ŞAPKA

ŞAPKA

“Şapkayı eğdiriyo,

Kaşına değdiriyo.

Pek de güzel değil ya,

Kendini öğdürüyo.”

            Biz erkek çocuklar, ağabeyler, baba, emmi, dayı ve bilumum erkekler şapka vurunurduk. Yalnız öğretmenler ve şehirlerde okuyan ağabeyler vurunmazlardı, şapkayı. Dedeler ceme de koymazlardı şapkasızları. Öğretmenler bile şapkasız giremezlerdi.

            Dışarıda okuyan öğrencilere gelince onlar kışın kısa bir karne tatili ile idare ederler, asıl uzun tatillerine yaz mevsiminde gelirlerdi. Yazın cem olmadığı için şapkasızlık onlar için sorun olmazdı. Çünkü cem ibadeti, işin gücün olmadığı kış mevsiminde yapılırdı. “Çiğdem bitti, dede gitti” sözü, yazıda yabanda işlerin çıktığını, bir sonraki kışa kadar cem yapılamayacağını anlatırdı. İş zamanı ekmek parası kazanılacak, avaralıkta da ibadet (Cem) yapılırdı, galiba…

            Dışarıda okuyanlar, daha çok yatılı öğretmen okulunda okurlardı. Hasanoğlan, Kastamonu Köy Enstitüsü ve Ladik gibi... Ağabeyler karne ve yaz tatillerinde geldiler mi erkek çocuklar olarak ağzımızın suyu akardı. Kışın takım elbise kravat, Frenk gömleği… Yazın ise kısa kollu, ter temiz beyaz gömlek… Hele saçlar hele saçlar… Simsiyah üzüm gibi temiz saçlar soldan sağa doğru yatırılır, kâküle tarağın arkasıyla öyle bir şekil verilir ki… Olursa o kadar olsun… Bunun en afillisini Zeynel Ağabey yapar ve yakıştırırdı.

            Başkasını bilmem ama özellikle ben, öğretmen okuluna gidebilmek kadar (Çünkü öğretmen okulundan başka okul olduğunu bilmiyorduk.) köye döndüğüm zamanlarda ağabeyler ve öğretmenlerim gibi şapkasız gezebilmek hayaliyle yanar tutuşurdum.

            Kısmet oldu. Öğretmen okuluna da gittim hatta yetinmedim yükseğini Ankara Gazi Enstitüsü’nü de okudum. Köyden ayrıldıktan sonra bu yaşıma kadar şapka vurunmadım. Ne var ki bu yaşımda doktorlar, güneşte şapkasız dolaşmamı yasakladılar. Çocukken dedelerin, şimdi de doktorların yüzünden şapka vurunmaya mecbur oldum. Mecbur oldum ama hâlâ alışamadım o merete.

            Dün evin vestiyerinde şapkamı bulamadım. Öğretmenevine varınca hem anımsadım, hem de gördüm. Bir önceki gün astığım vestiyerde beni bekliyordu sabırsızlıkla. O da beni gördü mü, gördüyse bile sevindi mi bilmem. Sevgi kalpten kalbedir derler. Ben onu sevmiyorum. O, neden sevsin beni? Sevsek de sevmesek de birbirimize katlanacağız.

            Çünkü şartlar öyle gelişti. Yapacak bişi yo