TOKAT’TA SEBZE PAZARI

Bu gün, yeni yapılan sebze pazarına gittim. Hayli emek verilmiş. Emeği geçenleri kutlarım. Teknik özelliklerini bilmem. Şehrimize ne getirir ne götürür? Behzat deresine zararı var mı? Bu ve benzeri soruların yanıtını yetkililere ve teknik adamlara bırakır, pazar müşterisi gözü ile birkaç söz söylemek isterim.

Bir kere Pazaryeri, yaştan yağmurdan, çamurdan tozdan kurtulmuş. Müşterilere ve esnafa bayağı kolaylık sağlanmış. Ancak şu pazarcıların bağırmaları yok mu? Bu seslerden şahsen ben çok rahatsız oluyorum. Bu vesileyle Keçiören eski belediye başkanının kimi uygulamalarını anımsatmak isterim. Keçiören’de hısım akrabam çok olduğu için onlardan duyduklarımı aktaracağım. Belki yetkililerimize örnek olabilir diye.

Keçiören belediyesi, her esnafa kocaman poşetler dağıtıyormuş, işleri biten esnaf, atıklarını poşetlere doldursun diye. Pazar dağılınca temizlik görevlilerine kaba çöp diye bir şey kalmıyormuş. Sonra pazarın çıkış noktalarına tartılarıyla beraber birer görevli yerleştirmiş ki alışverişini bitirip evine dönen her hangi birini çevirip aldıklarını tartıyor. Noksan çıkarsa aldığı tezgâhı öğrenip ona ceza kesiyormuş. Bunu duyan esnaf, fazla tartıyor, noksan tartmıyormuş.

En önemlisi de esnafın avazı çıktığı kadar bağırmasını yasaklamış. Adamın önünde sattığı mal duruyor.

Soğaan! patatees! Diye bağırmanın mantığı ne? Müşteriler önünden geçerken ne sattığını görüyor. Alacağı varsa sen bağırmadan da alır. Almayacaksa yırtınsan, kendini paralasan yine almaz. Senin kendi kendini yemenin faydası yoktur.

Bir defasında mandalina alıyordum. Adam mandalinayı hem poşetliyor hem de kulağımın dibinde gücünün yettiği kadar bağırıyordu. “Kalsın, kalsın vazgeçtim” deyince malları geri boşaltırken niçin almadığıma bir anlam veremedi. Aynı anda bana satamadıysa da başka müşterilerin gelmesi için kaldığı yerden sürdürüyordu bağırmasını.

Gereği için sayın belediyemizin bu yazıyı dikkate alması umuduyla...