1- Bölüm Niçin Okumalıyız?

Cumartesi günü genellikle Vakfa kimse uğramaz ve sakin olur. Bende oturarak yeni kitaplarımız yazmak ve kitaplarıma kaynak olacak kitapları okuyarak   onlardan notlar alırım defterime daha sonra kitabımda  kullanmak üzere. Bu da bana büyük mutluluk ve huzur verir.

Ben yeni kitaba dalmış okurken  kapı zili  çaldı.” Acaba kim olabilir?” diyerek meraklandım.

 Çünkü gençlerle oturup konuşurduk her zaman  ve  konuşmada “Nerede çalışıyorsun? Seni ziyarete gelelim, bize yol göster, kitap ver” diyen insanlar, daha doğrusu gençler daha sonra yolda görse selam bile vermezlerdi.

Bunun sebebi şuydu. Gençler bir insanla tanışınca, kendi görüşleri ile o insanı tanımayı bilmeyerek veya  toplumdan öğrendikleri gibi,   hemen araştırmacı yola  başvurarak  kendinden daha iyi tanıdıklarını  zannettikleri  o insanı tanıyana sorarlar ”O adam  nasıl  yeni tanıştık da”  diyerek. O insan da bizi yanlış tanımışsa soran da yüzde 99 yanlış tanıyacaktır mutlaka bizi. Ama sorduklarına güvendikleri için bizi doğru tanıdıklarını zannedeceklerdir. İlerde bizi kendi gözleri ile tanıdıkları zaman da pişman olacaklar ama gelip de iletişime geçmeyecekler. Bu da insanları yanlış tanıyacakları için hayatta mutsuz, umutsuz, hep kendini haklı gören başkalarını suçlayan gençler olarak hayatlarına devam etmelerine sebep olacaktır.

Ben bizimle samimi tanışıp da sonradan bizi tanımazlıktan gelen çok insana rastladığımdan konuştuklarım tanıştıklarım insanları ilk etapta ciddiye almam, onları izlemeye bakarım. O insan bize değer verir de ziyarete gelir ve saygılı olup da saygısında da devamlı olursa bende ona ilgimi artırarak bilgimi ve sevgimi de paylaşırdım. Artık karşımızdaki insan bizi nasıl anlarsa anlasın.

Bu duygular ve merakla   “Kitap okumayı sevdirme Vakfı”nın dış kapısına yönelerek mercekten baktım ki karşımda Umutcan var.

Kapıyı açınca Umutcan mavi boncuk gibi gözleri ile gülümseyerek, elinde küçük bir market poşeti ile bana bakıyordu.

İçeri buyur ederek kapıyı kapattım. Kapı arkasında bana dikkatle baktığını görünce kollarımı açtım. Umutcan hemen bir kardeş şefkati ile beni kucaklayarak sıkıca tuttu.

Umutcan’daki bu içtenlik ve samimiyet beni hem şaşırttı hem sevindirdi.  Şaşırmamın ve sevinmemin sebebi ise Umutcan’ın bizi ciddiye alacağı ve her zaman bizi ziyarete gelerek bizim konuşmamızı dinleyeceği, uygulayacağı ve kitap okumayı daha çok seveceğine dair inancımdı.

Beraber çalışma odama geçtik. Bilgisayar açık ben çalışıyordum. Umutcan gelince çalışmayı bırakarak O’na sevgi ve değer verdiğimi belirten bir bakışla baktım. Elinde getirdiği küçük market poşetini göstererek  “Bu ne “der gibi baktım. Umutcan bu hareketim üzerine bana gülerek baktı

“Burada çay içmeyecek miyiz abi, çaylar sizden keklerde benden olsun istedim. Tatlı yiyelim, tatlı içelim, tatlı konuşalım diyerek.” Dedi.

Bu samimi tavır gerçekten de hoşuma gitti. Umutcan okumayı seven ama daha çok sevmek isteyen bir insan olduğu kadar, espri yapmasını da bilen ve insanları düşünen bencil olmayan bir insandı. Öğrenci harçlığı ile bile karşısındaki insanı  “bir elma gönül alma” misali mutlu etmesini biliyordu.

Ben çalışırken çay içmesini sevdiğimden, o anda da çay içiyordum. Çalışma masamdan kalkıp toplantı masasına içmekte olduğum çayı koyup, mutfağa Umutcan’a bir çay getirmek üzere yöneldim. Umutcan da hemen arkamdan gelerek    “Sen zahmet etme abi ben çayımı kendim alırım” dedi.

Çayı O’nun almasına müsaade ederek beraber çalışma odamdaki toplantı masasına geçtik. Karşılıklı oturarak çayları yudumlayacaktık.  Umutcan poşeti açarak kekleri ortaya çıkardı. Gerçekten de güzel keklerdi. Keklerden bir dilim alarak  “ Çok güzel Umutcan Kardeş, kesene bereket” dedim. Mutlu bir insan tavrıyla bana baktı.

Ben hemen konuya geçmek istedim.     

“Umutcan Kardeş, biliyorsun sen okumayı daha çok sevmek, daha çok okumak, okuduklarını da anlayarak yaşamak ve yaşatmak istiyorsun. Ben de burada  “Okumayı sevdirme Vakfı” olarak kitap okumayı gençlere sevdirme misyonu edindim. Burada bir dizi muhtemelen 10 buluşmalık  “Kitap Okumayı sevme sohbetleri” yapalım derim. Bu 10 buluşmanın konusu da konuşma sırasında belli olsun. Ben sana her buluşmada kitap okumak üzerine bir kitap vereceğim, kendimin okuduğu, sevdiği ve uyguladığım zaman da kitap okumadan en verimli sonucu aldığım kitaplar. Sende burada konuşmaları dikkatle dinler, her buluşmamıza zamanında gelirsen, önemser ve anlamadığın yerleri net, açık ve anlaşılır sorular ile sorarak cevabını da alırsan ve cevapları da anlarsan gerçek manada kitap okuma sevdalısı olursun. “

Umutcan konuşmamı dikkatle dinliyor, mavi gözleri ışıldıyordu arada eli ile uzun altın sarısı saçlarını düzelterek bana   “tamam “ der gibi bakıyordu. Mavi gözleri muzipçe gülümsedi. Bana bakarak:

“Yani bizi filozof yapacaksınız abi? “ dedi.

Bu zeki espri karşısında ben de gülmeden edemedim.

“Bizim ne kendimizi ne de başkalarını filozof yapma derdimiz var Umutcan Kardeşim, biz yalnızca kitap okumayı sevmek, her iki dünya saadetini düşünen insanlara yol göstermek amacındayız. Artık muhatabımız olan insan bizi dinler mi,anlar mı, dedikodumuzu mu yapar, kendi bileceği iştir. “

Umutcan konunun ciddiyetini anlayınca espriyi bırakarak daha dikkatle dinlemenin öneminin farkına varınca sustu.