TOKAT GAZETESİ

ARİF NİHAT ASYA’YLA YAŞAMAK

ARİF NİHAT ASYA’YLA YAŞAMAK

                 “Milletler kahramanlarıyla yaşarlar. Kahramanların yaşı yoktur. Kahramanlar, yaşadıkları topraklara ruh veren, yol gösteren müstesna şahsiyetlerdir.” 

Kim ne derse desin, kim ne söylerse söylesin, milletlerin şahsiyetiyle aynileştirmiş çok az insan vardır. 

Aşkı milleti, sevdası milleti, ruh dünyası vatanı ve onun evlatlarının acılarıyla, dertleriyle, sancılarıyla sevinçleriyle dopdolu, mahalle mekteplerinde okumuş, idadiye gitmiş, hayatının bütün dertlerine, bütün kederlerine rağmen; hep ileriyi, daha ileriyi, güzeli, doğruyu, bayrak ve millet sevdalısı olarak yaşamış ve günü gelince “Hu hu’lara karışmak!” hiç de kolay değildir.  

Bu açıdan bakıldığında kendi şahsiyetiyle, milletin kimliği aynileşen ender şairlerimizden biri olan Arif Nihat Asya, bir milli kahramandır. r 

5 Ocak 1975 tarihinde kaybettiğimiz, Arif Nihat Asya’nın bu yıl kırk dördüncü vefat yıldönümü…

Onun yüreği vatan sevdasının harman yeriydi… Bütün ömrü bir çile gergefinin içinde geçti gitti… Hakk’a yürümeden birkaç saat önce yakın dostu Yavuz Bülent Bekiler’den tek şey istemişti: Vatanın hali pür melali…

Yavuz Bülent Bakiler, ölüm döşeğinde ona, 1975 yılındaki Türkiye’yi anlatırken; kâh tebessüm ediyor, kâh hayıflanıyor, kâh ruhunda serin rüzgârların kanat açıp uçmasına izin veriyordu. 

O, tarihimize bir yıldız gibi doğup büyüyen; devlet kurup, devlet yöneten bütün padişahlar için:  “Onlar asil doğmuşlar, asil ölmüşler!”” diyerek överken; Türk Tarihinin Bütün Devirlerini baş tacı ettiğini ve edilmesi icap ettiğini çok bildiriyordu.

Tarihini benimseyen milletlerin, geleceği olmaz… Gelecek, geçmişin üzerine bina edilir. Ak Tolgalı Beyler, bindikleri Bengibozlara; ufuktan ufuğa ancak bu ruhla, bu anlayışla ay yıldızlı bayrağı taşıyabilirler.

Konu bayrağa gelmişken, Arif Nihat Asya’nın tam da burada; yine bir 5 Ocak günü yazdığı “Bayrak Şiiri”  gibi “Bir Bayrak Şairi” olduğunu ifade etmeden geçmek, herhalde uygun olmaz.       

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım! 
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

 

Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.

 

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
Yurda ay yıldızının ışığı yeter.

 

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yeryüzünde yer beğen! 
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim!

 

Arif Nihat Asya, şiirleriyle ve fikirleriyle koca bir millete mal olmuş, ender şairlerimizden biridir. O sevdiğini yüreğine basar, dostları için canını vermekten çekinmeyen vefalı biriydi. En çok sevmediği tipler, dost görünen vefasız inanlardı.

Mevlana’yı ve Yunus Emre’ye hayrandı. Hatta kendisi de bir Mevlevî şeyhiydi.  Mesnevî’yi ve Divan-ı Kebir’i başucundan hiç eksik etmezdi.

 1956 yılında yazdığı, “Kubbe-i Hadra” ve 1967 yılında yazdığı “Dualar ve Âminler” adlı eserleri, Rasulullah sevdasının bir tezahürü olarak ortaya çıkmıştır.  

En çok sevdiği musiki; Mehter Marşıydı. Hatta mezarında mehter musikisi çalınmasını ve söylenmesini vasiyet etmişse de bu vasiyeti yerine getirilememiştir.

Hayvanları çok severdi. Hatta evine giren, yılan, çıyan, örümcek gibi hayvanları kendi eliyle tutup, hiçbir zarar vermeden tabiatın kucağına bırakırdı. 

Asla kimseye boyun eğmezdi.  Mustafa Kemal’den iltifat almış zamanın Milli Eğitim Müdürlerine (Hasan Ali Yücel- İsmail Habib gibi) haddini bildirmekten geri kalmamıştır. Bu atışmaların birinde, Malatya Lisesi Müdürüyken anında müdürlük görevinden azledilmiştir.

Arif Nihat Asya’yı anlamak böylesine kısa bir yazıyla elbette mümkün değildir.

Baba tarafından Tokatlı olan Arif Nihat Asya, 1964 yılından yayımladığı “Kökler ve Dallar” adlı eserinde bir şiirle Tokat sevdasını, en güzel şeklide dile getirmiştir.  

 

TOKAD’IN KIRKLARI

O tarafta “Topçam”ın doruğunda” Tek mezar”

Altında “Kırk kız” yatar

Yakınında Kırk kıza

Ayna olan bir pınar…

Şurda beri tarafta Tokad’dan Hac Dağına

Tırmanan “Kırk Badal”  var.

Kırk Kız bulursun bu yanda, inip gitsen

Tarihinden Gök Medrese’ye kadar

Birlik olup Tokad’a

Yerleşmiş belli kırklar.

Ki dediler: Seni de aramıza alalım

Ey Arif Nihat Asya, kal da kırk bir olalım…

 

Ruhu şad olsun. Rabbim, mekanını cennet eylesin!....                                                                               Mehmet Emin ULU

 

 

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat