ATAOL BEHRAMOĞLU İLE SÖYLEŞİ

ATAOL BEHRAMOĞLU İLE SÖYLEŞİ

Tokat İkinci  kitap fuarı 12-26 Ekim arası On Beş gün süreyle devam etti. 20 Ekim 2018 de Ataol Behramoğlu'nun  saat 15.00'da  imza günü vardı. Tokat kitap okurları bu ünlü yazarımızın kitabını alıp imzalatmak için sabırsızlanıyordu. Ben de televizyon programı yapmak için merakla beklemeye koyuldum. Ekim On Dokuzu akşamı Ataol Behramoğlu Tokat'a geldi. Rahatsız etmeyelim, dinlensin sabah otelde söyleşiyi rahat rahat yaparız diye düşündüm. 20 Ekim sabahı otelin ödünü kestim. Saat 09.30 civarıydı telefonla odasını arattırdım, yoktu. Yemek salonuna bakıyoruz yok. Soruyoruz kimseler tanımıyor . Buhar olup uçmuştu  Ataol Bey . Saat 10.00'ı geçiyordu. Son çare başka bir zamanda oturup konuşalım dedik. Kapının sol tarafındaki masada iki yaşlı erkek bir de bayan derin derin sohbete koyulmuşlardı. Yaklaştım Ataol Bey dememe kalmadan, ayağa kalkıp bana elini uzattı. Yüzü gülüyor, sıcaklığını elimin içinde hissediyordum. O bizden biri berrak konuşmasıyla; ''çek bir sandalye otur yanımıza'' dedi. Sanki daha önceden tanıyorduk bir birimizi.

                -Ben kanal 60 TV den Süleyman  Erkan. Karşıdaki ağabeyimiz; -Ben çavuş oğlu otelinin sahibi Şinasi. Bayan; -Tekin yayınlarının sahibi Elif, dedi. Hepsiyle teker teker tokalaştık.  Çay söylediler. Ataol beye; --Efendim müsaade ederseniz Kanal 60 TV ile kısa bir söyleşi yapmak isterim. Ataol bey yüzüme baktı tereddütsüzce, düz bir sesle tabi neden olmasın, nerede ve nasıl derseniz söyleşinizi gerçekleştirelim. Şinasi beyle Ataol bey yetmişli yaşların insanları,  kafaları da sözleri de birbirlerine yakışıyordu .

                Çayımızı içer içmez sorumluluk duygusuyla Ataol bey ; --Nerede konuşacağız Süleyman bey, dedi . Bende yeri göstermek için birlikte masadan ayrılıp, röportaj yapacağımız yere gittik. Resmi söyleşimden çok dost hane bir konuşmaya tanık oldum. 72 yaşının ve almış olduğu kültür, eğitimin olgunluğunun yanı sıra, Anadolu insanının görünümü beni mest ediyordu . Konuştuğu kelimelerde de fazla yabancı kelimelere rastlamak mümkün değildi. Akıcı seri anlaşılır bir konuşmaydı.

                Değerli yazarlar, şairlerden bahsetti. ''Bizim yazar ve şairlerimiz yüz yıllar boyu acılar yoksulluklar içinde mücadele etmişlerdir.  Pir Sultan, Sabahattin Ali, Nazım Hikmet, Aşık Mahsuni , Ahmet Arif,  Can Yücel, Atilla İlhan ve daha adını sayamadığım nice yazar ve düşünürlerimizin hepsi acılar çekmiştir. Kimileri hapse atıldı, kimileri açlığa mahkum edildi. Biz bu günlere kolay gelmedik. Şimdi de karşımızda onca sorunlarla boğuşuyoruz. ''Sorduğum her damla soruda karşıma deniz dalgaları gibi gelmesinden hem mutlu oluyorum hem de başka hangi sorular sorarım diye aklımdan cümleler kuruyordum. Bir ara konuşmamız arasında Türkçenin kullanımı ve Türkçe kelimelerinden bahsettim. O da; ''Süleyman bey Türkçemizin omurgası sağlam ve zengin bir dildir. Dilimiz Türkçenin çok özlü anlatımı yüksek bir dil yapısı vardır . Bir dilin ana omurgası fiildir. Sıfat ve isimler değişse de dikkat ederseniz fiiller her zaman yerindedir. Yüz yıllardır Arapçadan, Farsçadan, Fransızcadan, İngilizceden  kelimeler dilimize geçse de zaman içinde o kelimelerin çoğu Türkçeleşmiş olarak kabul görmüşüzdür. Hala günümüzde rahatlıkla kullanmaktayız. Türkiye'de yaşayan  değişik milletlerden insanlar var. Bizim ortak dilimiz Türkçedir herkes rahatlıkla kullanmaktadır. Bizler dilimize sahip çıkarak onu layık olduğu yere yükseltmeliyiz.''

                -Tarık Akan'la olan bir sözünüz var . Bu sözünüz basında genişçe yer aldı bu konudan da biraz bahseder misiniz ?

                "Tarık Akan harika bir insandı. Sessiz bir volkan gibiydi. Sessiz ve içten patlamaya hazırdı. Sessizdi ama yakışıklı kariyerli dik duruşunu hiç bir zaman bozmadı. Silivri de önüne konulan demir parmaklıkları parçalarcasına verdiği mücadeleye şahit olduk. O ruh hali gözlerimin önünden hiç gitmiyor . Bir yerden geliyordum. CHP'nin Taksimde bir mitingi vardı. Tarık'ı aradım sende katıl bana diye. O da (İnanın sana katılmak isterdim ama  çok hastayım. Dermanım yok yürümeye.) dedi. Peki Tarık orada ben söz alıp konuşacağım neler söylememi istersiniz ? ( Cumhuriyetin temeli  laikliktir. Laikliğin ana omurgası da bilim ve ilimdir. Bunlara sahip çıkmalı, koruyup kollamalıyız. Konuşmanızın ana temeli bu olursa sevinirim.) O konuşmada Tarık'ı kırmadın ana konum Cumhuriyetten bahsettim. Aradan 4-5 ay geçmedi ki Yeşilçamın ünlü yıldızı değerli kardeşim Tarık Akan'ı kaybettik.

                Tarık Akan'ın cenaze töreninde bana söz verdiler. Rahmetli Tarık'ın söylediği söz aklıma geldi; (Laikliğe ve Cumhuriyete gerektiğinden fazla sahip çıkmalıyız.) Bu söz üzerine şöyle bir konuşma yapmıştım; EŞSİZ CUMHURİYET AYDINI ARKADAŞIMIZI ,SEVGİLİ TARIK AKAN'IMIZI BÖYLESİNE KARANLIK BİR ZAMANDA SON YOLCULUĞUNA UĞURLARKEN YAŞAMLARIMIZ PAHASINA DA OLSA ONU OKULUN ÖĞRENCİLERİ OLARAK CUMHURİYETİMİZİN ÖLÜMÜNE ASLA İZİN VERMEYECEĞİMİZE BİR KEZ DAHA ANT İÇİYORUZ.'' Dedim ve çok üzüldüm bu değerli dostuma. Sayın Ataol Behram oğlu bizlerle en sevdiğiniz şiirden birini paylaşır mısınız? Dedim. O da, sizle kızıma yazdığım kısa bir şiirimi paylaşayım, dedi.

SEVGİNİN ÖNÜNDE ; Bütün insanları dost bil, kardeşin bil kızım. Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil kızım. Zulmün önünde dimdik tut onurunu, sevginin önünde eğil kızım....  Güzel konuşmanın yanı sıra şiirle de süslemesi güzel, akıcı, güleç yüzlü bir babanın dilinden dökülen ballı şerbetli kaymak gibiydi. Candan bir insanla konuşmak, çocuğun eline en sevdiğin oyuncağı vermekti.

                Söyleşi yaparken zaman sanki  yokuş aşağı inercesine hızla geçiyordu. Nefes alıp verircesine nasıl da geçmişti, bu değerli dostla konuşmalarımız. Okumaktan, fuardan, birkaç eski anılardan dem vurduk. Ne yazık ki zamana dur diyemedik. Tekrar söyleşi bitişi yuvarlak masamızın arkadaşlarımızın yanına giderek konuşmamızın yarım kalan yerini tamamlamaya başladık. Fuardaki söyleşiden imzada okurlarla buluşmadan konuşuldu. Tokat'ın meşhur yemeklerinden bahsedilince ''bat' dan da konuştuk. Çavuşoğlu Tower otelinin sahibi Şinasi bey; Süleyman hocam akşam  yemeğinde misafirlerimize bat ikram edeceğiz, yengemi alıp sende gel dedi. Şinasi bey ben bu batın yanında neler yaptırayım dediğimde ''- Yengeme söyle yanında ne giderse onları yapsın'' dedi. Ve masadan hep birlikte ayrıldık.

                Ataol bey söyleşisini yaptı. İmzalamak için stantta gittiğimde gereğinden fazla bir kuyrukla karşılaşmıştım. 15.00'te başlayan kuyruk 17.30 olmuştu devam etmekteydi. Azalmıştı ama vardı hayranları çevresinde. Bir ara Ataol beye yaklaştım ; Efendim sofranız hazır, imza töreniniz bitiminde sizi bekliyorum. -Tamam Süleyman bey bende geleceğim.

                -Ataol bey saatlerce imza atıyorsunuz hem parmağınız hem de kafanız yoruldu.

                'Olsun ben yorulmam. Yeter ki insanlar kitap okusun, bıkmadan usanmadan onlara hizmet etmek  bana onurdur, şereftir. Yeter ki insanlarımız aydınlansın. Bak şu parmağıma (sağ işaret parmağını gösterdi.) Parmağın sağı, solu nasırlaşmış, kalemin yuvarlaklığı kalem olmadan karşıdan belli oluyordu. Ben de; --Sizin fikir ve düşüncelerinizi kalemle buluşturup, yazıya dönüştürmekte yardımcı olan o parmağınızı öperim. Bu cümlenin karşısında sıcakta soğuk su serpilmişcesine irkildi, birden sağ işaret parmağını önce göğsüne hızlı bir şekilde çekip sonrada kendi parmağını öptü. Ben bir tiyatro usta sanatçısını izler gibi donup kalmıştım. O zaman Ataol Behramoğlu'nun büyüklüğünü, insan sev erliliğini, alçak gönüllü oluşunu bir kez daha keşfetmiştim.

                İlk önceleri ünlü yazarla nasıl konuşacağım korkusu yerine, şimdi nasıl hizmet edeceğim, onunla daha fazla nasıl kalacağım sevincini yaşıyordum, yüreğimde. Ataol bey, dostlar biliyor musunuz benim arzularım vardı. Dünya ülkelerini gezmek, insanlarla buluşmaktı. Tüm ülkelere gidemesem de  var olan kıtaları gezerek bazı ülkelerde bulundum. Bir diğer amacım Türkiye'nin tüm illerine gitmek, ilçelerine ulaşmak oradaki okurlarımla buluşup kucaklamaktır derdim. Bu dilek ve isteklerimin çoğuna kavuştum. Sayın Ataol bey sizle yaptığım  söyleşiyi nasıl buluyorsunuz? Dedim.

''Harika bir konuşma yaptık, güzel sorular sordunuz ? Sizi kutluyorum. '' Demesi bana çeyrek altın verircesine sevindirmişti.

                Akşam yemeğinde buluşup Tokat'ın ''bat'' yemeğini köy ekmeğiyle birlikte üzerine ezilmiş ceviz dökerek yedik. Samimi bir hava içerisinde söyleşilerimiz gözden kaçmadı. Her güzel şeyin sonu gibi  bugünün de sonuna gelmiştik. Saat 22.30'u gösteriyordu. Sabah 05.00'da Rize'ye gidip oradaki okurlarıyla buluşacaklardı.

                Vedalaşarak otelden ayrıldık . Dudaklarımızda kelimeler, içimizde ayrılık hüznü yarım kaldı. Bir başka yerde ve insan sıcaklığı baharında buluşmak dileklerimle, güle güle gidin yolunuz acık olsun. Peşinizden şu şiiri söylemeden de edemeyeceğim :

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR.

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var .

Yaşadın mı yorgunluğuna yaşayacaksın bir şeyi.

Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten .

Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği.

İnsan saatlerce bakabilir gök yüzüne,

Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa ,

 

Yaşamak yer yüzünde ,onunla karışmaktır .

Kopmaz kökler salmaktır oraya.

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını.

Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin .

Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara...

Bir kum tanesi gibi , bir yaprak gibi , bir taş gibi dinleneceksin.

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine,

Hem de tüm benliği , seslerle,ezgilerle doy arcasına .

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın ,

Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına.

Uzak ülkelere çekmeli seni, tanımadığın insanlar ,

Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın.

Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu.  

Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın.

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle,

Çünkü acılarda , sevinçler gibi olgunlaştırır insanı.

Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına.

Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı .

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe bütün evrene karışırcasına.

Çünkü ömür dediğin şey, hayata sunulmuş bir armağandır.

Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana.

ATAOL BEHRAMOĞLU

Süleyman Erkan 23-10-2018 Tokat