önüne kadar gider, üşenmeden de geri gelirdi. “Yavrum Süleyman’ım; ezikliği borcu olan insan yaşar. Ben bu vatana borçluyum.”

Söyleşimizin arasında dönüp dolaşıp Fikret Sabancı’nın babası Zülfü Sabancı’ya geldi.

“Benim babama Zülfü Usta derlerdi. Çok iyi bir su tamiricisi ustasıydı. Tokat Belediyesi’nde ne kadar zor iş varsa o işin üstesinden babam gelirdi. Sanıyorum o dönemin belediye başkanı Mesrur Gürgenç’ti. O sıralarda Tokat’ın suyu yetmiyor su getirilmesi gerekiyordu. Çördük’ten su getirilecek ama o zamana göre suyu getirecek kalifiye usta yok. Zülfü Sabancı Belediye Başkanı Mesrur Gürgenç’e “ Başkanım ben bu suyu Çördük Köyünden, Beybağı deposuna getiririm.” demiş. Başkan Mesrur Gürgenç hem sevinmiş hem de derinden bir düşünmüş. “O kadar okumuş mühendis var bu usta nasıl yapar bu işi…”

-Başkan Mesrur; Zülfü Usta bu iş için bizden neler istiyorsun? Kaç ayda bitireceksin?

-Zülfü Usta; Benim istediklerimi dediğim yerlere bırakacaksınız. Ben bu işi iki ayda hallederim.

-Başkan Mesrur; Zülfü Usta bu işi sana verdim. Yanına da mühendis Macar Varoş’u veriyorum. Birlikte yapacağınıza inanıyorum.

Babam geceli gündüzlü arkadaşlarıyla çalışıyor, suyun meylini belirliyor, işçilere kazdırıyordu. Mevsim sonbahardan, kış ayına girdiği dönemdi. Baba peşine ağlardım. Babam da beni sabahın üçünde kaldırır. Dört, beş gibi tepelerin soğuk ıssız yerlerindeki çalıştıkları yere götürürdü. Ben üşümeyeyim diye kurşun eritilen ateşin başına oturturlar, bazen de ağlardım. O zamanlar yedi yaşındaydım. Yıllardan 1956 yılıydı. Babam iki aydan önce Çördük suyunu Beybağı deposuna akıtmayı başarmıştı.

Babam Zülfü’yü Belediye Başkanı Mesrur Gürgenç yanına çağırtıp; “Zülfü bundan sonra aldığın maaşın iki katını her ay alarak seni ödüllendiriyorum.” demiş. Bizler de evde bayram yaşadık. Babam her zaman bana; “Oğlum göksün, kır tüylü olsun.” derdi.

Fikret Sabancı ile çaylarımızı tazeleyip içerken araya başka laflar, konular karıştı. Bu arada gelenlerin gidenlerin işlerini de eksik etmiyordu.

-Yavrum Süleyman Hocam. Karnımız acıktı. Şu ilerde tereyağlı çökelekliyi çok güzel yapıyorlar sana çökelekli ikram edeceğim. Ben de; “Hadi bakalım Fikret Ağabey bir çökelekli yiyelim beraber.” dedim.

Çökelekliyi telefonla sipariş edip söyleşiye kaldığımız yerden devam ettik.

Fikret Sabancı: “Babamı erken saatlerde pencerenin önünde dayanmış dışarıya solmuş yapraklara bakıp dururken gördüm. Yanına yaklaştığımda babam ağlıyordu. Yavaşça yanından uzaklaşıp mutfağa anam Şakire’nin yanına gittim.

-Ana babama bir şeyler olmuş. Babam pencereden dışarı bakıp ağlıyor. Babama ne oldu? Anam bir süre hiç konuşmadı. Durdu ve yüzüme sessizce baktı. Anam Şakire hiç böyle yapmazdı. Babam Zülfü pencerede ağlar anam konuşmaz. Anam mutfak penceresinden boşluğa bakarak derin bir nefes aldı. “Oğlum Fikret bugün 10 Kasım paşamın öldüğü gün. Baban da ben de bu yurdu bize vatan yapan o güzel insan paşamıza ağlıyoruz. Ben de babandan daha fazla üzülüyorum. Keşke biraz daha o güzel insan yaşasaydı. Bak bu yurt nasıl olurdu.” dedi.

Fikret Sabancı bunları konuşunca eski insanların Mustafa Kemal’i nasıl yürekten sevdiklerini hayranlıkla dinledim. İçimden Zülfü Usta’nın Şakire ananın da ruhları şad olsun dedim.

Mimar Fikret Sabancı’nın yanından vedalaşıp ayrılırken;

-Yavrum Süleyman Hocam her fırsatta gel konuşalım. dedi. Vedalaşıp ayrıldık.

Süleyman Erkan

13.09.2018