ŞAŞKINLIK

ŞAŞKINLIK

       Uzun aradan sonra doğup büyüdüğüm kasabaya âdete ikinci annem bildiğim teyzemin cenazesi için gitmiştim.

      O kadar işime rağmen üç gün kendime işlerimi tatil etmiş ve Kasabamda hem teyzemin yasını tutmak, hem de akrabalarımı teselli etmek amacı ile kasabamda geçirmeye karar vermiştim. Sağ olsunlar gelen giden çok oldu. Seneler sonra, akrabalarımla, komşularımla gençlerle sohbet etme imkânı bulmuştuk.

     Annem babam vefat ettiğinden, tek erkek çocuk olmamdan dolayı baba evi bana kalmış ve evi restore ederek yazlık olarak kullanmaya başlamıştık. Ben yazları işlerimin çokluğundan dolayı kasabama gidemesem de sağ olsun bizim hatun, oğlum ve kızım her fırsatta giderek, evimizi adeta küçük saraya döndürmüşlerdi. Seneler sonra baba evimi adeta tanıyamaz olmuştum. Doğup büyüdüğüm o ev bana çocukken gezince hayran kaldığım Topkapı Sarayı gibi görünmeye başlamıştı. Annem, babam ve ablalarımla geçen günleri hatırladıkça gözlerim yaşarmış, işlerimden 3 günde olsa ayrı kalmamın bana hiçbir şey kaybettirmediğini görerek teselli bulmuştum.

    Annemin ablası olan teyzem, bana   “prensim” der, çocuklarından ayırmazdı.  “Anne yarısı” olarak bildiğimden de ölümüne annem ölmüş kadar üzülmüştüm. Kasabanın “bilge kadını” olarak bilinen teyzem bende geleceği görerek  “Bu Bahadır, yaman çocuk okursa iyi mühendis olur “ diyerek anne ve babamı adeta motive ederek ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliğini kazanacağımı adeta yıllar önceden görmüştü.

    Okulu tamamlayınca bir süre bir firmada çalışmış daha sonra da kendi şirketimi kurarak gece gündüz işime gömülmüştüm. Ev ve çocukları hanım büyütmüş,  öğretmen olmasına rağmen o da öğretmenliğinin yanında kendini çocuklarına adamıştı. Sonunda ikimizde başarılı insanlar olarak çocuklarımızı da çevresine saygılı ve başarılı insanlar yetiştirmiştik.

    Gündüz teyzemin evinde taziyeleri kabul ederken akşam evimde kalıyordum. Çünkü hanımın iş oğlum ve kızımın da okulu vesilesi ile onlar gelememişti. Ben de dönecektim Kasabamız ile İstanbul arasında 10 saat yol vardı.  Ben bu sürede hem ülkemiz geziyordum, hem gözlem yapıyordum.

    Taziyeye gelenlerin azaldığı kasabada kaldığım son günde ben de, hem kasabayı gezeyim, hem de biraz hava alayım diyerek kasabanın kahvehanesine yöneldim.  Dere kenarında çamlık içindeki kasaba kahvehanesinde havanın güzelliğinden faydalanan kasaba halkı koyu muhabbetteydiler.

    Kahvehanenin çay bahçesine girince beni gören küçük teyzemin oğlu Abdurrahman,  hemen kalkarak beni masasına davet etti. İki kuzen oturup sohbet etmeye başlamıştık ki, yanımıza gelip oturan ve Abdurrahman’a sıkıca sarılan amcasının oğlu Mehmet’i görünce şaşkınlıktan bakakaldım.

   Bir insanın amcaoğlu ile kucaklaşmasında ne var ya? Diye soracaksınız tabii.

   Durun acele etmeyin hikâyeyi anlatacağım. Hikaye  yazarı olarak benim bildiğimde var ya….

   Mehmet ile Abdurrahman’ın babaları öz kardeşler. Bir de kız kardeşleri vardı. Üçü de çok dindar geçinen ve çok da küçükken birbirini seven bu kardeşler, babaları ölünce tarla yüzünden kavga etmişler ve bir daha da hiç konuşmamışlardı. Çocukları da senelerce amca nedir? Hala nedir?  Bilmeden büyümüşlerdi. Yani benim bildiğim düşmanlardı.

