URFA VE KIZILTEPE

1999’da gezdiğimiz yerleri bir daha gezdirdiler Urfa’da. Harran, İbrahim peygamberin doğduğu ve Hz Eyub’un çile çektiği mağaralar. Önceki gezimizde Atatürk Barajı sularının tünellerle Urfa’ya ulaştığı Akpınar denilen yeri de gezmiştik... Burası en az, mağaralar kadar önemliydi. Çünkü asırlardır suya hasret dönümlerce toprak suya kavuşmuştu. Çünkü Rahmetli Süleyman Demirel’in “Dağları da çağları da deldik” sözü buraya yazılmıştı silinmez yazılarla.

Gerçi Urfa’ya peygamberler şehri deniliyor ama maneviyat kadar maddiyat da önemli. Yani, mağaraların manevi değerinin yanında Akpınar’ın da maddi değeri vardı. Bir de balıklı göl var. Orayı artık mesire yeri veya çay bahçesi saysan da olur.

Ocakbaşı restoranı zor bulduk. Biz vardığımızda bir başka gurup, kalkıyordu. Urfa kebabını beklerken karşıda park halindeki Topçam otobüsünü görünce gurbette bir tanıdıkla karşılaşılmış gibi olduk... Şimdiden memleketi mi özledik ne?

Urfa kebabı da Adana kebabı, ya da Erzurum’un cağ kebabı gibi kıymanın şişlere sarılmış haliydi. Ama acıktığımızdan mıdır, nedendir bilemem, hepsinden lezzetliydi.

Restorandan çıkıp yakıt almak için durduğumuzda kâh güneşin, kâh fazla kaçırdığımız Urfa kebabının etkisiyle millet yanıp kavruluyor. Tam bu sırada Neslihan’ın yönetimindeki market görevlisi, aracımıza dolu dolu soğuk su ve limonlu maden suyu taşıyor. Sağ olsun Niksarlıların gurup başkanı Fatma Hanımın dolma, lokum gibi ikramlarından bir başkası da bu içecekler imiş. Geçmişlerinin canına değsin diye hepimiz dua ettik.

Karnımız doydu. Aracımızı da doyurduk. Mardin yönünde yola çıkma vaktidir. Viranşehir’e varmadan Eyüp Peygamberin türbesini ziyaret için sola sapıp 15 kilometre ilerledik. Önceleri belde olan yerleşim yeri köye dönüşmüş ama parkı, kaldırım taşlı yolları ile halen beldeliğin getirdiği hizmetler, hayatiyetini sürdürüyor.

Şirket sorumlusu İbrahim, “Kaymakamla tanışmıştık. Niksarlı imiş. Misafirlerinle gel de bir çayımızı için demişti. Kaymakamı aradım, bizimle hoca ilgilenecekmiş.” İbrahim’in başkanlığında hoca ve hanımlar Hz. Eyüp’ün ve de diğer ermişlerin türbelerini ziyaret ederken kaptanla bizi de parkın bekçisi çaya davet etti.

Hep başörtülü, inançlı hanımları karşısında görünce hoca, coştukça coşmuş. Hanımlar hocanın, biz de bekçinin sözünü kesemediğimiz için vakit hayli ilerledi. Muhataplarımızdan izin alıp Mardin’e doğru tekrar yola koyulduk. Viranşehir’i geçip Kızıltepe’deki otelimize ulaştık.

Otelimiz güzeldi güzel olmaya da Kızıltepe pek bakımsızdı.

Güzelim kaldırımlar, olaylar sırasında kırılmış, yıkılmış.

Fatma Hanım’ın ikramlarının altında kalmamak için yemekten sonra arkadaşlarımıza ikram etmek niyetiyle bir şeyler almak için eşimle çarşıya çıktık. Saat sekiz dokuz sularında açık dükkân bulamadık. Hepsi panjurlarını indirmiş, 2017 yılına göre 380 000 nüfuslu şehir ahalisi evlerine erkenden kapanmışlardı. Sokaklarda bizim gibi tek tük insanlara rastlıyorduk. Onlar da hızlı adımlarla yürüyorlardı.

Otele gelince otel, İbrahim’in dediği gibi beş yıldızlı sayılabilirdi ama personel ne kadar temizlerse temizlesin koridorlar, ayakkabıların getirdiği çamurlarla bir anda kirleniyor.

Akşam yemeğini otelde yemiştik, duş alıp yerimize yattık.