MAHMATLILI

MAHMATLILI

   Mahmatlı Köyünün en yakışıklı genciydi Mahmut.

   Bazen köyde Mahmut adlı insanların çokluğunu görerek köyümüzün adı “Mahmutlu” iken acaba Mahmatlı mı olmuş?  Diye düşünürdü.  

   Köyün, hatta köyün bağlı olduğu Çamardı ilçesinin en güzel futbol oynayan genci diye anıldığı da olurdu. Bu Mahmut’un hoşuna gider ve başkalarına da anlatmaktan mutlu olurdu.

    Mahmut, Ne esmer ne sarışındı. Dikine taradığı jöleli saçları alnını ayna gibi ortaya çıkarır, bunun  “özgüven “ sebebi olduğunu söyleyenlere gülümseyerek cevap verir. Bu da ona sevimli hal katardı.

    Giyimine özen gösterir, ama bunda lükse de kaçmazdı. “Sade ve temiz “ giymeye özen gösterirdi. Çünkü sadelik damarlarında vardı.

     Ailesi kıt kanaat geçinen ve sade insanlardı. Mahmut işitme engelli ağabeyi ile zihinsel engelli ablasını çok severdi. Onlardan dolayı da engellileri de sever ve saygı duyardı. Engellilerin gelişmesi gerektiğini başta ağabeyi olmak üzere herkese anlatır, kendini geliştirmiş olan engellilerle tanışarak onlardan ilham alarak ufkunu genişletmeye çalışırdı.

     İlçe merkezinde lisede okuyordu Mahmut. Beşkardeşin en küçüğü ve lisede okuyan tek aile ferdiydi. Bu O’na özgüven katıyordu. Taşımalı eğitimle ilçeye 12 km mesafeli köyüne gider gelirdi.

     Artık büyük bir delikanlı olarak köyü hayallerine sığmıyordu. Ufkunu açmak istiyordu. Enginlere yelken açmak istiyordu. Samed Behrengi’ nin  “Küçük Kara Balık”hikayesini okumuş ve çok sevmişti.   Oradaki küçük karabalık gibi dere misali köyüne sığmaz olmuştu. Kah Martı Jonathan gibi enginlere uçmak, kah Küçük karabalık gibi derelerden nehirlere, nehirlerden denizlere, denizlerden de okyanuslara açılmak isterdi Mahmut. Okudukları klasikler, hayaller kurmasına sebep oluyordu. Bunları okuyunca  “Hayallerimi gerçekleştireceğim” diyordu. Hayali de kendi ayakları üzerine durmak çok sevdiği spor hocası olmaktı.

     Çamardı ilçesinin dondurması meşhurdu. Çamardı dondurması yurdun dört bir yanında satılıyordu.  Mahmut akrabaları aracılığı ile dondurma yapmasını öğrenmiş, tatillerde dondurmacı akrabalarının yanında kimi zaman Trabzon’da, kimi zaman Sakarya’da dondurma yapıp satarak para biriktirmiş, bununla da bir akıllı telefon almıştı.

      Telefonla engelli başarılı insanları araştırırken, bir yazar ve hatiple tanıştı. O’ nunla sosyal medya sohbetlerinde, engelli hakları, engellilerin gelişmesini konuştu. Yazar ağabeyi O’na kendi yazdığı veya severek okuduğu koli dolusu kitaplar yollarken, Mahmut bu kitapları okuyarak romanlardaki kahramanlar ile kendisini özleştiren hayaller kurmaya bile başladı.

       Bir hayali de yazar ağabeyini davet etmekti Çamardı’na. Okuluna hiç yazar gelmezdi konuşmaya.  Hâlbuki yazar ağabeyi ile sohbetlerinden de yolladığı kendi kitaplardan da,  diğer yazarların kitaplarından da Mahmut çok ilham alıyor, ufku genişliyor, Üniversite kazanarak ailesinde ilk Üniversiteli olma hayalinin hiç de hayal olamayacağı inancı kuvvetleniyordu. Yazar ağabeyinin kitaplarını okuduktan sonra arkadaşlarına da veriyor ve onlara adeta liderlik yaparak onların da ufuklarının genişlemesine vesile oluyordu. Haliyle arkadaşları da Mahmut’un yazar ağabeyini merak etmeye başlamışlardı. Ama özgüvenleri olmadığından yazar ile sosyal medyada konuşmayı akıl edemiyorlardı çoğu.

