MARDİN VE MİDYAT

Dillerin ve dinlerin şehri Mardin, büyük şehir ama nüfusu kimi ilçelerinden bile az. Yine de hakkını yememek lazım Ömerli ilçesinden kalabalık. Mardin’de Türkler, Kürtler, Süryani ve Araplar, barış içinde birlikte yaşıyorlarmış.

                Rehberimiz, Süryanilerin hane ve nüfusunu bile biliyor. “81 hanede beş bin kadar nüfusları var” diyor.

                Turistleri öncelikle eski Mardin’e yönlendiriyorlar. Öyle ya modern Mardin’in benzerleri her kentimizde var. Önemli olan, buraya özgü görüntüleri göstermektir. Örneğin çöp kamyonlarının giremediği, onların yerine çöplerin kadrolu eşekle toplandığı dar sokakları gördük ama eşekleri göremedik. Zamanı gelince eşekler de emekli ediliyormuş. Erken emekli olabiliyorlar mı? Bu konuda bir açıklama duymadık…

                Belediye aracı tazyikli su ile yol ve kaldırımları yıkarken bir delikanlının oturduğu yerden belediye aracının sürücüsüne “El frenini iyi kaldır da bizi ezme!” deyişine çok güldüm. Araç, temizliğine devam ededursun biz, kuruyemiş dükkânlarına dalmıştık bile. Yol arkadaşlarımıza ikram etmek için bir buçuk kilo kavrulmuş fındık aldık.

                Haşmetli medrese binasını gördük. Medresede dini bilgilerin yanında pozitif ilimler de öğretiliyormuş. Avlusu ilginçti. Dağlardan getirilen bilek kalınlığındaki su, yüksekten büyük bir basınçla akıyor, suya elini uzattığında damlalar etrafa savruluyor. Daracık bir beton arkın içinden geçip havuza ulaşıyor. Suyun seyrini, insan ömrünün evrelerine benzetmişler: Suyun deli dolu akışına ÇOCUKLUK, dar arktan geçişi, olgunlaşmak için katlanılan sıkıntılara, havuza ulaşma çabalarına GENÇLİK, suyun havuza ulaşıp dinlenmeye çekilmesine tolerans sahibi, anlayışlı, babacan, dingin bir hayat sürdürmesine ise YAŞLILIK demişler.

                Ayrıca gök bilimleriyle ilgilenen öğrencilerin gökyüzünü incelemek için saatlerce kafasını kaldırıp yukarıya bakmaları yerine geceleri gökyüzünü havuzdan izlemeleri de düşünülmüş.

                İnsanoğlunun hayal gücü sınırsız: arkadaşlarını havuzun kenarına dikip hem normal, hem sudaki görüntülerini çekenleri mi ararsın…

                Rehberimiz, çok bilgiliydi canım. Örneğin konak kapılarında zil yerine büyük ve küçük iki tokmak bulunurmuş. Büyük tokmak çalınca erkek konuk geldiği anlaşılır karşılamaya erkek, diğerinde kadın konuk geldiği anlaşılır, kadın çıkarmış. Bülent Ersoy gibilerine göre tokmak yokmuş kapılarda.

                Bunun yanında üzümü meşhur olan bir beldeyi geçerken de bilgi verdi, rehber. Üzümlerden Müslümanlar, pekmez ve pestil yaparken, Süryaniler, şarap yapıyorlarmış.

                Mardin’de göreceğimizi gördükten sonra Midyat için yola çıktık. 165 000 nüfusuyla Tokat, Amasya, Yozgat gibi illeri geride bırakan Midyat’ı cıvıl cıvıl insanlarıyla daha çok sevdim.

                Yine bir otomobilin rehberliğinde gittik Çağ sofrasına. Orada yediğim karışık yemeği kolay kolay unutacağımı sanmıyorum. Yemeğin tanıtımını rehber, daha yoldayken yapmıştı. Bir tabağa neler koymamışlardı ki? Ortada içli pilav, üstünde tike tike fırınlanmış kırmızı etler, yanında içli köfte… Yemek kültürüm olmadığından ben bilemiyorum daha neler neler… Yemek devam ederken yarım kapalı kuşbaşılı lahmacun…

                Bu yemeği, yemekten anlayanlar anlatacak daha doğrusu Midyat’a gidip çağ sofrasına oturacaksın ki gözünle görüp bizzat tadasın.

                Sonra sokağa çıktık. Giyim kuşam, insan kalabalığı yönünden kendimi Kızılay’da sandım. Sıla filminin çekildiği konak, sanki bir cami kapısı gibi ince ince süslenmiş. Biz konağı gezerken, samsun ve Mersin gurubunun baskınına uğruyoruz. Kapalılar, açıklar birbirine karışıyor. Oradan çık, haydi Hükümet Kadın’ı filminin çekildiği konağa. Midyat, Midyat değil, sanki Yeşilçam olmuş mübarek! Neredeyse bütün ünlü filmler burada çekilmiş gibi…

                Konak ziyaretleri, telkari dükkânları, alışverişler, namazlar derken vakit hayli ilerledi Hasankeyf’e gidemedik. Bazı arkadaşlarımız sızlandılarsa da Hasankeyf için, sesleri cılız kaldı. Çünkü tekrar Mardin’e dönüp Diyarbakır’a doğru dönüş yoluna çıkacaktık.

Genel değerlendirme:

                Bu gezide önceki gördüklerimi hatırladım, yeni gördüklerimle ilgili bilgiler edindim. Arkadaşlarıma gelince çoğunluğu oluşturan hanımefendilerden bir şikâyetim yok. Herkes terbiyeli ve oturmasını kalkmasını bilen olgun hanımlardı. Yaşlarına göre onları ablam, kardeşim, evladım, öğrencim gibi gördüm.

                Şirket sahibi genç İbrahim’de çalışkan, gayretli, geleceğin parlak iş adamı, Neslihan’da üstlendiği görevini eksiksiz yapmaya çalışan yorulmaz, uyumaz bir eleman, kaptan şoför, Ünal Demirpolat’ta işinin ehli, anlayışlı, babacan bir arkadaş gördüm.

                Hepsinin işlerinde başarı ve kolaylık, evlerinde huzur ve mutluluklar dilerim...