      Benim şaşkın şaklın baktığımı gören Abdurrahman durumu gülerek açıkladı:

      “Bahadır abi, şaşkınlığını inan çok iyi anlıyorum. Babam ve amcam senelerce küs kaldılar. Babam biliyorsunuz geçen sene vefat etti. Amcam sağ. İkisi de çok dindar geçinmesine rağmen Allah’ın haram kıldığı küslüğe devam ediyorlardı. Bizi de bu kötü alışkanlığa alet ediyorlardı. Kimse babam ile amcamı barıştıramayınca bizlerde amca çocukları ile babamızın küslüğünün kurbanı oluyorduk. Kur’an mealleri okudum. Biliyorsunuz okumayı seven insanım. Peygamberin hayatını okudum. Peygamberimizin çok sevdiği amcasını şehit eden, Yahşiyi bile af ettiğini okuyunca adeta ağladım. Bu küslük neydi ya dedim. Mehmet’i bir gün burada tek başına çay içerken görünce aniden yanına oturarak selam verdim. Düşünsenize o 40 yaşında ben 55 yaşındayım. Çocuklarımız var. Babalarımızın hatasını biz ve çocuklarımız mı çekecek. Sonuçta babalarımız küs ise dedemiz aynı insan değil miydi? Dedemiz yaşasa babam ve amcamın bu tutumuna çok kızardı. Eminim ruhu da rahat değildi.”

    Abdurrahman bunu anlatırken baktım Mehmet sanki kardeşine bakar bibi amcaoğluna bakıyor ve gülümsüyordu. Benim şaşkınlığım da tebessüme dönüşmüş ve ikisine de sevgim artmıştı. Abdurrahman gülerek anlatmaya devam etti:

     “ Mehmet de şaşkınlıkla bana bakarken O da selamımı aldı. Gözlerimizden yaşlar akıyor, tüm kahvehane gerçekten de şaşkınlıkla bize bakıyorlardı. Bir süre sonra tüm kahvehane alkıştan inlemeye başladı. Belediye Başkanı geldi ve beni kucakladı. O günden sonra hanımlar dost, çocuklar dost, her zaman kahvehanede biz Mehmet ile kardeşiz” dedi.

      Abdurrahman’a bakarken teyzemin oğlu olduğundan dolayı gurur duydum:

     “Ama geç kalmışsınız “ dedim.

     Gülen Abdurrahman biraz durgunlaştı.

      “Geç kaldık ama, bir hatada ısrar da etmedik. Geçmişin hatalarını böyle daha samimi olarak atmaya çalışıyoruz “ dedi. Mehmet’e baktı. İkisinin de gözleri yaşarmıştı.  Birer çay daha içtik.  İçimden  “İyi ki çay evine çıkmışım” dedim Büyük teyzemin ölümünden duyduğum üzüntü ve küçük teyzemin oğlunun böyle yanlışta ısrar etmemesi bana teselli olmuştu. Ne güzel bir gün yaşamıştım bugün.

         Abdurrahman O’na dikkatle baktığımı görünce:

         “Babamın ve amcamın küs olmasına sebep olan o 4 dönüm tarla var ya, işte O’nu okul yapmak için bağışladık.  Ya Bahadır ağabey,  bu okulu da sen yapsana  “ deyince bir sevinç daha duydum.  Bu Abdurrahman da benim içimi mi ne okumuştu.  Ben de rahmetli annem adına bir okul yapmayı düşünüyordum. İki Kardeşin küs olmasına sebep olan bu arsa demek böyle güzel şeylere sebep oluyordu. “Yarabbi Hatada ısrar etmeyenleri sen bağışla”  diye dua ettim. “ Babalarımızın hatalarını bizlerin yaşamaması için bize güç ver” dedim.

         Mehmet ve Abdurrahman bana sevgiyle bakarken, kasabamız halkı da bizlere daha büyük sevgi ile bakıyorlardı.

        O okul yapılacak ve çocuklar neşe ile barışmanın ve barışın ne kadar önemli olduğunu anlatan Abdurrahman Öğretmen’in öğrencisi olmakla gurur duyacaklardı.