GAZİ TUR İLE GÜNEY DOĞU GEZİSİ

(Kısa Güney Doğu Anadolu gezimizde görüp hissettiklerimi yazmaya çalışacağım.)

                Geziye Şirket görevlisi İbrahim Aslan, yardımcısı Neslihan Aras, kaptan şoför Ünal Demirkol yönetimlilerinde yirmi üç müşteri katıldık. Müşterilerin yirmisi, birbirini tanıyan Niksarlı hanımlardı. Belli ki birbirlerine haber vererek ekibi kendileri oluşturmuşlar… Hatta Fatma Hanım’a “Ekip başı” diye sesleniyordu İbrahim.

                Tokat’tan eşimle beraber bir başka hanım üç kişi de biz eklendik. Böylece görevliler hariç, yolcuların yirmi ikisi bayan, biri erkek olarak yirmi üçü tamamladık... Sağ olsun arkadaşlarım, nezaket göstermiş, bize üç ve dört numaralı koltukları ayırmışlar. Gezi boyunca bizim makamımız o koltuklardı. Amerikalı din adamının salındığı günün akşamı Saat 23.30’da Tokat’tan hareketle Şarkışla ve Pınarbaşı’nı takiben Göksun’da aldık soluğu. Göksun’a ulaştığımızda ancak aydınlanmaktaydı, ortalık. Dolayısı ile Göksun’a kadar farların yardımı ile yalnız asfaltı görebiliyorduk. O da görüş alanımızın olanak verdiği oranda…

                Arkadaşlarımızın hepsi başörtülü ve inançlıydılar. Göksun’da, sabah namazı vaktinin geldiğini düşünüp bir camide namazlarını eda ettiler. Ancak, namazın bitiminde sabah ezanı okunmaya başlayınca “Vaktinden önce kılınan namazın sakıncası yoktur” diye yorumladılar. Bu konuda din adamları ne der bilemem. Aslında merak etmiyor da değil hani. İlk fırsatta arkadaşım hacı Mehmet Tapar’a soracağım…

                Din adamı deyince balıklı göl ile ilgili efsaneyi anlatan rehber, Nemrut diyor Hz İbrahim’i önce çarmıha gerdirdi, sonra mancınıktan yararlanarak ateşe attırdı. Ateşin alevleri su, odunları balık oldu.” gibi konuşmasını sürdürüyordu. Dindar arkadaşlarımın hiç birisi itiraz etmedi, bu konuşmaya. “Çarmıha gerilen Hz İbrahim değil, Hz İsadır.” diye. Ayrıca bu rehberler madem dini konularda da halkı aydınlatacaklar, hiç olmazsa onlara lazım olacak kadar pratik dini bilgiler verilse iyi olmaz mı? bu konuda diyanet ne der? Merak ediyorum. Bir başkası da dördüncü halifemiz, Hazreti Ömer’den söz etti. Hz Ömer’in ikinci halife olduğunu “Müslümanım” diyen herkes, bilir diye düşünüyorum.

                Namazdan sonra günün aydınlığında etrafı daha rahat izledik. Bakımlı asfalt, sağlamlığı, dayanıklılığı yönünden Almanya’daki benzerlerini aratmıyordu. Tüneller, tüneller geçtik. Tünellerden fırsat buldukça araziyi izledik. Orman, makilerden oluşuyor. Tarlalar, hasat edilmeye hazır pamuk bitkisiyle kaplı. Hatta Harran’dan dönerken pamuk toplayan makineyi de gördük. Topladığı pamuğu aynı anda yanındaki kamyona yüklüyordu.

                Rehberler daha çok, anlaştığı satıcı ve restoranlara yönlendiriyor gurupları. Dahası onların reklamlarını yapıyorlar. Çünkü hem gurup yöneticilerinden, hem de yönlendirdiği iş yerinden nemalanıyorlar gibi geldi bana. Yoksa öğle yemeği için Urfa’da aracımızla döne döne restoran arar mıydık?

                Müteaddit telefon görüşmesinden sonra bir otomobilin rehberliğinde ancak ulaşabildik amaçlanan restorana…

(Devam edecek inşallah)