TOKAT KIZ ENSTİTÜSÜ KURUCU MÜDÜRÜ İDEALİST EĞİTİMCİ SIDIKA AVAR ÜZERİNE

                                                                     Hasan AKAR                                                                            

“Ey Mastarların, Hazarların, Gölcüklerin, Muratların ülkesi Elazığ, ey bağlarında tat, dağlarında buzlu sular kaynayan yeşil Uluovaların evlatları, ey Tunceli ve Bingöl’ün göklerle yarışan çetin dağları, boynunu bin bir haşeratın kemirdiği boynu bükük ormanları, ey dar zümrüt vadilerin çileli yiğit çobanları ve mert insanları…

Ey saadetinize sevinç, dertlerinize gözyaşı kattığım vefalı kızlarım, biçare bacılarım!...

Uğruna serdiğim yirmi senenin kahırları,dertleri,cefaları ananızın ak sütü gibi helal olsun!..

Kalbimde sizin için burcu burcu tüten saadet ve bereket dilekleri köyünüze, kömünüze rahmet gibi yağsın ve mesut olun…”

Bu duygulu mısralar yirmi yıla yakın Elazığ’da görev yapan, Bingöl’de, Tunceli’de, Malatya’da dağ taş demeden, kamyon kasalarında, at ve katır sırtında, yayan yürüyerek öğrenci toplayan, ülkesine en zor şartlarda ışık saçacak kızları yetiştiren Sıdıka AVAR’ın 1959 yılında Elazığ Tren Garı’nda kendine veda edenlerin gözyaşları içinde tren düdüğüne ve koyu kömür dumanlarına karışan hisleriydi.

Sıdıka AVAR’ı herkes Gazeteci Hikmet Feridun ES’in eşiyle birlikte onun görev yaptığı Elazığ’ı, dolaştığı yerleri gezmesi ve görüşmesinden sonra 1957 yılında Hayat Mecmuası’nda  “Kızımı da Götür” başlığıyla yazdığı bir  makale ile misyoner öğretmen  olarak tanımıştır. Biz, buraya Hikmet Ferdun ES’in bu makalesinden bir bölüm alalım:

“…Şimdi Elazığ, Tunceli, Bingöl çevresindeki halk bu ufacık kadından bir azize gibi bahseder. Onun hakkında iki yüze yakın mani, masallar ve çocukların dilinde sayısız Avar şarkıları vardır.

O, yol vermez, geçit tanımaz dağları at sırtında tırmanır. Dağ köylerinden, Atatürk’ün söylediği gibi, bazen hiç Türkçe bilmeyen çoğu esmer köy kızlarını toplar, onları kendi ceketine sarıp mektebine götürür.

Avar, Doğu’da gerçekten inanılmaz bir isimdir. Vaktiyle ancak mavzer gücüyle girilebilen dağ tepesindeki köylere bu masal kadını talebe toplamak için gittiği zaman

Köylüler:

-Kızımı da götür, Avar!... diye atının üzengisine yapışıyor…

“Kızımı da götür!..” Tunceli ve Bingöl dağlarının en meşhur cümlesidir.

Hiç Türkçe bilmediği halde şehre Avar’ın okuluna gelen kızı bir kere de üç dört sene sonra görürüz. Ben bir insanı yaratma mucizesini Elazığ Kız Enstitüsü’nde gözlerimle gördüm.”

Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği ve Kümbet Dergisi ekibiyle 7-9 Ağustos 2009’da Bingöl-1.Kiğı Seyit Kasım Doğa Kültür ve Bal Festivali’ne davetli idik. Etkinliklerden fırsat bulduğumuz zaman içerisinde halkla da konuşmalarımız, bütünleşmelerimiz oldu. Kemalettin Kamu’nun Bingöl Çobanlarına şiirini Kiğı –Karakoçan arasında bir pınar başında o yörenin sanatçısı Helin’le birlikte yeniden söyledik yaşadık.

Daha önce okuduğum Sıdıka AVAR’ın “Dağ Çiçeklerim” hatıra eserinde onun Bingöl ve Kiğı’dan da o yıllarda öğrenci topladığını biliyordum. Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ, 1945 yılında yaptığı Doğu gezisi sonunda Bingöl’den de Elazığ Kız Enstitüsü’ne yirmi beş öğrenci alınmasını, Müfettişlik kamyonetinin de bu işe tahsis edilmesini emir olarak vermişti. O bize Reşat Nuri GÜNTEKİN’in Çalı Kuşu romanındaki kahramanlardan Feride’yi hatırlatıyordu.

Şimdi onun güç şartlarda gezip dolaştığı, ilim meşalesini yaktığı topraklarda idik. Ve onu Kiğı’da yıllar sonra da olsun sormanın sırası idi. Bu konuda Kiğılı Şair Şaziye ÇELİKLER‘den yardım rica edince bizi, annesi 1928 doğumlu –Gülsüm ÜRÜN‘ün (UYAN) evine götürdü. Konukseverliklerinin derecesini izah edemeyeceğimiz tatlı dillerinin, güler yüzlerinin yanı sıra yarı beton yarı ahşap her tarafında geçmişin anılarını yaşatan resimlerle donatılmış eski bir konakta seksenlik ihtiyarla maziye tatlı bir yolculuk başlattık. Sohbetimize Şaziye Hanımın teyzesinin kızı, Kerek Deresi’nde yapılan şiir etkinliğinden dönerken bize Kiğı’nın buzlu sularından çay demleyen, kendi elleriyle yaptığı börekten ikram Hakiye YALÇIN da (1933 doğumlu) katıldı. Her ikisi de Sıdıka AVAR’ı çok iyi hatırlıyordu. Anladım ki böyle bir konu onları çok mutlu ediyor, sıcağı sıcağına sorularımı yönelttim. Gülsüm ÜRÜN Teyze özetle:

“Babam küçük yaşta ölmüştü. Ben de ilkokul üçüncü sınıfa kadar gidip beşi tamamlamadan ayrıldım. Öğretmenimiz Kiğılı Fatma BUDAK idi. Erzurum Nene Hatun Öğretmen Okulu’nu bitirerek öğretmen olmuştu. AVAR Öğretmen geldiğinde halk arasında ”Bir kadın muallim gelmiş kızları okutmak için Elazığ’a götürecekmiş ” dediler. Selen Köprüsü’ne kadar bir kamyonla gelmiş oradan atla Kiğı’ya kadar getirmişlerdi. Hasan Ağa’nın hanında özel hazırlanmış odada kaldı. Kazadaki Kaymakamla ve ileri gelenlerle görüşmeler yaptı. Benim arkadaşlarım Tomris BUDAK (Fatma Budak Öğretmenimizin kızı) , Kiğı’nın zenginlerinden İsmail ENGİN’in kızları Hacer ve Nursel ENGİN’i götürdü.

Nursel ENGİN, Elazığ Kız Enstitüsü’nü okuyarak Ana Okulu Öğretmeni, Hacer de Kız Öğretmen Okulunu bitirerek İlkokul Öğretmeni oldular. Nursel ENGİN daha sonra bizim kazada da yıllarca görev yaptı. Tomris BUDAK ise hemen her yaz Kiğı’da biçki dikiş, nakış kursları açtı. Yüzlerce kız kendi çeyizini fazla masraf yapmadan dizdi. Ben kızım Şaziye’ye hep Sıdıka AVAR’ı hikayeleriyle örnek olarak anlatarak öyle idealist olmasını istedim. O da  öğretmen olunca sanırım onunla ilgili  gerçekleri öğrencilerine aktarmıştır.”

 1949 Kiğı doğumlu Şair, Şaziye ÇELİKLER’in 2009‘da yayınladığı deneme, hatıra ve şiirlerin yer aldığı son eseri “Hayalim Güçlüydü” de Sıdıka AVAR’ın o bölgedeki izlerini görmek pekala mümkün. Eserinde, bu Kiğı Perisi’nin 1963’lü yıllarda Elazığ Kız İlk öğretmen Okulu’na gitmek için kamyonlarda, kimi zaman çimento torbalarının üzerlerinde bazense koyunlarla beraber yolculuklar, tipilerle, vahşi hayvanlarla, tabiatın acımasız yüzüyle mücadeleleri anlatılır. Bunun yanında mezun olduktan sonra da Anadolu’nun en ücra köşelerine sevinçle, umutla koşuşu, nice zirvelerdeki dağ çiçeklerini yetiştirişi gözlerinizin önüne sergilenir.

Konu ile ilgili daha sonra telefonla görüştüğüm öğrencisi Hacer ENGİN (KULUĞ):

“Onu bizim yöremizde bilmeyen, duymayan yoktur. Atatürk’ü nasıl bilirlerse onu da öyle tanırlar. Bizim üst devremiz ablalarımız onun çocukları kendi elleriyle yıkadığını, saçlarını taradıklarını, ördüklerini, bitlerini dahi temizlediğini anlatırlardı. Babasından dinlediklerini bizimle paylaştı. Babam İsmail Ağa Kiğı’nın zengin esnaflarından biriydi. Bir keresinde Sıdıka AVAR’la ilçeye at sırtında beraber geldiklerini, erkekler gibi giyindiğini, goş pantolon, ayağında uzun çizme sırtına ceket giydiğini, ”Sizi evimde  misafir edeyim.” sözüne karşılık, Prensibi gereği kimsenin evinde kalmadığını söylemişti. Yemek teklifine ise “Siz bana buraları iyi bilen iki kılavuz bulursanız, yemiş gibi olurum.” demiş.

Babamın yanında çantasını açmış kurumuş ekmekleri yemiş, bu durum karşısında babam varlığından utanmış. Sıdıka AVAR, Dersim isyanından sonra öksüz, yetim kalmış çocukları topluyordu.” sözleriyle hocasını anlatmaya çalıştı.

Yine onun öğrencilerinden İstanbul’da ikamet eden emekli öğretmen Tuncelili Nuriye SÖYLEMEZ ile yaptığım görüşmede de anladım ki Sıdıka AVAR; bölge insanının ve Türkiye’nin kalbine taht kurmuş, yetiştirdiği kızlar Türk toplumunun medeniyetine, kültürüne katkı sağlamış, unutulmayacak örnek bir eğitimcidir.

                                                                                  (Devamı yarın)