 Yazar ağabeyinin yolladığı kitaplar ile adeta bir kitaplık kurmuş, bu küçük kitaplığa da “Mahmut’un Kütüphanesi” adını vermişti. Akrabaları eve geldikçe Mahmut’un kütüphanesine dudak bükerler ve “Okumakla insan gelişir mi ki?” derlerdi. Mahmut da içinden  “Göreceksiniz zamanla” derdi. Ama bunu sesli söylemeye de çekinirdi alay konusu olmasın diye. Onların dudak büktükleri şeyler Mahmut’a sonsuz bir motivasyon oluyordu. Mahmut içinden  “Galiba liderlik böyle bir şey “ dedi. Zaten Yazar ağabeyi de “Sende lider ruhu var Mahmut ”dememiş miydi? 

    Mahmut, yazar ağabeyini yakından tanımak ve Çamardı gençlerinin O’nu yakından tanıması için davet etmek istedi. Konuyu açtığı öğretmen ve arkadaşları Onun bir yazarla dostluğuna pek inanamıyorlardı ama Mahmut engelli ağabeyi ve ablası ile güçlü iletişim kurarak onlara faydalı olmaya çalışmıştı. Yazar ağabeyi de engelli olduğundan anlaşmak kolay olmuştu.  Öğretmenleri “O buraya gelmek için para ister” dese de Mahmut Çamardı’nda bir yazar ağırlamaktan mutluluk duyacaktı. Yazar ağabeyi de O’na destek olmak için para istemeyeceğini söyleyince davet oldu.

     Yazar o gün 3800 nüfuslu Çamardı merkezde, güzel soru soranlara kitaplar kalemler hediye ederek gençleri motive etti. Engelli olmasına rağmen güçlü sunumu ile gençleri etkiledi. Okumanın önemini ve çok kitap okuyarak nasıl geliştiğini, belki de öğretmenlerden daha güzel ve etkileyici anlattı. Çamardı’nda bu günün konusu oldu. Gençler, yazarla fotoğraflarını sosyal medyada paylaştılar.   

     Yıllar önce ortaokulda iken bir yazar Mahmut’un okullarına gelmiş, konuşma yapmış ve Mahmut çok etkilenmişti. Şimdi ise kendisi bir yazar davet eden delikanlı olmuştu. Mahmut bunu düşününce “Yazarları dinleyerek faydalanan insanlar, yazarlarla iletişimini geliştirerek hem kendileri devamlı faydalanırlar hem de benim yaptığım gibi başkalarının faydalanması için O yazarı çevresi ile tanıştırırlar” diye düşündü. 

    Çamardı’nda belki de pek çok genç ilk defa bir yazar gördüler. Engellileri hep başkalarına muhtaç insan olarak gören öğrenciler,  o zaman anladılar ki, çok okuyan insan engelli de olsa sağlam da olsa gelişerek, başkalarına muhtaç değil,  faydalı insan olur.

   Yazar ağabeyine Çamardı dondurması, ikram etmek isteyince Mahmut  “Benim doğup büyüdüğüm ilçe de de Çamardılı bir dondurmacı var. İlçemize her gittiğimde arkadaşlarımla dondurma yeriz, bu tadı bilmem mi ben” deyince Mahmut güldü. Gülünce yüzünde güller açtı adeta.   

    Okur olarak diyeceksiniz ki “Yazar efendi bu yazarın adını neye yazmıyorsun? Yoksa kıskanıyor musun?” Ben de yazar olarak derim ki, Ne münasebet canım, yazarlar hikayelerde isminin kullanmasını değil fikirlerinin benimsenmesini, kitaplarının alınarak okunmasını ister,  “seni seviyorum”  demek onları etkilemez ama  “kitabını aldım, bir tane de sevdiğim insana hediye ettim” denmesi ile mutlu olur okurun onu hakikaten sevdiğine inanırlar” derim. Anladınız mı sevgili okur?

    Konuşmadan sonra kaymakamı, belediye başkanını, Mahmatlı köyünü ve Mahmut’un ailesini gezdiler, moral verdiler ve özgüvenli olmayı, gayret etmeyi anlattılar. Mahmut o gün güzel bir şeyi daha lise öğrencisi iken başarmanın mutluluğunu yaşadı ve  “bugünleri çocuklarıma, torunlarıma ve öğrencilerime anlatacağım” dedi içinden. O gün Öğretmen olacağına inancı ve özgüveni tavan yaptı. 

  Yazar böyle etki bırakarak Çamardı’ndan gittikten sonra arkadaşları Mahmut’a bunu nasıl başardığını sorduklarında o kısaca  “Özgüven sahibi olmakla, özgüven ne demek iyi anlarsanız o zaman hayalleriniz gerçek olur “ dedi.

 

    Anlayan anladı yani.