NURDAN NEHİR

NURDAN NEHİR

 

                Kaç defa rüyasında görmüş. Kaç defa gece gündüz ağlayarak Rabbine yalvarmış, O’na doğru yolculuk yapmak için gözyaşları dökmüştü. Nihayet o nurlu yolun en güzel mekânlarından birine doğru yaklaşıyordu. Yüreği bir kuş yüreği gibi çırpınıyordu. Nasıl çırpınmayacaktı. Daha sekiz yaşında küçük bir çocuktu. Bu yaşta, Allah ona böyle bir güzelliği nasip etmişti. 

                Gözleri buğulanmış, yürek denizi fırtınalı dalgalarla kabarmıştı. Yürüdü… Arşın kürsün varlık sebebi gül bahçelerinin sahibinin, Resulullah’ın, Medine’deki ev sahibinin kapısına doğru yürüdü. Dudaklarında sırma yüzlü Mushaf’ın içinden ayetler, sureler birbirini takip ediyordu. Cennet kokularını bedeninde hissetti. Eğildi, yüreğinin ezikliğiyle, el etek öptü edeplice, ruhundaki sancılar buharlaşmaya, nur damlaları halinde bedeninden çevreye yayılmaya başladı.

                Dilinden bırakmadığı sihirli kelimelerin etkisinden kimseyi görmüyordu. 

                Sağa döndü. Sonra ebedi sessizliğe bürünmüş taşlar arasında yürümeye başladı. Cenetü’l-Bakideydi. Oradan Yeşil Türbeye doğru yürümeye başladı. Gittikçe yüreği kabarıyordu. O güne kadar hiç hissetmediği kokular çepeçevre etrafını kuşatıyordu.

                Yüreğini eline aldı, “Allah’ım bana da nasip ettin ya! Bana da nasip ettin ya!”  diyerek adımlarını sıklaştırdı. Mavi gökyüzüyle yarışan bir koridorun, içinde kalabalığa karıştı. Yemyeşil halının üzerinde iki rekât namaz kılarken, yanı başında Kâinatın Efendisinin gül kokusu geliyordu. Secde zikrinin tadını bütün vücuduna damla damla yayılırken içinde bilmediği anlamadığı bir rayiha geldi. Gözlerinin önüne güzeller güzeli geldi… “Gel!..” Diyordu… “Gel, bu kadar sevdaya kimse dayanamaz, sen de gel!...”

                Ayağa kalktığını düşünüyordu. Bedeninde beden yoktu. Bembeyaz bir tülün içinde, hâlâ semanın katmanları arasında kendisine “Gel!...” diyenin arkasından uçarcasına koşuyordu. Sağında ve solunda onun gibi binlerce insan vardı. Hepsinin yüzünden güller saçılıyordu.  Anladı ki nurdan bir nehrin içinde, nurdan bir hale gibi akıyordu…  

 

                “Ey kalplerin menbağını sevgiyle kuşatan sessiz şehir,

                Bilirim üstünden de, altından da akar nurdan bir nehir!”

 

Hayırlı Cumalar…

Mehmet Emin ULU