TOKAT GAZETESİ

ŞEN OLA DÜĞÜN…

Böyle bir kırçıllı havada gelin almak için komşu köye gidecek düğüncülerin hazırlığını izliyoruz. Zurnacı, gelin ağlatanı vuruyor. Hava öyle ayaz ki amcaların bıyıkları buz tutmuş. Yoğunlaşan nefes zurnadan damlalar halinde dökülüyor.

                Gençler ondan bundan tedarik ettiği giysilerin tadını çıkarıyor. Birinden yarım astarlı Suriye ceketi, öbüründen cızlavut kara lastik ayakkabı, belki bir başkasından ütüsüz beyaz Frenk gömleği…

                Düğün kâhyası seslenir. “Sallanmayın. Buzlar çözülüp çamura saplanmadan alabildiğimiz kadar yol alalım.” Gelinin ağırlığını taşımak için at arabası, gelin atı, varsıl çocuklarının özel atları ve bir sürü yaya yola çıkarlar. Geride kalan yaşlılar söylenir. "Atlı gidiyo, arabalı gidiyo ya şu s..im yaya neye gidiyo!” ya da “Gelinle güveyi sevinir, yanı sıra da iki deli.”

                Âlayı vâlâ, şenlik şamata ile gelinin köyüne yaklaşan düğüncüleri iki engel karşılar: köye giren yolu, bir kısım dekanlılar, ip gererek kesmiş, bahşiş ister. Bir kısmı da sapa bir tepede ellerinde bayrakla toplanmış. Düğüncünün bayraktarı ve arkadaşlarını beklerler. Beklerler ki onlara hazırladıkları çetin soruları yöneltsin, bilemezlerse bahşişlerini alıp iki bayrakla düğüncüyü gelin evinin kapısına kadar getirsinler.

                Bayrakçıların sorduğu sorular, mülakat heyetinin bile aklına getiremediği cinstendir. Şöyle ki:

“Dünya kurulmadan var idi ezan,

Yer bakır gök demir cahi kim kazar?

Mezhep mi ezel, kitap mı ezel, kim idi yazan?

Bağdat’da selama duran kim idi?”

                Bunun yanıtından sonra bir başkası: ölçülü kafiyeli dizelerle “Falan köprünü altından saatte kaç bardak su geçer?” Bu soruya cevaben: “Teraziyim nuiyim, ben de sana uyayım. Bir bardak verin arkadaşlar, ölçüp ölçüp sayayım.”diye mantıksız soruya mantıksızca cevap verilir.

                Bu ve benzeri soruları bilen bilir, bilmeyen de bir kilo rakı, bir tavuktan oluşan cezasını öder. İki bayrakla düğün alayının önünde sarmaş, dolaş kol kola, şaka şamatayla yola revan olurlar.

Şimdi iki bayraktar beraberce:

“Yelebi bayrağım yelebii!

Dolandık geldik Şam’ı Haleb’i,

Mısır ülkesinde yatan Elvan Çelebi,

Elvan Çelebi’yi yaratanın aşkına

Verelim peygambere, Muhammed’e salavat”

                Gelin evinin önünde iki köy halkı kaynaşmış, coşku doruğa ulaşmıştır. Adamın birinin eşine “Benim neyimi beğenmiştin? Sorusuna eşinin “Davulcuya okkalı bir küfür savurarak, vur bakalım bir Çorum Halayı deyişini” cevabı gibi zurnacıya dönen sağdıç:

“Vur bakalım bir Allı Durna!”der…

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat