TOKAT GAZETESİ

Niçin Okumalıyız

Yavaş Yavaş kalkarak raflardan bir Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın   “ Kur’an-I Kerim’in Yüce Meali” ni aldım. Dikkatle açarak ilk inen sure olan Alak Suresi’ni açtım. Yavaşça okumaya başladım:

1.Yaratan Rabbinin adıyla oku.

2-O,insanı  bir alakadan (embriyo) dan  yarattı.

3- Oku! Rabbin sonsuz Kerem sahibidir.

4- O Rab ki, kalemle yazı yazmayı öğretti.

5- İnsana bilmediği şeyleri öğretti. 

6- Hayır! Doğrusu(kafir) insan azgınlık eder.

7- Kendinin muhtaç olmadığını zannettiği için.

….

Meali kapatarak tekrar rafına koydum.

“Umutcan Kardeşim, burada Allah’ın ilk emri oku. Okumayı ilk olarak Allah bize emrettiği için okumamız lazım. İkincisi Okumanın mutlaka bize fayda  sağlayacağına inanarak okumamız  gerek. Niçin okumalıyız?  Sorusunu kendimize sorarak bunun cevabı net olarak beynimize nakşedersek o zaman okuma sevgisi edinmede ilk adımı atmış oluruz.  

Baktım çayımız  bitmiş. Ben hemen kalkarak çayları çay makinesinden alarak masamıza getirdim. Bu tutumumla Umutcan’a düşünme zamanı vermek istiyordum.

Masaya oturduğum zaman Umutcan’da düşünüyordu. Ben konuşmaya devam ettim.

“Ben okumayı  bu yüzden bir ibadet olarak algılarım Umutcan Lise 1’e kadar sınıfta kalamazken , kitap okuma sevgimi askıya aldığım  lise 1 de iki sene üst üste sınıfta kaldım. Yaramazlıkları bırakarak yeniden okuyunca gerçekten başarımız yeniden yükselişe geçti ve en iyi arkadaşlarım dergiler, kitaplar oldu. Bu okumayı aşk ve ibadet derecesine sevince anne ve babamın bile hatta en yakın arkadaşlarımın bile inanmadığı hayal edemediği okulları kazanmak nasip oldu. Mevki makam  sahibi olamadık ama  bilgi sahibi olarak   bugün sana  yol gösteren bir   insan olmanın mutluluğunu  yaşıyorum. Bunu da  “Niçin okumalıyız? ın cevabını kendime iyi vererek elde ettim.

Bir süre  susarak  çayımı karıştırdım. Çay ile sohbet ne gazel oluyordu böyle. Konuşmaktan yorulunca çay molası vermek insana güç veriyordu. Göz kırparak Umutcan’a bakarak bu düşüncemi paylaştım. O da Gülümseyerek onayladı beni.

Umutcan bana muzip bir gülümsemeyle bakarak:

“Abi okumak güzel. Dostlarda güzel.  Arkadaşlıklarda güzel. Okumayla olmuyor sadece. Dostlarda lazım değil mi?”

Umutcan’ın sorusunda saflığı anlıyordum. Elimi  karşımda  oturan    Umutcan’ın omzuna vurarak   hafifçe sözüme devam ettim:

“Boş konuşan adamlarla arkadaşlık yapmaktansa ya oturup düşünmek, ya da kitap okumak en iyisi. Eskiden   dostlarla sohbet ederdim . Ama boş konuşmaya  başlayınca insanlar  , her gün aynı şeyler   olunca konuşulan konular sıkılıyor  Umutcan Kardeş. Amaç konuşmak değil boş yararsız  konuşmalardan uzak kalmak. Çünkü hayatımızı kolaylaştırmayan her şey, bize fayda sağlamayan  her   bir laf bize  faydadan çok zarar verir. Biz ise önce kendimiz donanarak, sonra da çevremizdeki insanları donatalım. Çevremizde bizi anlamayan olursa o zaman uzak kalmak daha iyi. Bu bize yeni kitaplar okuma fırsatı sunar.”

Bir süre susarak keklik kanı gibi çayımdan bir yudum daha aldım.

Umutcan’a   “Niçin Okumalıyız?” konusun çok iyi anlatmak için düşünmeye başladım.

“Umutcan her iki dünya saadeti için okumak lazım. Bak Okumak Müslümanlara emredilmiş ama   genelde okumayı  dini inancı olmayan insanlar yapıyor. Bir gün Üniversite tamamlamış olan  milli manevi değerlere bağlı bir genç bana şöyle demişti.’ Abi ben  biyografi okumayı çok severim ve okurum. Okudukça gördüm ki, sol kesimde  insanlar, düşünce adamlarının  düşüncelerini en güzel anlatan  biyografiler yayınlamışlar.  Sağ kesimde de en az onlar kadar değerli yazar düşünürler var ama onların biyografisini anlatan kaynaklar yok” dedi. Ben gülümsedim sadece. Aslında Umutcan,  sağ kesimde insanları anlatan genişçe anlatan kitaplar da var. Hem de o kadar var ki belki de sol kesimden iki misli çok. Ama gençleri kitap okumaktan soğutan bir  sistem  var. Buna rağmen   bir inanç çerçevesinde yaşayan  insanlar kahraman gibi gördükleri  insanların hayatını  çok okuyorlar   bu da   onlar hakkında kitapların daha çok olduğu izlenimi veriyor.Çünkü okumayı   gaye edinen ”Niçin okumalıyız” sorusunu  kendisine soran ve  mantıklı doğru cevabı alan  her genç siyasi düşüncesi olsun ya da olmasın    her kesimden insanın hayatını okur  onlar hayattaysa   faydalanır. Konferanslarına gider, bireysel olarak tanışarak sohbet  etme  yolları arar.  Onlarla sohbet eder.”dedim.

Bunu kanıtlamak için çayımdan bir yudum  daha aldıktan sonra  Umutcan’ı   kitap raflarının önüne getirdim. Önce   biyografi bölümünü gösterdim. Biyografi bölümünde  her kesimden  yazar, sanatçı, iş adamının hayat hikayeleri vardı. Bir süre bunları dikkatle inceledi Umutcan. Daha sonra bana dönerek :

“Abi, Kültür Bakanlığı da geçmişte yaşamız fikir, düşünce adamlarının hangi siyasi görüşe sahip olup olmadığına bakmadan maşallah güzel biyografi kitapları yayınlamış.  Ama okuyan olmayınca   tabii ki   okunan  insanın   hayatı daha  önemli hale gelir “ dedi.

Ben kitaptan raflar alarak  Nazım Hikmet ile Necip Fazıl arasında farkları benzerlikleri   anlatan kitapları  da gösterdim. Umutcan bu kadar  güzel biyografi kitapları  olduğunu bilmediğini  ve şaşırdığını söyledi.Bende

“İşte böyle  . İnsanlar okuyacak ki anlayacak. ‘ onlar bizden  daha az imkana sahipken bizden daha başarılı olmuşlar,  ama  okuyarak olmuşlar, biz de daha çok okursak daha güzel imkanlara sahip oluruz’ diyebilmeli.”

Ben çayımdan   soğumadan bir yudum daha aldıktan sonra:

“Sanırım Niçin Okumalıyız?  sorumuza  cevabımızı da yavaş yavaş alıyoruz. Bir polisiye romanında cinayet   çözer gibi önce delilleri toplama, sonra konuyu anlama , sonra da  katili   teşhis etme gibi konuyu enine boyuna   düşüneceğiz anlayacağız ki harekete geçerek okumayı daha çok sevelim.” Dedim.

Umutcan  mavi gözlerini  biraz daha  açarak bana baktı. Bir espri patlatacaktı belli. Ben de  konuşması için sustum. Umutcan  anlattı :

“Abi bu ilk buluşmamızda   bile okumayı sevmeye başladım.”

