TOKAT GAZETESİ

2. Nasıl Okumalıyız

Bir Gün  “ Kitap Okumayı sevdirmek Vakfı’nda,  kitap okuyordum. Yanımda bir arkadaşım vardı. O da kitap okumayı seven bir öğretmendi. Bizim Vakfa sık sık uğrar ve benden ödünç kitaplar alırdı.  Batmanlı Nevzat Hoca’yı severdim ben. Bizim Vakfı Keşfetmeden önce kitaba çok para verdiğini ama Vakfı keşfettikten sonra da sık sık gelmeye başlayacağını söylemiş ve tutarsız, bir dediği bir dediğine uymayan çok Öğretmenin aksine o her zaman gelmeye gayret etmişti. Hatta beni okula öğrencilere konuşma yapmaya davet etmiş ve öğrencilere Kişisel Gelişim Dergi ve kitaplarından hediye etmiştik.

Nevzat Hoca o gün okuduğu kitapları getirerek yeni kitaplar almaya gelmişti Vakfa. Elinde evrak çantası, her zamanki gülen yüzü ile tam bir Edebiyatsever insandı Nevzat Öğretmen. Nevzat Öğretmen’i severdim. İkimizde kitap okuma sevdalısı insandık.  O benden genç ve saygılı insandı bana karşı.

Nevzat Hoca ile çaylarımızı içerken telefon çaldı.  Ben önce şaşırdım. Telefondaki numarayı önce tanıyamadım ama sonra hatırlayarak merakla açtım. Arayan Umutcan’dı ve verdiğim kitabı okuduğunu söyledi. Kitap okumayı çok sevdiğini buluşacağımız güne daha iki gün olmasına rağmen yeni konuyu konuşmak üzere uygun zamanda yanıma gelmek istediğini söylüyordu.

Ben önce şaşırdım. Genelde gençler bir buluşma ya da iki buluşmadan sonra hemen bahane uydurarak yanımızdan uzaklaşarak böyle gelişim işlerinden sıkılırlardı ama Umutcan ise tam tersine daha sık gelmek isteyen insandı. Buna sadece sevinmek düşerdi bize.

O gün tam da o saatte uygundum ve Nevzat Hoca gibi kitap sevdalısı bir öğretmen ile Umutcan’ı tanıştırmanın çok faydalı olacağını düşündüm. Meğerse Umutcan ‘da o gün erken kalkmış ve çarşıda Vakfa yakın yerde çay içiyor, kahvaltı yapıyormuş. Hemen gelebileceğini söyledim.

Telefonu kapatınca biz Nevzat Hoca ile çay içmeye devam ettik. Sohbet konumuz genelde gençlerin kitap okumayı sevmemesi ve öğretmenleri ve yaşça büyük insanlar iletişim kurmaktan çekinmeleri üzerineydi.

Sohbetimiz devam ederken henüz 5 dakika olmamıştı ki Vakfın kapı zili çaldı. Gelen Umutcan idi.  Nevzat hoca ve benim elimi saygı ile sıkarak Nevzat Hoca’nın karşısında bulunan koltuğa oturdu. Nevzat hoca ile Umutcan tanışarak sohbete koyuldular.

Benim en sevdiğim şeylerden bir tanesi  de  okumayı seven insanları tanıştırmak,kaynaştırmak ve dost olmalarına   sebep olmaktı. Kitap Okuyan iki insanın tanışması yeni kitapseverlerin kazanılması anlamına geliyordu benim için.

Bu konuşmalarda PDR öğretmeni olan birisine daha kitap okumayı sevdirirsek o da muhtemelen çocuklarına, öğrencilerine kitap okumayı sevdirecekti.

Ben hemen kalkarak çay makinesinden çayları hazırladım. Çekmeceden hazır pastaları çıkararak önlerimize koydum. Sanki   “Kitap Okumayı sevme Vakfı’nda değil şehrin en güzel lezzetli pastalarını yapan Pastanedeymişiz gibi 3 kitapsever mutlulukla kitap, okumak ve mutlu yaşamak üzerine sohbete koyulmuştuk.

Nevzat bey sohbette Umutcan ile hemen kaynaştılar.  Birbirlerine telefonlarını verdiler.  Ben de onlara sık sık konuşmalarını tavsiye ettim.  Bu arada Nevzat Hoca çayını içip de ayağa kalkınca dersine yetişmek zorunda olduğunu söyledi.

Biz de samimiyetle Hoca’yı yolcu ettik.

Umutcan gene simitler, bisküviler getirmeyi ihmal etmemişti.

“Hocam, geçen verdiğiniz kitap ve bilgiler çok işime yaradı” dedi.

Ben biraz surat asmış gibi yaparak:

“Hoca yok abi var sadeceJ

Umutcan bunu söyleyince gülümsemesi,   bembeyaz yüzünde beyaz güller açmış gibi oldu

Dişleri de görününce.

Çaylarımız sıcak sıcak içilmeyi bekliyordu. Çayımdan bir yudum aldım.  Keklik kanı gibi sıcak çay içimi ısıtmıştı. Umutcan’ın bembeyaz samimi dişleri ile gülümsemesi de sıcak çay gibi içimi ısıtarak ona kitap okumayı sevdirme konusunda azmimi artırıyordu.

Ben Umutcan’a “anlat hadi “ der gibi bakmaya başladım.

Umutcan’a bakınca daha önceki gelişinden daha çok özgüven sahibi olmaya başladığını, yüzünün daha samimi güldüğünü,   bana daha içten baktığını hissetmeye başlamıştım. Bunu Umutcan ile paylaşınca bana:

“Abi, daha önce de söylediğim gibi geçen sefer buluşmamızda anlattıklarınızı o kadar samimi dinlemiş ve kendi kendime gerçekten de sizi samimi dinleyeceğime,  söyleyeceklerinizi beynime nakşedeceğime ve bunları da daha sonra kâğıda dökerek yeniden düşüneceğime kendi kendime söz vermiştim. Bu kendime sözü tutunca gerçek manada da özgüvenim artarak okumayı sevmem de artmaya başladı.

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat