TOKAT GAZETESİ

Nasıl Okumalıyız 3:

Nasıl Okumalıyız 3:

Biraz durarak çayımdan bir yudum aldım. Çayımız soğumak üzereydi. Umutcan da çayından bir yudum aldı.  Devam ettim:             

“Ben hayatta her şeyi okuyarak elde ettiğimden kurslara gitmedim. Ben yavaş yavaş anlayarak okurum ve beğendiğim kitabı bir süre sonra tekrar okurum ki iyi anlayarak, anladıklarımı da iyi uygulayarak bana faydalı olacak hale getireyim. Tabii ki hızlı okuma kursuna giderek hızlı okuyarak anlayan insanlarda vardır. Önemli olan nasıl okuyacağına insanın kendisinin karar vermesidir.     

“Yani ben karar vereceğim bu konuda öyle mi nasıl okuyacağım konusunda”

“Tabii ki öyle. Kendi kararlarını kendi veremeyen insan sonuçlardan da başkalarını sorumlu tutar. Şimdi ben başkasına şöyle oku der de sonuçta o benim önerdiğim okuma yönteminden olumlu sonuç alamazsa sonuçta büyük ihtimal ile ben suçlanacağım. Bu yüzden herkes okuma yöntemini kendisi seçmelidir”

“Anlıyorum abi”

“Öyle insanlara rastlarım ki Umutcan Kardeşim, yaz tatili boyunca 50 kitap okuduğunu söyler. Belki doğru okumuştur. Ama davranışlarına, tutumlarına, söylediklerine, okumanın bir ürünü olarak sosyal gelişimine baktığım zaman hiç de çok okumuş insan tavırları göremiyorum. Okuduklarını davranış ve tutumlarına yansıtamayan insan hiç okumamış demektir. Çok okuyorum deyip de sırf bizden aşağı kalmamak için “okuyorum” bizi kandırdıklarını zannedenlere de çok rastladım. Burada onlarla muhatap olunca  ‘bunlar nasıl okumuş ki, hayatlarına yansıtamamışlar’ dediğim çok olmuştur”.

Birden aklıma gelmiş gibi sordum:

“Umutcan, çok kitap okuduğun zaman bana karşı tutumun nasıl olur?”

“Abi, sizinle tanışalı daha 2 hafta olmasına rağmen ve bu sadece 2. Buluşmamız olmasına rağmen siz bana o kadar güzel okuma sevgisi aşılıyorsunuz ki inanın beni 5 yıl okutan öğretmenim kadar çok şey kattınız bana. Sizinle bir araya gelince içimden ‘keşke bu abi,  bir yükseköğrenim yurdunun müdürü olsa da ben de o yurda kalsam okul dışında yurtta kaldığım zaman bana fahri olarak danışmanlık rehberlik eder’ diye içimden geçiriyorum inan. Her zaman sizinle böyle yanınıza gelmek ve gelişim konuşmak istiyorum” dedi.

Ben gülerek baktım. Umutcana bakarken bir de çay bardaklarımız gene boşalmış. Hemen kalkarak çay makinesinden çayları doldurdum. Umutcan da aynen benim gibi çay tiryakisi çıkmasın mı?  İki çaykolik okuma sevgisinden sonra çay sevgisinde de buluştuk. Yani.

“Sen öyle söylüyorsun ama Umutcan Kardeşim 50 kitap okuduğunu söyleyen insanlar yanımıza gelerek bize “ nasıl gelişeyim “ diyecek yerde “şu nasıldır, bu topluluk nasıldır” diye soruyor. Ben kişiler hakkında konuşmak istemem gelişmek hakkında konuşmak isterim. Karşımadaki insan da kitap okuyor ve gerçek manada okuyorsa zaten o nasıl şu nasıl sözlerini bırakıp da  “nasıl gelişebilirim? Okumaktan nasıl verim elde edebilirim? Okuduklarımı kendime ve çevreme nasıl verimli hale getirebilirim?” sorularının cevabını arar. Hiçbir kitabın dedikoduyu, insanlar aleyhinde konuşmayı teşvik ettiğini veya tavsiye ettiğini sanmıyorum. Ya da be öyle kitaplar okumuyorum. Amaç verimli olmak ve verimli okumaksa nasıl okuduklarımızın yöntemini de biz belirlemeliyiz. Başkaları değil.”

“Anlıyorum abi. Öğrenmenin sınırı yok yani. Sınırları bizler koyuyoruz kendimize öyle mi “?

“Aynen doğru tespit güzel kardeşim. Biz kendimize sınır koymadıkça öğrenmenin limiti yok. Geçen gazetede okumuştum da ülkemiz  genelinde  halen  66 yaşından büyük  1900 e yakın   kişi yarım kalan  Üniversite  öğrenimine devam ediyormuş”

“Bravo onlara”

“Bir insana kendi önyargıları, özgüvensizliği, kendi benliğinden daha büyük kötülüğü kimse vermemiştir Umutcan. Gençler öfkelendiği zaman hemen suçu başkasında arar ve suçlu gördükleri insanlara hakaretler yağdırırken aslında kendilerini cezalandırdıklarının farkına bile varmazlar”

“Nasıl abi? “

“İnsan öfkeye kapılarak iletişimsizliğinin sebebini hep başka yerde arar. Mesela ben biri ile iletişim kurmaya çalışırsam ve  “o gevşek davranıyor”  diyerek biraz iletişimi kurmaya devam etsem o hemen baskı kurduğumu zannederek beni haddimi aşmak,  yüzsüz davranmakla suçluyor. Hâlbuki biraz sabretse ondaki çekingenliği el ele vererek yenmesine çalışırız. Sonradan hatasını anladığında ise özür dilemenin bir erdem değil zayıflık, acizlik olduğunu zannederek özür dilemediğinden de sabredemediği için belki de bir abi, bir öğretmeni kaybediyor”

“Anlıyorum abi. Bende aynı durumda olsam sizin gibi okuma sevgisi aşılamaya çalışan bir abiden mahrum kalırdım. Sizi şimdi daha iyi anlıyorum”

“Bu sadece benim için değil aynı zamanda öğretmenler, üniversitede öğretim üyelerine öğrencilerin yaklaşımı için de geçerli. Umutcan,  bazen benim yaşımda kişiler ise sohbet ederiz. ‘Bizim zamanımızda bize yol gösteren yoktu’ derler. Ben biraz anlatınca da hakikaten varmış da biz fark edememişiz’ derler. Yani insan başkalarını suçlamadan önce iyi düşünür ve önyargılardan arınırsa o zaman kendi hatalarını daha iyi görebiliyor işte. Kendi hatalarını görmek bir şey ifade etmez. O’nu tamir etmek de lazım ”

Umutcan hayretle bana baktı  “Tamir etmek” lafına takılmıştı besbelli. Araba, makine gibi somut şeyler bozulunca tamir olurdu da, hata gibi soyut şeyleri tamir etmek nasıl olurdu?  Onu anlayamamıştı. Bakışından bunu anladım.

 

 

 

 

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat