LAVANTA VE KONSOL

LAVANTA VE KONSOL

            Şöyle düşündüm de halkımız sınırlı sayıdaki sözcüklerle harikalar yaratmış ve bunları da türkü, şarkı ve manilerinde ustalıkla kullanmış. İlk aklıma gelenleri bir ya da birkaç örnekle sıralamak isterim:

            Dağ ve kar: “Yandım gittim ala karlı dağ iken”

            Tepe, yağmur, sandık, altın: “Tepeler tepeler yüksek tepeler / Burda yağmur yağar, orda sepeler / Sandıkta çürüdü altın küpeler / Giyip salınmadım yâr sen gideli…”

            Pınar: “Pınarbaşı ben olayım”

            Bağ, “Güzeli severler bağ arasında”

            Dere, taş: “İn dereye dereye / Al cebumden taşları"

Bahçe, fındık: “Bahçeye gel bahçeye / Kuru fındık bulursun”

            At, Şahin, Turna, sekmek: “Yiğidin bindiği Arap atıdır / Şahinin yediği turna etidir” ya da “Kıratımın sekişinden bilmişler.”

            Ceylan, Avcı: “Sen bir ceylan olsan, ben de bir avcı”

Ahu: “Ahu gözlerini sevdiğim dilber”

Sürme, göz: “ Çıka geldi bir gözleri sürmeli”

            Irmak, Hâkim, Gündüz, Gece, genç, koca: “Gençler yersin, koca yersin / Gündüz yersin gece yersin / Hâkim benden sormaz dersin / Kızılırmak seni seni

            Kol: “Karşımda salınıp durma / At boynuma kolun dilber”

            Mescit: “Geçme mescit yakınından / Çok namazlar böldürürsün.”

            Bel, elma: “Alma attım geline / Aldı soktu beline”

            Kundura: “ Kundurama kum doldu” ya da “Sandım kunduramdan bir çivi düştü”

            İskarpin, Çarık: “Su serpeyim yollara, iskarpin toz olmasın” ya da “Çiftçi isen çarık ister ayağa / Boyalı iskarpin çirkince olur.”

            Saç, yalan dünya, yar, sırma, gönül: “Yalan dünya yârsiz olmaz / İster saçı sırma gönül.”

            Ellik, palaska, çavuş: “ Bir çift ellik öremedim eline / Palaskayı pekçe bağla beline / Sert olur çavuşun döverler seni”

            Kağnı, poyraz: “Aşağıdan acı poyraz acılar / yukarıdan sap kağnısı gıcılar.”

            İpek, çul, tül: “Güzel, bir çul giyse ipek tül olur / Salınıp gelişi göze hoş gelir.”

            Hasır: “Nemize yetmiyor el kadar hasır?”

            Yol, tren, telgraf: “Ankara’nın tren yolu” ya da “Hızlı gider telgraflar sayılmaz.”

            Keklik, kanat, murat, kara yazı, alın, kader: “Keklik gibi kanadım süzmedim /Murat alıp doya doya gezmedim / Bu kara yazıyı kendim yazmadım / Alnıma yazılmış bu kara yazı / Kader böyle imiş ağlarım bazı.”

            Şimdilik bu kadar. Dahasını yazmaya “Guş ganedi galem, sular mürekkep olsa, yine yetmez. Zaten kâğıt sıkıntısı da baş gösterdi. Ancak, halkımıza yakın olan sözcükler sular seller gibi türkü, mani ve şarkılarımızda yer bulurken şu LAVANTA VE KONSOL sözcükleri sırıtıyor gibi geldi bana.

            Sanatla uğraşan duyarlı halkımız, ne oranda biliyor ki lavanta ve konsolu?