YÖNETİM VE EKONOMİ

YÖNETİM VE EKONOMİ

Ağustos ayının sıcaklığında zemheri ayının soğuğunu yaşar gibi zamları yaşamaktayız. Geliri sabit gideri belli olmayan bir ekonomiyle ne kadar yaşayabilirlerse o kadar yaşıyorlar. Rüzgârı evlek evlek ektik, şimdi fırtınadan sığınacak yer arıyoruz. Aklı unuttuk, yalanları yuttuk, palavra atanların peşinden daban basma yürüdük.

Devler olarak çağın koşullarına uygun üretim yapan fabrikalar yapamadık. Özelleştirme adı altında fabrikaları zarar ediyor diye satıldı. Para edecek tesisler fabrikalar birer birer var-yok pahasına satıldı. Elde edilen paralar varken iyiydik. Üretmeden, alın teri dökmeden tüketen insanlar dört köşe neşe içindeydi. Sonunda kara göründü. Farkına varır gibi de olsak sandal karaya oturdu. İyi de kim inip bu sandalı karadan kurtarıp denizin derin sularında yüzdürecek. Sandalı süren yöneticiler üstlerini ıslatmadan başkalarına yardım etmeye çağırıyor. Bir yandan da kendi kabahatini örtmek için başkalarını suçlayıp, kötüleyip duruyor. Ayna olsa da bir bakabilseler. Suçunu kabul etmeyip suçlayana ne diyelim…

Bugün 13.08.2018 Pazartesi sabah saat on bir sıralarında kuyumcu arkadaşın dükkânında bir saat oturdum. Altın alan yok, satanlar arı kovanı gibi dolup taşmakta. Kuyumcu her gelene “Satışımız var, alışa paramız yok.” diyerek gönderiyordu. Bir kuyumcunun bu kadar hareketli olduğunu ilk defa gördüm. Altın fiyatı gereğinden fazla artmıştı. Satmak için küçük altınını, bileziğini, kolyesini, yarımlığını, cumhuriyet altının gösterip, olumsuz cevabı alan gidiyordu. Bazıları da başka kuyumculardan dert yanıyordu. “Falan kuyumcu altınını alırız ama üç gün sonra paranı veririz. Neden alışınızla satışınız arasında büyük fark var, ihtiyacım olduğunda ben bu altını satamazsam neye yarar?...” gibi konuşanları mı ararsın, homurdanıp gidenleri mi ararsın, şoklanıp yüzü alına moruna karışanları mı ararsın… İnanın tam bir tiyatro…

Aklımdan bir anda şimşek hızıyla şu sorular geçti:

-Altını zor günümüzde paraya çevirmek, ihtiyacımızı karşılamak için tasarruflarımızdan ayırdığımız paralarla alırız.

İhtiyacımız olduğunda zor günümüzde satmadıktan sonra, mevcut zorluğumuzu karşılamazsa altının demirden, bakırdan bir farkı olur mu? Yoksa iyi gün dostu gibi gül-oyna, kötü günde bana mı danıştın düşerken dersin altın efendi.

Altın yükseldi diye bozduranlar da var, sıkışıp ihtiyacını gidermek isteyenler de… Bir de ihtiyacı olup da altını parası olmayanlar ne yapıyor acaba?

“Sakla samanı gelir zamanı” misali elinin döndüğü zaman param değerlensin ilerde yatırımım olsun belki bir yarama merhem olur diye en tabi haklı bir görüştür. Ülke felakette, zora düştüğünde altının yenilmeyeceğini zordakiler çoktan anladılar bile. Başımızda parça parça karabulutlar vardı. Şimdi simsiyah bulutlar tepemizde her yanımızı kapladı. Başta bizleri yönetenler, iş adamları, sanayiciler, ticarette uğraşanlar bilim adamları, işçiler, memurlar, öğrenciler tüm Türk halkı günü birlik beraberlik günüdür denilmeli. Geçmişteki hataları kabullenip sen ben demeden aklın, bilimin, sanayileşmenin, fabrikalaşmanın, tarlalarda ürün üretmenin tam zamanıdır. Hep birlikte içinde bulunduğumuz geminin su alan derinliklerini kapatmalıyız. Bunları yapmazsak herkes kendi kollarına güvenerek yüzmeye çalışacaktır.

Ülkeyi ve ekonomiyi yönetenler bir kez daha iyice düşünmelidirler. Bilen iyi yönetenler iş başına, yönetemeyenler biraz dinlenmeye geçmelidirler. Yönetim ve ekonomi bir kural işi, bilim, bilgi, beceri işidir.

Süleyman Erkan

15.08.2018