Ben bu güzel  espriye :

“Sevmeye   başlamak  bir şey ifade etmez. Sevmek , adam gibi sevmek, aşık  olmak ve bu aşkı da ömür boyu devam ettirmek lazım” diyerek   cevapladım.

Umutcan  konuyu  anlayarak gülmekle yetindi.

           Umutcan  yukarda   kısaca sana mealini okuduğum  Alak suresi 1 den 7 ye  kadar ayetlerin  tefsirlerden  bulursan açıklamasını  okusan   iyi  olur” dedi.

Hemen  not aldı defterine .

“Üniversite kütüphanesinde ya da   İl  Halk Kütüphanesinde ya da internetten  mutlaka  bularak okuyacağım abi “ dedi.

Bunun üzerine  geri  getirmek üzere   o  surenin tefsiri olan    bir  tefsir  cildi verdim. Okuyacağını  söyleyerek   teşekkür  etti.

Bunun üzerine Umutcan’ın getirdiği keklerin  son   dilimlerini de  çayımızla  beraber  ağzımıza  koyup içtikten sonra  konuşmaya devam etmek üzere  yeniden masa  başına geçtik.

“Umutcan, anlattığım  konuyu özetler misin? “

“İnsan okumayı  aşk ve ibadet kabul ederek önce Allah rızasını kazanmak için okumalı. Daha sonra okuduklarından  kendisi faydalanmak, okudukları güzel şeyleri  hayatına gücü yettiğince uygulamak  için , okuduğu  konuları  da  verdiği mesajları iyi anlayarak, çevresine de  anlatmak  onların da   yanlış davranışlarını düzelmesine, daha iyi konulara motive olmasına   sevk etmek için okumalı. Yani okumak  “ İki günü denk olan ziyandadır”  hadisini  uygulayarak her gün daha iyiye gitmek için okumalı.Ben bunları  böyle anladım  abi” dedi.

Konuyu çok güzel anlamış  ve  bana da  çok güzel özetlemişti Umutcan . Ben de ona  :

“Maşallah Umutcan Kardeşim, sen gerçekten buraya   İstanbul’dan çok öğrenci  gibi laf olsun diye  gelmemişsin. Okumak  ve  uygulamak ve gelişmek için gelmişsin. Senin iyi bir Psikolojik Danışman ve Rehber Olacağına dair inançlarım  şu an daha da pekişmiş bulunuyor. Okumayı  sevmeye   başlamana  da  gerçekten  çok sevindim.  Bunun ödülü olarak  da  sana her yanıma gelişinde bir kitap   olmak üzere kitap   hediye edeceğim konumuzla  alakalı. Beni  bulamadığın zamanlarda  da  o kitaplar  sana rehberlik edecek. İyi rehber  öğretmen  olmak yolunda  mesafe kat edeceksin” dedim.

Baktım  Umutcan  boş çay bardaklarına bakıyor, hemen ayağa kalkarak, çaylarımız  tazeledim.

Çaylarımızı  içerken Umutcan  aklına  gelen her şeyi bana anlatabileceği bir abi   olarak gmrdüğü için   içinden   gelenleri anlatmaya  başladı:

“Abi Anadolu’nun bu küçük iline gelmeden önce gerçekten çok tereddüt etmiştim. Orada  okul dışında bana yardım edecek, anne  ve babam kadar olmasa da  yakın bir akraba gibi  bana  yol gösterecek  ve   rehberlik edecek, benim rehber olmama destek olacak   insan var mıdır  acaba  diye. Ama   gelince gördüm ki, insan güzel bir şey yapmaya niyet ederse  Allah O’na  yardım edecek insanlar gönderiyormuş. Annem  ve babam  sağ olsunlar  beni maddi  olarak  zor durumda bırakmıyorlar. Ben  gelişim konusunda    yardım edecek insanlar arıyordum. O da    siz oldunuz. İnanın  sizin anlattıklarınız karşısında   adeta  ikinci bir Üniversite okuyor  gibi hissettim kendimi.” dedi.

Ben de elimi  Umutcan’ ın  sırtına  dokunurken:

“Umutcan Kardeşim,  gençlerin çoğu kendilerine yol gösterecek insan  olmadığından bahseder. Bizim komşumuz   var Bakkal Osman . O’nunla  sık sık sohbet ederiz. Gece yarısına kadar  açık olan bakkal  dükkanına    gece Üniversiteli  gençler alış verişe gelir. İkimizde   gençlere  yol göstermeye   kişisel gelişim dergileri vermeye  bakarız. Ama gençler ilk başta    ilgileniyormuş gibi görünmesine rağmen  daha sonra  bizimle   gelişim konusunda   konuşmaz. Hatta   yolda görseler  görmemezlikten  gelirler. Kitap versek  “ Bu kitaplar zararlı . İnsanı gayrete getirip  sonrasında   yarı yolda bırakıyor” diyorlar. Bunu yapan kitap değil aslında   gencin kendisi.  Ama devamlılık azim olmayınca  hemen usanıyor, kendinde hata bulamayınca   da   ya  dergiye  kitaba , ya  bana ya da başkasını suçlama yoluna gidiyorlar. Böylece  kendilerini hatasız sanıyorlar   halbuki   kendi hatalarını görmek  istemiyorlar. Yeterince gelişemeyince de    suçu gene başkalarına  arıyorlar. Halbuki insanın tembelliği en büyük suç.  Biraz ısrar etsek gelişmeleri konusunda  bizi haddimizi  aşmakla suçluyorlar. Anlamak istemeyene , dinlemek istemeyen , yapmak istemeyene    baba anne ne yapsın. Anne ve babası olmadığı halde azimle çalışan insanlara da bak Umutcan Kardeş. Ben  sana  onların   hikayelerini anlatan kitaplarda vereceğim merak etme .

Bir süre sustum. Çayımdan bir yudum aldım. Karşımda beni merakla dinleyen, öğrenmeyi gerçekten isteyen   sarı saçları ve mavi gözleri ile  sanki  “ben öğrenmek istiyorum,   ben kendimi geliştirmek  istiyorum, ben okumaya aşık olmak istiyorum “ diye  bana   beden dili ile   mesaj veren   insan vardı. O ilgiyle dinlerken bende sevgiyle  bilgiyle  ona karşılık veriyordum.

Bu arada  unutmadan O’na hediye edeceğim kitabı   raftan alarak   masaya koydum. Kitaba Umutcan ilgi ile bakıyordu. Sait Çamlıca’nın “Okuyorum O halde Varım” adlı kitabıydı bu. Bu kitabı okuduğum  zaman  hayatımda okumayı biraz daha sevdiğimi  hissetmiştim. Bunu Umutcan ile paylaştım. Umutcan  sadece 140 sayfalık bu kitabı  1 gecede okuyacağını   hatta  severse 2 kere  okuyacağını   söyledi. Ev arkadaşı Alihan’ın da kitap okumayı sevdiğini  O’na da okutacağını  söyledi. Kitap  sayesinde    yeni bilgiler edineceği için bu konuşmalara devam etmemizi  ve  “Kitap Okumayı  Sevdirtme Vakfı’nı her fırsatta  anlatacağını söyleyerek   teşekkürlerini sundu.

Kitap’ta  “Fatih önce  kitapları ,sonra  İstanbul’u fethetti  etti” yazıyordu. Bunu Umutcan ile paylaştım.

Umutcan’da kitaba bakarken  kitabı   severe okuyacağını  tekrar etti. Beni daha ilk gördüğü  zaman    kampüsteki konferansta  sevdiğini ve   artık özgüveninin de yerine gelmeye başladığını söyledi.Kitabı okuyarak bir dahaki buluşmamızda   fikirlerini anlatacağını  söyledi.

Bu arada aklıma geldi.  Dosyamdan   eski  zamanlarda  çıkmış bir yazımın  fotokopisini çıkararak  Umutcan’a sundum. Bu yazıyı dikkatle okumasını, okuduklarını   anlamasını  istedim. Dosyayı  göstererek   Umutcan’ın kendisinin de çeşitli yerlerde  okumayı sevmekle alakalı  yazıları  fotokopi yaparak  saklayabileceğini ,  seveceği dostları ile paylaşabileceğini  söyledim.

Yazı  şöyleydi:

OKUMA AŞKIMIN BÜYÜK LEZZETİ
İlkokulda çok başarılı bir öğrenci iken Ortaokula başladığım sene yakalandığım şiddetli bir menenjit hastalığı benim aylarca yatağa mahkum olmama sebep olduğu gibi aynı zamanda da işitme gücümün elimden uçmasına neden olmuştu. Daha 12 yaşında bunu kabullenmek kolay olmasa da, başarım düşse de sınıfta kalmadan ortaokulu da tamamladım hem de Tokat’ın Pazar ilçesinde. İşitme engelimle özel eğitim almadan ve kendi çabalarımla sağlam arkadaşlar arasında.
Lise 1. Sınıfın sonunda sınıfın yarısı ile beraber benim de sınıfta kaldığım ortaya çıktı. Öğretmenler kurulu kararı benim sınıfı tekrar etmemi istemekteydi. Ama ben gururuma yenilerek 15 yaşında sınıf tekrarını istemedim. Okul dışında bekledim . 4 zayıfım vardı ve okul dışında bekledikten sonra sınava girdim. Zayıf Derslerimi 2 ye düşürdüm ama gene sınıfta kaldım. Gene beklemem gerekti. O zaman Açık Öğretim Lisesi de yoktu. Baba mesleği çiftçiliği de sevmiyordum. Tek yol eğitimimi tamamlayarak memur olmaktı.
Şiir ve yazı yazma yeteneğimin o zaman olduğunun farkına varan bir öğretmenim yerel basınla tanıştırdı beni ve o günden sonra Allah’ın ilk emri oku demenin ne anlama geldiğini anlayarak okumaya ve yazmaya başladım. Okuma ye yazma bana para kazandırmıyordu ama galiba hayatımı kazanmama sebep oluyordu. O zaman anlamak mümkün değildi tabii ki.
2 yılın sonunda okula devam etme hakkımı elde ettim. O zaman benden 2 sene sonra gelenler ile aynı sınıfta okumak ilk başlarda dokunsa da sonunda alıştım. Okuma yazmaya yerel basında devam ederek okulumu da sevip ona da devam ederek sonunda lise son sınıfa geldim. Sınıfımız 18 kişiydi ve bunlardan 17 sı Üniversite hazırlık sınavına girmişti. Sınavda puan sıralaması yapılınca bende dahil herkes şaşırdı. Dershaneye dahi gitmeyen ben işitme engelli olmama rağmen 17 kişi arasında puan sıralamasında 3. Olmuştum. Ama tercihlerde hedefimi yüksek tutunca ve engelli olmamı da saklayınca, bu konuda belge ibraz etmeyince, ne yazık ki yerleşemedim. Halbuki engelli olanların engelli olduklarına dair belgeyi başvuru belgelerine eklemeleri istenmekteydi.
Ertesi sene bu hatalarımı da telafi ederek İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat bölümünü kazanmıştım. 5 büyük amcamın, 4 bizim , 4 küçük amcamın çocukları arasında ilk Üniversite kazanan oluyordum. Ablalarım içinde ortaokul mezunu dahi yoktu. Sosyal Bilgiler Hocamız Azmi Erge “ Turan genel kültürü sayesinde kazandı” diyerek o zamandan bu yana aklımdan çıkmayan “ Okumak insana genel kültür kazandırır. Okumayan insan ise kazanamaz.” Gerçeğini öğrenmeme sebep oldu.
Bugün 48 yaşındayım. Aradan seneler geçti. Memur olduk. Bu sene zarfında 2 kere Üniversite okumanın , 5 kitap yazmanın ve yayınlamanın , çocuklarımızın da okulda başarısını görmenin ve gençlere kitaplarımızla ve konferanslarımızla gazete, dergilerde, internette yazılarımızla ilham vermenin sevincini yaşadım.
Hayatımın ilk 20 yılını anlattığım “ Anne Sesler nerede” kitabımın henüz yayınlanmış olduğunu göremesem de zamanı gelince o da olacak inşallah. 30 yıllık yazı hayatımızda sabretmenin ve okumanın zevkini yaşadım. Sabrederek, okuyarak, anlatarak bu güzellikleri tatmam birçok servetten daha sevimli geldi bana. Halen de gelmekte.
Her gün 2 gazete, ayda 4 gelişim dergisi, kitaplar, ve en önemlisi çoğumuzun küçümsediği ve son senelerle aşkla okumaya devam ettiğim takvim yaprakları okudukça okuyasım gelen bana yaşama sevinci veren , geleceğe ümitle bakmama sebep olan arkadaşlarım oldular.
Çoğu insanın beni anlamadığını düşünsem de, çok insanın da beni yanlış tanıdığının farkına varsam da bunlar yaşama dair ümitlerimi hiçbir zaman kesmedi. Çünkü ben insanlar beni anlasınlar ve sevsinler diye yaşamadım ki. Okudum. Okuduklarımı mümkün olduğunca uyguladım. Karşılık bulamasam da çok insanı sevdim. Onlarda sevdiklerini söyleyerek benden farklı beklentileri olduysa da, sevdiğini söyledikleri halde bana yardımcı olmayan çok insan ile muhatap olduysam da okumaktan gözlerimde fer kaldıkça vazgeçmeyeceğim.
Okumayı bir ibadet kabul ederim. İbadetlerimiz mutlaka bizim hayatımıza renk katmak ve bizim sağlığımız huzurumuz için var ise okumak ve ilim öğrenmek de bizim hayatımızı kolaylaştırmanın yanında bizi anlayan ve dinleyen insanların da hayatını kolaylaştıracaksa o zaman bu bir ibadettir. Bunu anlayan insan da sadece okumakla kalmaz, hayatına uygular sonra da çevresine de anlatmaya bakar. Anlattıkça da daha çok anlatmak ister. Bizim yaptığımız gibi. Gerçi karşımızdaki 30 yıllık, 45 yıllık eğitimci olduğunu söyleyip de bizi anlamayan , ya da anlamak istemeyen , yahut da okul ve yurtlara gittiğimizde “sizin yurtta konuşalım, okulunuzda konuşarak başarımızı anlatalım” dediğimizde “tamam yaparız, ederiz” diyerek bizi güzel baştan savan insanlar çok olsa da , dedim ya okumak sonsuz ümitle dolmamızı sağlıyor. Zaman gelecek insanlar bizleri de anlayacaklar.
Bir şey dikkatimi çekti ve garibime gitti. Yaşadığımız yerde okul müdürlerinin çoğu bizi tanır. Bu okuma öğretme isteğimizi gençlere anlatma hevesimizi de bilirler Öğrencilerinin de kitap okumasını çok isterler ama engelli olmasına rağmen kitap okumayı sevmesine rağmen başarılarını öğrencilerine anlatmak isteyen insanı kapılarına kadar geldiği halde baştan savarlar. Bunu ben hiç anlamam gerçekten de. Ya öğrencilerine okuma sevgisi aşılamakta samimi değiller ya da başarılı insanların öğrencilerine örnek olmasını istemeyecek kadar “kıskançlar”
Şimdi kıskançlık kelimesi ortaya çıkınca çok insan “ Ben kimseyi kıskanmam, şartlar müsait değildi ondan davet edemedik” der. Davet eden insanlar varsa demek ki onlar bir yolunu buluyor ve davet ediyorlar. Davet etmeyen ise demek ki gelmesini istemiyor başarılı insanların okullarına. İsteyen insan gerçekten çok ister ve çaba harcarsa o iş gerçekleşir. Biz bu işi müstahdemden istemiyoruz .İstediğimiz yetkili insanlar .Bizim bilmediğimiz şeyler varsa o zaman ben bu konuda bir şey diyemem.
Bir okul eğer öğrencilerinin okumayı sevmesini istiyorsa, her türlü zorluğa rağmen okuyarak hayatta başarılı olmuş insanları üstelik o insan yaşadıkları şehirde yaşıyorsa zaman kaybetmeden öğrencileri ile buluşturmaları gerekir.
Şimdi bazıları “biz davet etsek, o insan konuşsa da kimse etkilenmez” diyerek hemen ileri(!) görüşlülüklerini ortaya koyarak hemen sorumluluktan kaçmaya çalışırlar. Okul Müdürünün görevi davet etmek, benim görevim konuşmak öğrencinin görevi dinlemek, düşünmek, etkilemek ve uygulamak. Eğer dinlemez, etkilenmezse bizim sorumluluğumuz değil. Davet etmeye sorumlu olan davet edecek, davet edilen davete icabet edecek, ondan sonra etkilenmeyen, dinlemeyen varsa bu sorumluk onlara ait olacak.
Herkesin sorumluluklarını hiç düşünmeden başkasına attığı bir dünyada bunları yaşamak bana garip gelmiyor. “ Herkesin öğretmeni gene kendisidir” inancım gereği, insanın tek başına kendisi bilinçlenerek, aklını kullanarak okumayı benim gibi aşk derecesine severek, okumayı seven ve çevresine dergiler kitaplar armağan eden insanlara severek gitmek yerine onların davetine icabet etmiyorlarsa, bizim yapacağımız tek şey bu konuda ümidimizi yitirmeden bizi anlayacak insanların olacağı günleri beklemek.
Unutmayalım ki, eğitimciler ve anne ve babalar kimi seviyorsa, kimi evlerine davet ediyorsa, kime değer veriyorsa istisnalar hariç olmak üzere çocuklarımız da onları seveceklerdir. Bu gerçeği değiştirmemiz sadece laf ile “oku” dememiz boşa çene yarıştırmaktır. 30 yıllık aşkla şevkle okumalarımda ben bunu anladım.
Okumaya devam edeceğiz tabii ki. Adam gibi müstehcenliğe, siyasete, gıybete bulaşmadan konuşacak adam bulamazsak o zaman kitaplar bize bunlara bulaşmamızı engelleyecek en güzel arkadaşlar olacaktır. Okumayı sevmek, sevgi ile olacaksa bu da tabii ki kalbin hissetmesi beynin de algılaması ile olacak iştir. Yani görmek, duymak, başka organlarımızla olacak iş değil.
Hayatta okuyanın pişman olduğuna çok az ama okumayı sevmeyenin çok kez pişman olduğuna her zaman şahit oldum ve olmaktayım. Bana bu aşkı bahşedene de sonsuz şükürlerimi sunmaktan her zaman zevk almaktayım.
Okumak aşkını bahşeden Allah’ım umarım bizim bu aşkımızın hürmetine bu aşkımızı başkalarının da fark etmesini ve bizi anlamasını sağlar.

Yazıyı  alan  Umutcan ,  arkadaşlar ile buluşacağını söyleyerek  yanımdan  ayrıldı. Kucaklaştık.Kitaba   yazıya çok teşekkür ederek  “Kitap  okumayı sevme Vakfı” nın  güzel bir hizmet yaptığını  söyleyerek   yanımdan ayrıldı.

 

 

 

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat