DAVET

DAVET

                Mevsim yaz, ırgatlık zamanı. Vakit “akşam gününün indiği, ırgatın eve döndüğü, ağanın para verdim diye yandığı” vakitti.

                Yoharı mehle ve öte açedeki (Öte geçe) eş dost, hısım ahraba ile ısmarlaştıh emektar Hacı Muradımıza binip gurbetin yolunu dutmuşduh. Tam Gaççavuşun (Kadir Çavuş) çeneyi dönerken oğümüzde bir motur durmasın mı?

                Tırpanları çekip inen üç gardaştan irahmeklik, Osman, Abidin ve en küçükleri, (Allah uzun ömürler versin) Sadık inmezler mi? Büyüklerine fırsat vermeden Sadık başladı konuşmaya.

                -Bu saatte yola mı çıhılırmış abi? Heç duymadın mı, “Gelmek iradeyle getmek müsadeyle” demişler. Burası senin koyün. Evlerimiz, dearmen (Değirmen) damı mı sanki. Sizleri bir gecelik misafir edemiyecek miyik? Bi horuzum var ki canavar… Gapıdan kimseyi geçirmiyo. Gonu gonşuynan mahkemelik olacağah nerdeyse. Bi kilo da ırahım var. Ahşam horuzu kesek, hem şeyle gendimize bi ziyafet çekek, hem de mahkemelere düşmeden şu horuzdan gurtulah.

                -Teşekkür ederiz. Kalmadığımız, yiyip içmediğimiz ev değil ya eviniz. Yağar eser, yolcu yolunda gerek demişler. İzin verin gidelim.

                O zamana kadar sessizce bekleyenlerden ortanca kardeş Abidin:

                -Senin gonuşduğun da laf mı abi, Sadığın gonuşmasını bekledim. Harbi gonuşurum. Bizi çiynayp geçersen yüzünüze bahmam bidaa. Onlar gonuşur da Osman durur mu? (Büyüklerimizin dediğine göre Osman’dan kırk gün büyükmüşüm.) Hatta babalarımız müsahip olmamızı istermiş.)

                -Gardaşım, gençler doğru söylüyolar. Ahlı olan bu saatte yola çıhmaz. Çoluğu çocuğu toplamış, şu kulüstürünen yola çıhıyon. Sende de emme cesaret var haa! Uzatma da dön, düş ooüğmüze. Evin yolunu tarif edecek dealik heralde.

                “Davet hak, hak, gitmemek yok.”

                Bakalım horoz, dedikleri kadar var mıymış...